وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kıyamet Sûresi, 21. Ayet
Daralt
X
-
20. "Hayır (ey insanlar)! Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz."
21. "Âhireti ise bir yana bırakıyorsunuz."
Hayır (ey insanlar)! Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz. “Kella’ (كَلَّا) kelimesi onların daha önce yaptıklarını yasaklama ve bundan caydırma mânasına gelir. “Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz” cümlesi, çabucak gelip geçeni sevmelerine karşılık, kendilerini kemiklerin bir araya getirilmeyeceği, dirilme diye bir olayın vuku bulmayacağı yolundaki zanna sevk edenin ne olduğunu açıklamaktadır. Şöyle ki: Onlar dünya hayatına düşkün olmuşlar, dünyada yaşamayı öyle bir sevmişlerdir ki bu sevgi, kendilerine âhirete imanı ya da kanıt ve deliller üzerinde düşünmeyi unutturmuştur. Halbuki bunların üzerinde yoğunlaşsalar bu, kendilerini ölümden sonra dirilmeyi kabul etmeye götürür. Ama bu dünya sevgisi yüzünden âhireti ummayan bir tutum içine girmişlerdir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bize kavuşma ümidi taşımayanlar”.
Âhireti ise bir yana bırakıyorsunuz. Bu ilâhî beyanın tefsirini yaptığımızda belirttiğimiz gibi çabucak gelip geçeni, yani dünyayı sevmeniz, sizleri âhireti bırakmaya ve onu inkâra sevk etmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Tezerûne (تَذَرُونَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini v-z-r olarak belirler ve bu kökün temel anlamının "bir şeyi kendi haline bırakmak, terk etmek, umursamayıp arkaya atmak" olduğunu ifade eder; ayrıca bu fiilin Arapçada genellikle mazi (geçmiş zaman) kalıbının kullanılmadığını, fiilin yapısı gereği anlık ve süregelen bir terk edişi vurgulamak için müzari (şimdiki/geniş zaman) kalıbında yaygınlık kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zer" eyleminin basit bir unutkanlık veya ayrılış değil, bir şeye kasten değer vermeyerek, onu gözden çıkararak ve ihmal ederek şuurlu bir şekilde geride bırakmak olduğunu açıklar; bu bağlamda eylemin, insanın ahiret gerçeğini bilerek ve isteyerek hayatından çıkarmasını ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inkârcı psikolojisini tahlil ederken bu fiilin, insanın somut ve peşin olana duyduğu ihtiras sebebiyle soyut ve nihai olanı zihinsel bir körlükle tamamen tasfiye etmesini, varoluşsal bir tercihle hakikati devre dışı bırakmasını betimlediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin şimdiki zaman kalıbıyla kullanılmasının, insanın ahireti yok sayma tutumunun geçmişte kalmış veya bir anlık bir hata değil, ısrarlı, inatçı ve sürekli yenilenen kronik bir yaşam tarzı olduğunu gösterdiğini ifade eder.
Âhirah (الْآخِرَةَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini e-h-r olarak tespit eder ve bu yapının asıl anlamının "bir şeyin ilkinin veya başının zıddı olarak sonu, geride kalanı veya daha sonra geleni" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âhirah" kelimesinin zaman veya mekân itibarıyla geriye bırakılan, ertelenen ve dünyanın nihayetinden sonra başlayacak olan mutlak ve kalıcı evreyi tanımladığını; bir önceki ayetteki "âcile" (peşin olan) kavramının ontolojik ve kronolojik karşıtı olarak kullanıldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik derinliğini Sami dilleri coğrafyasında inceleyerek, kökün Aramice ve Süryanicedeki "ahrita" (gelecek olan dünya, son durak) terimiyle akrabalığına dikkat çeker; Geç Antik Çağ'ın eskatolojik edebiyatında yaygın olarak kullanılan bu köklü bölgesel kavramın, Kur'an'ın ahiret inancını formüle ederken yerleşik dini terminolojiyi nasıl benimsediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlam dünyasında "âhirah"ın sadece kronolojik bir "sonra" değil, dünyevi eylemlerin ahlaki ve nihai sonuçlarının bütünüyle tecelli edeceği en üstün ontolojik gerçeklik olduğunu; ancak bedevi veya materyalist aklın bu ertelenmiş gerçekliği idrak edemeyip elindeki peşin dünyaya sarıldığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamdaki zıtlık sanatına (tıbak) işaret ederek, "âcile" ile "âhirah" arasındaki kavramsal karşıtlığın insanın önündeki iki radikal varoluşsal tercihi simgelediğini; insanın kısa vadeli bir haz uğruna ebedi ve muazzam bir geleceği feda etmesindeki trajik boyutu vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "âhirah" kavramının İslam ontolojisinin ağırlık merkezi olduğunu, insanın bu nihai gerçekliği sürekli "terk etme" (tezerûne) eğiliminin, ahiretin yüklediği ağır ahlaki sorumluluktan kaçarak dünyanın kaygısız ve haz odaklı doğasına sığınma çabasından kaynaklandığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla