وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kıyamet Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
"(Hasta) bunun beklenen ayrılış olduğunu anladığında,"
(Hasta) bunun beklenen ayrılış olduğunu anladığında. Âyetin baş tarafında yer alan “zanne” (وَظَنَّ) kelimesinin zannetmek anlamında değil de hayattan ümit kestiği için “kesin bir şekilde bilmek” mânasına olabilir. İbn Abbâs kırâatinde âyet, kesin bir şekilde bilmek anlamına gelen “eykane” fiiliyle ve “eykane ennehuT-fırâk” (أَيْقَنَ أَنَّهُ الْفِرَاقُ) şeklinde rivayet edilmiştir. Hayatından henüz ümitsizliğe düşmemiş olması ve hayatta kalacağı umudunu taşıması dolayısıyla âyetin başında geçen “zanne” fiilinin gerçek zan mânasında da olması mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Zanne (ظَنَّ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini z-n-n olarak belirler ve bu yapının Arapçada birbirine zıt iki temel anlam barındırdığını ifade eder: Biri "şüphe, kesin olmayan bilgi", diğeri ise "yakîn, yani mutlak kesinlik". Bu ayetin ölüm döşeğini anlatan bağlamında kelimenin şüpheden bütünüyle sıyrılarak, hastanın ölüm gerçeğiyle yüzleştiği andaki o "şüphe götürmez kesinliği ve sarsılmaz kanaati" ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zan" kavramının normal şartlarda emarelere (belirtilere) dayanarak ulaşılan bir kanaat olduğunu açıklar; ölüm döşeğindeki kişinin canın boğaza dayanması ve çevresindeki çaresizlik gibi kesin belirtileri (emareleri) bizzat yaşayarak, artık kurtuluş umudunun kalmadığını ve ölümün mutlak surette gerçekleştiğini tam bir "yakîn" (kesinlik) ile idrak etmesini anlattığını söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiilin epistemolojik ve psikolojik bir kırılmayı yansıttığını analiz eder; dünyadayken ölümü ve ahireti ciddiye almayan veya ona şüpheyle yaklaşan insanın, sekaret (can çekişme) anında yanılsamalarından aniden kurtularak hakikatle en acı ve yalın haliyle, varoluşsal bir "kesin biliş" ile yüzleşmesini betimlediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının "sanmak veya tahmin etmek" değil, can çekişen kişinin kendi bedensel çöküşünü tecrübe ederek dünyadan ayrılış vaktinin geldiğine dair zihninde oluşan "tam ve kesin inancı" resmettiğini ifade eder.
Firâk (الْفِرَاقُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünü f-r-k olarak tespit eder ve bu yapının asıl anlamının "birbirine bitişik veya bir arada olan şeyleri ayırmak, bölmek ve aralarını açmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "firâk" veya "müfârakat" kavramının iki şeyin birbirinden kesin olarak kopması olduğunu açıklar; bu ayetin bağlamında ise bu kopuşun çok katmanlı olduğunu, öncelikle ruhun bedenden ayrılmasını, ardından da insanın dünyadan, ailesinden, sevdiklerinden, malından ve alıştığı tüm fiziksel çevreden geri dönülemez bir biçimde sökülüp koparılmasını ifade ettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve duygusal derinliğine eğilerek, bu ismin sadece fizyolojik bir ölümü değil, insanın varoluşsal olarak kök saldığı dünya hayatından koparılırken yaşadığı o derin hüznü, trajik vedalaşmayı ve mutlak kopuşun getirdiği psikolojik dehşeti sese büründürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "firâk" kelimesinin burada insanın dünya hayatıyla kurduğu tüm bağların, ihtirasların ve aidiyetlerin nihai olarak kesilmesini simgelediğini; ölüm döşeğindeki kişinin artık geriye hiçbir dönüş yolunun kalmadığını ve her şeyin bittiğini anladığı o "mutlak ayrılık" anını betimlediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir sınır çizgisi olarak değerlendirir; insanın dünyevi varoluşunu sağlayan ruh-beden bütünlüğünün parçalanmasını ve bireyin alıştığı somut âlemden, yapayalnız ve çırılçıplak bir şekilde yepyeni bir boyuta (uhrevi âleme) fırlatılmasındaki sarsıcı ayrılışı ifade ettiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla