يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kıyamet Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
"İşte o gün insan 'Kaçacak yer var mı?' diyecektir,"
İşte o gün insan “Kaçacak yer var mı?” diyecektir. Kaçacak yer var mı cümlesinin “Kaçmanın çaresini nasıl bulabilirim? Allah’ın şiddetinden ve azabından kurtulmak için kime sığınabilirim?” diye çare arama şeklinde söylenecek olması mümkündür. Kaçacak yer var mı? sorusunu kaçacak yer olmadığına kesin kanaat getirdiğinden “Benim için başıma gelenlerden kaçacak yer yok” anlamında kullanmış olması da mümkündür. Bütün bunların daha önce belirttiğimiz gibi ölüm esnasında söylenecek olması da ihtimal dâhilindedir.
İşte o gün insan ‘Kaçacak yer var mı?’ diyecektir meâlindeki beyanda geçen kaçacak yer var mı? cümlesinin “başıma gelenlerden kaçacak yerim yoktur” ya da “azaptan kurtulmak için nereye kaçıp kime iltica edebilirim?” anlamında olması mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Yekûlu (يَقُولُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini k-v-l olarak tespit eder ve bu yapının asıl anlamının ağız ve dilin hareketiyle sesi harflere dökerek bir meramı ifade etmek, söz söylemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin hem sese dökülen lafızlar hem de zihindeki inanç ve düşünceler için kullanılabileceğini açıklar; bu ayetteki kullanımının ise, dehşet verici kozmik olaylar karşısında insanın iç dünyasında yaşadığı paniğin irade dışı bir şekilde sese dökülmesini ve çaresiz bir feryadı temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin geniş ve şimdiki zamanı kapsayan müzari kalıbında kullanılmasının, Kur'an'ın kıyamet tasvirlerinde sıkça başvurduğu "hikâye-i hâl" üslubu olduğunu belirtir; yani gelecekte yaşanacak bu eskatolojik dehşet anı, muhatabın zihninde sanki o an gerçekleşiyormuş gibi canlı, dinamik ve sarsıcı bir tablo olarak resmedilir.
İnsân (الْإِنسَانُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünde yatan n-s-y bağlantısına dikkat çekerek, insanın dünya hayatındayken kendisine yapılan uyarıları ve hesap gününü unuttuğu (nisyan) için bu dehşet anında büyük bir şaşkınlık ve çöküş yaşadığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "üns" (alışmak, güven duymak) kökünden de beslendiğini, bu bağlamda insanın dünyada alıştığı, yeryüzünün sarsılmaz sandığı düzenine güvendiği tüm dayanakların yıkılmasıyla yapayalnız kalarak kaçacak bir yer arayan zavallı bir varlığa dönüştüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki "insan" prototipini inceleyerek, bu ayetteki insanın kendi kendine yeterli olduğunu zanneden ve ilahi sınırları ihlal eden kibirli inkârcı tipolojisini temsil ettiğini, ancak evrensel yıkım anında bu dünyevi kibrin yerini mutlak bir acziyetin aldığını analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu sahnedeki konumunun, dünyadaki statüsü, serveti veya gücü ne olursa olsun, evrensel felaket karşısında çırılçıplak ve savunmasız kalan "beşer" gerçeğini vurguladığını söyler.
Mefer (الْمَفَرُّ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini f-r-r olarak belirler ve bu kökün asıl anlamının korku, tehlike veya baskı veren bir şeyden hızla uzaklaşmak, kaçmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "firar" kavramının bir felaketten ürkerek süratle kaçmayı ifade ettiğini, "mefer" kelimesinin ise bu bağlamda "kaçılacak yer, sığınılacak son durak" (ism-i mekân) anlamına geldiğini belirtir; ayetteki soru kalıbıyla birlikte bu kelime, sığınılacak hiçbir güvenli alanın kalmadığı yönündeki mutlak yoksunluğu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki lügat yapısına inerek, ilahi felaketten kaçış veya sığınak arama motifinin kadim dini dillerde ortak bir tema olduğunu, Kur'an'ın bu köklü kavramı eskatolojik çaresizliği somutlaştırmak için kullandığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki kaçış yeri arayışının ("Nereye kaçmalı?") aslında bir yer öğrenme talebi olmadığını, insanın dört bir yanını kuşatan ilahi azap ve bozulan evrensel nizam karşısında yaşadığı "mutlak çaresizlik ve derin yeis" halini dışa vuran retorik bir çığlık olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mefer" kavramını psikolojik bir boyutta ele alarak, varlığının ontolojik temelleri gözleri önünde yıkılan insanın, ilahi bir hesaplaşmadan fiziksel bir mekâna sığınarak kurtulabileceğini sanma gibi nafile ve trajik bir varoluşsal panik sergilediğini analiz eder.
Yorum
Yorum