فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kıyamet Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
7-9. "Göz dehşetle açıldığı, Ay tutulduğu, Güneşle ay birleştirildiği zaman."
Göz dehşetle açıldığı. Âyetin metninde geçen “berika” (بَرِقَ) dehşete düştü ve şaşkın oldu demektir. Müfessirler, bundan sonra ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bu durumum ölüm anında olduğunu söylemişlerdir. Bazıları ise bahsi geçen hallerin kıyâmet günü olacağını belirtmişlerdir. Âyetin yorumu hangi duruma göre yapılırsa yapılsın doğru ve isabetli olur. Çünkü dirilmeyi inkâr eden kimseye Allah Teâlâ’nın şiddeti gelip de üzerine çöken korkuyu görünce dirilmenin olacağına kesinlikle inanır ve bilgi sahibi olur. Sonra bundan maksat ölüm hali ise Cenâb-ı Hakk’ın “göz dehşetle açıldığı, ay tutulduğu, güneşle ay birleştirildiği zaman” meâlindeki beyan, hakiki mânada da değil de bir temsil tarzında söylenmiş olur. Çünkü gözü dehşetle açıldığı ve şaşkınlığa düştüğü zaman ne beden gözüyle ve ne de kalp gözüyle faydalanamayacak hale gelir. Bu durumda ayın ışığını göremez, ay tutulmuş, güneş ve ay bir araya gelmiş gibi olur. Güneşin ve ayın ışığını göremez. Başına gelen belâlar ve korkunç durumlar dolayısıyla gündüz ona gece, gece de gündüze döner. Bu kişinin hali Hz. Peygamber’den (a.s.) nakledilen bir hadiste bahsedilen durum gibi olur: “Dünya müminin hapsi, kâfirin cennetidir”. Resûlullah (a.s.) bir başka hadiste de şöyle buyurmuştur: “Kim Allah Teâlâ ile buluşmak isterse Allah da onunla buluşmayı sever. Kim Allah ile karşılaşmaktan hoşlanmazsa Allah da onunla karşılaşmaktan hoşlanmaz”. Âlimler bu iki haberin ölüm ânıyla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Şöyle ki: Kâfir ölüm ânında kendisine vâdedilen korkunç halleri ve şiddetli durumları görür ve o korkunç durumlar ve şiddetli hallere düşmesin diye ruhunun bedeninden çıkmasını istemez. O anda dünya cennet gibi olur ve oradan ayrılmaktan hoşlanmaz. Mümin de Rabb’inin kendisine vâdettiği müjdeleri, çeşit çeşit ikramları görünce kendisine hazırlanan nimetlere ulaşmak için dünyadan çıkıp gitmek ister. O anda dünya ona hapishane gibi olur. Bütün bunlar, belirttiğimiz açıdan zihinde canlandırma tarzında söylenmiş sözler olur. Eğer İlâhî beyan kıyâmet günüyle ilgili olursa o zaman gerçek mânada güneş tutulması ve güneşle ayın birleştirilmesi söz konusu olur.
Göz dehşetle açıldığı cümlesine bazıları göz, kıyâmet günü davetçiye doğru dehşetle açıldığı zaman, anlamı vermişlerdir. Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “O gün gözler dehşetten dışarı fırlamış”. O gün kâfirin gözleri dehşetten davetçiye doğru dışarı fırlar. Çünkü o, Allah Teâlâ’nın başına gelen azabın, dünyada iken davetçiye icabet etmekten kaçınması sebebiyle olduğunu öğrenmiştir. Kıyâmet günü davetçinin davetini aceleyle kabul etmek için davetçiye doğru gözlerini dışarı fırlatır.
Ay tutulduğu, yani ışığı ve nuru gittiği zaman. Bu beyandan, “Bir gün gelecek yer başka yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek”; “(Düşün) o günü ki dağları yürütürüz, yeryüzünü dümdüz görürsün”; “Rabb’im onları un ufak edip savuracak” meâlindeki âyetlerde olduğu üzere o gün âlemin değişip başka bir âlem olacağı anlaşılmaktadır.
