Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kıyamet Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kıyamet Sûresi, 5. Ayet

    بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Bel yurîdu-l-insânu liyefcura emâmeh(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Fakat insanoğlu önündeki zaman içinde de günah işlemeye (bugünden) istekli durur"

      Fakat insanoğlu günah işlemeye (bugünden) istekli durur. Müfessirler, bu âyete insan tövbeyi erteler günahı öne alır ve “ileride tövbe edeceğim” der ve ölüm en kötü halinde karşısına çıkar anlamını vermişlerdir. Âyette bahsi geçen “yurîdü” (يُرِيدُ) fiilindeki iradenin anlamı konusunda iki ihtimal olabilir. Birinci ihtimale göre iradenin hakiki mânada kullanılmış olması mümkündür. Fakat bir kimse bir fiil yaptığı zaman onu irade ve ihtiyarıyla yapar. Bu yüzden irade zikredilmiş ve kinâye yoluyla fiil kastedilmiş olabilir. Çünkü irade fiilden ayrılmaz. Dolayısıyla onun belirtilmesi fiilin belirtilmesi demek olur. Bu husus, şu İlâhî beyanda ifade edildiği gibidir: “Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır’”. Hiçbir kâfir, göğün ve yerin anlamsız olarak yaratıldığını zannetmemiştir. Fakat göklerin ve yerin yaratılması, dirilme ve amellerin karşılığını alma hikmetine binaen gerçekleşmiştir. Ölümden sonra dirilmeyi kabul etmemek, göklerin ve yerin amaçsız ve anlamsız olarak ve boş yere yaratıldığını söylemek demektir. Böyle bir düşünce, insanı söz konusu görüşü söylemeye götürür. Netice olarak kâfirler, sanki göklerin ve yerin boş yere yaratıldığını söylemiş ve sanki böyle zannetmişlerdir. Böylece yaptıkları “zan” olarak yorumlanır yoksa gerçekte zannettiklerinden değil.

      Günah işlediklerinde de durum aynen böyledir. Onların fiilleri irade ve ihtiyara dayalı olarak gerçekleşmiştir. Sanki önlerindeki zaman içinde günah işlemek istemiş gibi olmuşlardır, yoksa iradeleri sırf ileride günah işlemeye yönelik olduğu için değil. Âyette geçen “irade”nin hakiki mânada irade olması da mümkündür. Şöyle ki: Kötülük ve günahın birçok yolu vardır. Bu yollar, giren kişiyi günah adını almayı hak edecek bir duruma götürür. Hayır ve hidâyetin de yolları vardır. Bu yollar da gireni dindarlık ve takvâ ismini almayı hak edecek bir sonuca götürür. Kişi günaha götüren yola girmekle günaha ve çeşitli kötülüklere ulaşır ve bu yönüyle “irade eden” bir konuma gelir.

      Önündeki zaman içinde de. Âyette geçen “emâmehû” (أَمَامَهُ) kelimesinin iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Birincisi, “ömrünün kalan süresi içinde” demektir. Çünkü o hidâyet yolunu tutmayı ve doğru yola girmeyi istemez ve nefsini alıştırdığı kötülük ve sapkınlık âdeti üzerine devam eder. Âyette geçen “emâm” kelimesiyle “kıyâmet gününün kastedilmiş olması da muhtemeldir. Allah Teâlâ bir başka âyette ise meâlen şöyle buyurmuştur: “Şu insanlar, ileride kendilerini bekleyen zor günü bir yana bırakarak”. Yüce Allah, bu günü (bir âyette) “emâm” (أَمَام), (bir diğer âyette) “verâ” (وَرَاء) kelimeleriyle ifade etmiştir. Örnek verilen âyette geçen “verâehum” (وَرَاءَهُمْ) kelimesi, geçip giden vakitlerin arkasından demektir. “Verâ” kelimesinin geçmiş vakitlere nispet edilmesi durumunda kıyâmet günü bu günlerin ardında olur. Fakat kelimenin bu günahkâr kişiye izafesi durumunda ise kıyâmet günü onun “önünde” olur. Çünkü kıyâmet günü onun önündedir. Bundan dolayı kıyâmet gününün “ön” ve “arka” kelimeleriyle nitelenmesi isabetli olmuştur. Öte yandan önündeki zaman içinde günah işlemeye isteldi olan insan kâfir olsa da Allah Teâlâ “küfr” kelimesini değil de “fücûr” (لِيَفْجُرَ) kelimesini kullanmıştır. Çünkü “fücûr” kelimesi ayıplama ve lekeleme mânasını ihtiva eder. Bir diğer sebep de “fücûr” kelimesinin özellikle ayıplamanın adı olmasıdır. Küfrün bizâtihî kendisinde ayıplama yoktur. Çünkü ister mümin, ister kâfir olsun herkes bir şeye inanırken başka bir şeyi de inkâr etmektedir. Kâfir, isim yönünden çirkin olan değil, aksine mânası itibariyle çirkin olan demektir. Dolayısıyla “fücûr” kelimesi ayıplama açısından küfre nazaran daha vurgulu olduğundan ona bu kelime isim olarak verilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Ebû Bekir el-Esam şöyle demiştir: Fakat insanoğlu önündeki zaman içinde de günah işlemeye (bugünden) istekli durur meâlindeki âyet, insan kıyâmet gününü ayan beyan görmek ve onun ne zaman kopacağını bilmek ister anlamına gelir. Bu âyetin tefsiri ise hemen ardından gelen “Kıyâmet günü ne zamanmış?” cümlesidir. Yani “o ne zaman?” sorusuyla kıyâmetin ne zaman kopacağını öğrenmek istiyor. Yüce Allah da “göz dehşetle açıldığı, ay tutulduğu zaman” kopacağını haber veriyor. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuridü (يُرِيدُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökenini r-v-d (ر و د) olarak açıklar. Temel anlamın "bir şeyi aramak için gidip gelmek, bir şeyi talep etmek ve bir şeye meyil göstermek" olduğunu belirtir. Kelimenin özündeki bu devingenlik, iradenin bir şeyi sürekli istemesi ve ona yönelmesiyle ilgilidir. Râgıb el-İsfahânî, "irade"yi nefsin bir şeyi tercih etmesi ve o şeye doğru hareket etmesi olarak tanımlar. Ayetteki "yuridü" fiili, insanın sadece anlık bir hisle değil, bilerek ve isteyerek belli bir yöne yöneldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki iradenin köhnemiş bir inatla birleştiğini, insanın kendi yaşam tarzını sürdürmek için bilinçli bir "tercih" içinde olduğunu ve bu tercihin bir nevi "bilinçli körlük" yarattığını savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an terminolojisinde irade kavramının insanın ontolojik sınırlarını belirleyen bir güç olduğunu, burada ise insanın iradesini ilahi sınırlara karşı bir meydan okuma aracı olarak kullandığını analiz eder.

        İnsan (الْإِنسَانُ)

        İbn Fâris, kelimenin kökeninde yer alan n-s-y (ن س ي) bağlantısına dikkat çekerek, buradaki bağlamda insanın "nisyan" (unutma) özelliğinin ağır bastığını ifade eder; yani insan, önündeki hesabı ve kendi faniliğini unutarak hareket etmektedir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki "insan" vurgusunun, varlığın sadece sosyal yönünü değil, aynı zamanda zaaflarına yenik düşen ve kendi iç huzurunu (ünsiyetini) yanlış yerlerde arayan yönünü temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetteki "insan"ın, ahiret gerçeği karşısında kendisini bağımsız ve sorumsuz gören prototipik inkârcı karakteri simgelediğini söyler. Bu bağlamda insan, ilahi otoriteyi reddederek kendi dünyevi geleceğini (amâmehu) kuralsızca kurgulayan bir varlık olarak karşımıza çıkar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki konumunun, insanın kendi hakikatiyle girdiği çatışmayı ve bu çatışmadan kaçmak için sığındığı "benlik" algısını vurguladığını analiz eder.

        Yefcura (يَفْجُرَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan f-c-r (ف ج ر) yapısının asıl anlamının "bir şeyi yarmak, açmak ve dağıtmak" olduğunu belirtir. Tan yerinin ağarmasına (fecr) bu ismin verilmesi karanlığın yarılması sebebiyledir. Günah işlemek (fucur) ise ahlaki ve hukuki sınırların "yarılması", parçalanması ve aşılması demektir. Râgıb el-İsfahânî, "fucur"un takva perdesini yırtmak ve şeriatın çizdiği sınırları pervasızca çiğnemek olduğunu açıklar. Buradaki kullanımın, insanın sadece günah işlemesini değil, bunu bir sınır tanımazlık ve geniş bir özgürlük alanı (yarmak/açmak) isteğiyle yapmasını ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, "fucur" kavramını ahlaki bir patlama olarak niteler; insanın kendi ahlaki bütünlüğünü parçalayarak sorumsuz bir hayata atılmasıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanın hesap verme kaygısından tamamen kurtulma arzusunu betimlediğini, insanın önündeki ömrünü "fucur" içinde, yani hiçbir kurala ve engele takılmadan "yarıp geçmek" istediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yefcura" kelimesinin insanın iç dünyasındaki manevi bentlerin yıkılmasını ve nefsin süfli arzularının dizginlerinden boşanarak hayata taşmasını simgelediğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X