Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kıyamet Sûresi, 34. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kıyamet Sûresi, 34. Ayet

    اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Evlâ leke fe-evlâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      34-35. "(Ey insan!) Acı sonun yaklaştıkça yaklaşıyor! Evet o sana yaklaştıkça yaklaşıyor!"

      (Ey insan!) Acı sonun yaklaştıkça yaklaşıyor! Evet o sana yaklaştıkça yaklaşıyor! Âyette geçen “evlâ leke” (أَوْلَى لَكَ) cümlesi tehdit anlamında olup, “Veylün leke” (وَيْلٌ لَكَ) “yazıklar olsun sana” mânasındadır. Arapça’da bir kimse bir şeye yaklaştığı zaman “evleytu’ş-şey’e” (أَوْلَيْتُ الشَّيْءَ) denilir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: “Sana azap yaklaştı”. Âyette geçen cümlenin iki kez tekrar edilmesi, hem dünyada hem de âhirette azabın ona yaklaşacağını ifade etmek içindir. Şöyle de yorumlanmıştır: Yaklaşma, azap veren melekler tarafından gerçekleşecektir. Bu tevili benimseyenler, yüce Allah’ın “Sonra da çalım sata sata yürüyüp yandaşlarına gitmişti” beyanının, Ebû Cehil hakkında indiği yolundaki rivayeti delil gösterirler.

      Bu cümlenin mânasının “Sana daha lâyıktır!” olması da mümkündür. Şöyle ki: Ey sefih ve ahmak! Sen benim kavmimden ve kabîlemdensin. Senin için bana tâbi olmak ve dinime uymak başkalarına göre daha önceliklidir. Bu tevili benimseyenler, âyetlerin Ebû Cehil hakkında indiğini söylemektedirler. O, Resûl-i Ekrem’in (a.s.) kabilesindendi. Hz. Peygamber (a.s.) ona “Beni tasdik etmek ve dinime uymak senin için başkalarına nazaran daha lâyıktır” demiştir. Cümle tekrar edilmiştir çünkü iki açıdan ona daha lâyıktı. Birincisi, Resûl-i Ekrem’in (a.s.) kabilesinden ve kavminden olması. İkincisi, Ebû Cehil’in aklı başında ve görüş sahibi olması. Böyle bir kişi, gerçeği ve bâtılı birbirinden ayırmaya daha lâyıktır. Ebû Cehil’in bu özellikleri taşıdığına dair bir başka kanıt da İslâm’ın yayılmasını engellemek amacıyla insanların fikir birliğine varmaları için onları toplaması ve “Muhammed’e nasıl bir isim vereceğimiz konusunda fikir birliği edelim ki onu lekeleyelim ve Araplar arasında durumu ortaya çıksın” demesi ve sonrasında yaptıklarıdır. Bu gibi davranışlar, ancak aklı başında ve görüş sahibi kimseler tarafından yapılır.

      İşte sana daha lâyıktır cümlesinin tevili böyle olunca onun reddetme ve uzaklaştırma mânasında değil de, nasihat ve hatırlatma tarzında olduğu ortaya çıkar. “Daha lâyıktır sana daha lâyık!” cümlesinin, “uzaklaştırma” mânasında değil de, “Daha lâyıktır sana daha lâyık!” mânasında olması da mümkündür. Buna göre “Evlâ leke fe evlâ” cümlesinin mânası şöyle olur: Daha lâyıktır sana Muhammed’in getirdikleri ve atalarının dinleri üzerinde düşünmek! Düşün ki doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayırabilesin ve doğru yola tâbi olasın. Bununla dünyanın ve âhiretin şerefini kazanasın. -Çünkü kişi, şerefi ve izzetiyle övünüyordu.- Şerefinin devam etmesini istiyorsan sözünü ettiklerimize bakman sana daha münasiptir. Düşünüp de doğruya uyasın. İkincisi, Araplar’ın âdeti, kabilesi ister haklı ister haksız olsun, ona yardım etmek ve savunmak şeklindeydi. Resûlullah (a.s.) Ebû Cehil’in kabilesindendi. Hz. Peygamber ona göre haksız bile olsa Arapların âdetine göre Ebû Cehil’in yapması gereken en uygun hareket, ona yardım etmek ve destek çıkmaktı. Haklı olduğunda ise bu yardımı evleviyetle yapmasıydı. O ise evleviyetle yapması gereken yardımı ve himayeyi yapmadı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Evlâ (أَوْلَىٰ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökenini v-l-y olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının "yakınlık, bitişiklik, iki şeyin arasına başka bir şeyin girmemesi" olduğunu ifade eder; "evlâ leke" (yazıklar olsun sana / hak ettin) şeklindeki kalıplaşmış Arapça ifadenin, tehlikenin veya helâk edici bir musibetin muhataba "çok yakın olduğu" uyarısını taşıyan şiddetli bir tehdit deyimi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "velâ" kavramının temelindeki yakınlık mefhumuna dikkat çeker; bu ayetteki deyimin, isyan ve kibrinden dolayı insanın hak ettiği azabın artık yanı başına kadar geldiğini, felaketin ve ilahi cezanın onunla adeta bitiştiğini anlatan kesin bir kınama, beddua ve uyarı kalıbı olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik vurgusuna ve bir sonraki ayette de devam edecek olan ardışık tekrarına (evlâ leke fe evlâ) eğilerek, bu edebi tekrarın sadece basit bir pekiştirme olmadığını; muhatabın üzerine adım adım çöken, kaçınılmaz ve giderek şiddetlenen ilahi bir psikolojik baskıyı, kibrin mutlak çöküşünün sese bürünmüş halini yansıttığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ifadenin İslam öncesi Arap ahlakındaki "istiğna" (kendi kendine yeterlilik) ve kibir psikolojisine yönelik en ağır ontolojik ve retorik darbe olduğunu analiz eder; bir önceki ayette hakikate arkasını dönüp yandaşlarına kasılarak yürüyen mağrur insana yöneltilen bu şiddetli azarın, onun sahte dünyevi güvenini parçalayarak mutlak yıkımın ve cehennemin yakınlığını yüzüne çarptığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cümlenin Mekke dönemi sosyo-psikolojik ortamındaki tarihsel bağlamına işaret ederek, bu tehdidin Hz. Peygamber'in şahsına ve vahye karşı en uç düzeyde düşmanlık, alaycılık ve küstahlık sergileyen Mekke aristokrasisinin nobran tavırlarına verilmiş doğrudan ve sarsıcı bir ilahi karşılık olduğunu; cümlenin "Bu ağır son sana müstahaktır, felaketini kendi ellerinle hazırladın ve artık o felaket yakana yapıştı" şeklindeki o tavizsiz ilahi öfkeyi resmettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X