Güneşle ay birleştirildiği zaman. Âyetin ifadesinden güneşle ayın bundan sonra fonksiyonlarını yapamayacakları anlaşılmaktadır. Öte yandan bazı bilginler, güneşle ayın kıyâmet günü birbirine yakın iki deve veya öküz gibi bir araya getirileceklerini, cehennem ateşine atılıp azap edileceklerini iddia etmiştir. İbn Abbâs’ın bu görüşü kabul etmediği ve şöyle dediği rivayet edilmiştir: Güneşle ay, Allah Teâlâ’nın yarattığı nesneler olup O’na itaat etmektedirler-. Görmez misin ki Allah şöyle buyurmuştur: “Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için yararlı kılan”. Güneşle ay, Allah Teâlâ’ya itaat ederek düzenli seyretmektedir. Özelliği bu olan yaratığa azap edilmesi mümkün değildir. Bize göre güneş ve ay cehennem ateşine atılacaklarsa kendileriyle başkalarına azap edilmek için atılırlar. Çünkü onlar Allah Teâlâ’yı bırakıp da ikisine tapmışlardır. Bunu şu âyette görmek mümkündür: “Şüphe yok ki siz ve Allah’tan başka taptığınız tanrılar cehennem yakıtısınız”. Bilindiği üzere Allah Teâlâ’nın bir yana bırakılıp da tapılan putlara cehennem ateşi ile azap edilmeyecek, fakat yakıt ve ateş haline getirilip güneş ve aya tapanlara bunlarla azap edilecektir. Allah Teâlâ bir başka âyette meâlen şöyle buyurmuştur: “Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir”. Meleklere cehennem ateşinin azap vermesi mümkün değildir. Aksine onlar azap edeceklerdir. Buna göre güneş ve ay, eğer cehennem ateşine atılacaklarsa kendilerine azap edilmek için değil, onlara tapanlara azap edilmek için atılacaklardır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Berika (بَرِقَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünü b-r-k olarak belirler ve bu kökün temel anlamının "parlamak, ışıldamak, ani bir aydınlık saçmak" olduğunu ifade eder. Şimşek (berk) kelimesinin de bu kökten geldiğini belirterek, buradaki kullanımın gözün ani bir korku ve dehşet karşısında kamaşmasını, yuvasında donup kalmasını anlattığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, fiilin şimşek çakması gibi yoğun bir ışık veya şiddetli bir korku sebebiyle gözün işlevini geçici olarak yitirmesi, kamaşması ve şaşkına dönmesi anlamına geldiğini açıklar; fiziksel bir parlamadan ziyade psikolojik bir sarsıntı neticesinde gözbebeklerinin kilitlenmesi durumuna dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıyamet sahnelerindeki dehşet psikolojisini yansıttığını, insanın idrakini aşan eskatolojik bir felaketle yüzleştiği anda yaşadığı şokun, gözün irade dışı kamaşıp dehşetle açılmasını simgelediğini belirtir.
Basar (الْبَصَرُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini b-s-r olarak tespit eder ve bu kökün asıl anlamının "görmek, idrak etmek ve bilmek" olduğunu ifade eder. Kelimenin hem fiziksel görme organı olan gözü hem de zihinsel bir kavrayışı ifade edecek şekilde geniş bir anlamsal yapıya sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "basar" kelimesinin birincil olarak fiziksel görme duyusu ve göz organı için kullanıldığını, ancak aynı zamanda insanın kalp gözü ve kavrayışı (basîret) anlamını da barındırdığını açıklar; bu ayetteki bağlamında ise doğrudan fiziksel gözün kıyamet manzarası karşısındaki çaresizliğine işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın duyusal algı terminolojisini analiz ederken "basar"ın insanın dünyevi gerçekliği kavrama aracı olduğunu, ancak eskatolojik dehşet anında bu aracın iflas ederek sıradan bir gözlem yeteneğinden işlevsiz, felç olmuş bir dehşet alıcısına dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "basar" kavramını antropolojik bir temelde ele alarak, insanın dış dünyayla kurduğu en temel bilişsel bağın kıyamet anında şiddetli sarsıntıyla kopmasını ve insanın dışsal bir müdahale karşısında mutlak bir acziyet içine düşmesini bu kelimenin analizi üzerinden değerlendirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla