لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kıyamet Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yemin, kıyame suresi, kıyamet günü, kıyame 1, kıyame suresi 1. ayet, kendini kınayan nefis, diriliş, gün, kıyamet
-
1-2. "Zannettikleri gibi değil, kıyâmet gününe yemin ederim! Öyle değil, kendini kınayan nefse yemin ederim!"
Zannettikleri gibi değil, kıyâmet gününe yemin ederim! Öyle değil, kendini kınayan nefse yemin ederim! Bu beyanın teviline dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları, Allah Teâlâ’nın kıyâmet gününe yemin ettiğini, ama kendini kınayan nefse ise etmediğini söylemiştir. Bu görüş, Hasan-ı Basrî’den nakledilmiştir. Söz konusu yaklaşıma göre âyetin mânası şöyle olur: “Kıyâmet gününe yemin ederim, kendini kınayan nefse yemin etmem”. Fakat Hasan-ı Basrî’nin, “Yemin ederim şu beldeye; senin de içinde oturmakta olduğun o beldeye, ana babaya ve bunlardan meydana gelen çocuklara” meâlindeki âyet hakkında şöyle dediği rivayet olunur: Bu âyette yemin, “beled” (belde), “vâlid”, yani Hz. Âdem babamız ve “mâ veled”, yani tüm evlatları üzerine yapılmaktadır. Babaya ve çocuklara yemin etmek caiz olunca kendini kınayan nefis de çocuklara dâhil olur. Dolayısıyla Hasan-ı Basrî’ye göre Cenâb-ı Hak kendini kmayan nefse yemin etmiş olmaktadır. Netice olarak burada onun görüşünü reddetmenin herhangi bir anlamı kalmamış oldu. Öte yandan yemin “lâ uksimu” (لَا أُقْسِمُ) kısmmdadır. Bunun tefsiri, “kebed” kelimesinin belirtildiği “lâ uksimu bi hâze’l-beled” (لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ) cümlesinin yorumuna geldiğimizde yapılacaktır. Kelâmcıların çoğunluğu, her iki nesne üzerine yemin edildiği görüşünü benimsemişlerdir.
Bu durumda bu yeminin cevabının ne olduğu araştırılır. Cevabın “İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor?” meâlindeki âyet olduğu söylenmiştir. Fakat bu doğru değildir. Çünkü yemin edilen şeyle yeminin cevabı arasında çelişki olur. Zira yeminin cevabı “İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor?” şeklinde soru olursa bu, yeminin doğrulanması demek olur. Oysa yemin, yemin edilen konuyu pekiştirmek ve doğrulamak için yapılır. Bir başka ifadeyle yeminin cevabı, “İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor?” değil, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” meâlindeki âyettir. Yani insan, kendisinin başıboş bırakılmayacağını, aksine diriltileceğini, hesaba çekileceğini ve yaptıklarının karşılığını göreceğini bilir. Cevabın bu olduğunu gösteren delil, yeminin kıyâmet günü ve kendini kınayan nefis üzerine yapılmış olmasıdır. Kıyâmet günü, amellerin karşılığını verme günüdür. Nefis ise dünyada yaptığı iyilik ve kötülükler için kendini kınar. Bu ise insanoğlunun boş yere yaratılmadığını, aksine hesaba çekilmek ve yaptığının karşılığını görmek için yaratıldığını gösterir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”. Kıyâmet gününe yemin etmesi, dirilmeyi inkâr edenin görüşünü çürütmektedir. Kendini kınayan nefse yemin etmesi de hiçbir karşılık ve ceza olmaksızın insanın başıboş bırakılacağını iddia edenin görüşünü geçersiz kılmaktadır. Çünkü nefsini kınayan bir varlığın boş yere yaratılmış olması mümkün değildir. Aksine o, ya sevap ya da ceza için yaratılmıştır. İyilik yaptığı zaman daha fazlasını yapmadığı için kendini kınarken kötülük yaptığında da onu yaptığı için kendini kınar. Bundan dolayı kıyâmet günü ve kendini kınayan nefse yemin etmek yanlış olmamıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Nefs-i Levvâme
Bilginler “nefs-i levvâme”nin ne demek olduğu üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, “nefs-i levvâme”nin dünya hayatında geçimini daralttığı gerekçesiyle Rabb’ini kınayan ve üzerinde nimetleri ve ihsanı çok olduğu halde fakirlikten ve yoksulluktan dolayı Rabb’inden şikâyet eden kâfir nefistir demişlerdir. Bazıları da kendisini kınayan nefsin gerek mümin gerek kâfir bütün nefisler olduğunu söylemişlerdir. Nefs-i levvâme, kendisinin benzerini aldığı ve imtihan edildiği birtakım hususları başka nefisler de aldı diye onları kınar. Oysa aynısını veya benzerini kendisinin aldığını kardeşi de fiilen aldı diye kimsenin bir başkasını kınamaması gerekir. Fakat “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur” meâlindeki âyette belirtildiği gibi nefis bu şekilde kınayıcı olarak yaratılmıştır. Bazıları da söz konusu kınamanın âhirette olacağını söylemişlerdir. Kâfir, azabın ve Allah’ın intikamının kesin olarak başına geleceğini anlayınca Allah’a karşı ihmali dolayısıyla kendini kınar ve içi yanmaya başlar, işte o zaman kendini kınar. Mümin de sevabı ayan beyan görünce keşke günah işleseydim, tövbe etseydim ve mihraplarda daha çok namaz kılsaydım diye nefsini kınayacaktır. Aynı şekilde itaat edenlerin güzel bir akıbete kavuştuklarını görünce de gücü kuvveti yerinde ve gençliğinin baharındayken kendini itaattan uzak tuttuğu ve yapmadığı için nefsini kınayacak ve daha fazla sevap kazanmak için neden daha fazla iyi amel işlemedim diyecektir. Bazıları da âyette geçen nefsini kınamanın, âhirette kâfir için olacağını söylemiştir. Bu ihtimal daha ağır basmaktadır. Çünkü müslüman sevapla ikram görünce buna şükretmesi nefsini kınamasına fırsat bırakmaz. Dolayısıyla mümin nefsini kınamakla meşgul olmaz. Ve çünkü Allah Teâlâ, kendisinden bir lütuf, ihsan ve nimet olarak ona iyilikleri kat kat verir, ameliyle hak ettiğinden daha fazla dereceler bahşeder. Mümin ulaştığı ikramların tamamına ameliyle değil Allah Teâlâ’nın ihsanı ve keremi sayesinde ulaştığını bildiği halde amelde eksiği olduğu için nefsini nasıl olur da kınar! En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Uksimu (أقسم)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini "k-s-m" (ق س م) olarak belirler ve bu kökün temel anlamının "paylaşmak, bölmek, bir kısmı belirlemek" olduğunu ifade eder. Yemin anlamına gelen "kasem" kelimesinin bu kökten türemesini ise gerçeğin veya hakkın bir payını almak, bir sözü kuvvetlendirmekle ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî ise "kasem"in (yeminin) bir meselenin doğruluğunu pekiştirmek ve kanıtlamak için kullanılan bir yöntem olduğunu açıklar. Ona göre bu kelime "kısmet" (bölme) kavramından türemiştir; çünkü yemin, doğru olanı yanlış olandan kesin bir çizgiyle ayırır ve böler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'daki yeminlerin (kasemlerin) kültürel bağlamını inceleyerek, bir şeye yemin edilmesinin o şeyin devasa önemini vurguladığını ve Kur'an'ın ilk muhatapları olan Hicaz Araplarına yönelik hitabında retorik bir gücü temsil ettiğini, ilahi kelamın ciddiyetini muhatabın zihnine kazımak için bu formun kullanıldığını belirtir.
Yevm (يوم)
Bu kelimenin kökü olan "y-v-m" (ي و م) için İbn Fâris, gece veya gündüz fark etmeksizin bilinen bir zaman dilimini ya da uzatılmış bir süreyi ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin mutlak anlamda güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süreyi kastettiğini, ancak Kur'an'daki eskatolojik bağlamlarda bunun yirmi dört saatlik dünyevi bir günden ziyade belirsiz, muazzam uzunlukta bir çağı veya evreyi ifade ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerine inerek, Aramice ve İbranice (yom) ile Süryanice dillerindeki ortak varlığına dikkat çeker; kelimenin yerleşik bir Arapça sözcük olmakla birlikte geniş bir ortak Sami mirasına dayandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "yevm" kelimesini Kur'an'ın dünya görüşü çerçevesinde, özellikle de hesap günü bağlamında analiz eder. Izutsu'ya göre Kur'an, İslam öncesi Arapların seküler savaş günlerini ifade eden bu kelimenin anlamsal alanını kökten değiştirerek onu nihai hesap gününe taşımış ve eskatolojik ahlaki sonucun merkezine yerleştirmiştir.
Kıyâme (القيامة)
Kelimenin türediği "k-v-m" (ق و م) kökü hakkında İbn Fâris, bu yapının temel olarak "ayağa kalkmak, dikilmek, doğrulmak veya bir şeyi kaim kılmak" anlamlarına geldiğini belirtir ve "Kıyâme"nin en büyük ve nihai ayağa kalkış olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kıyâme"yi ölülerin büyük uyanışı ve kabirlerinden kalkışı olarak açıklar; bu kelimenin "kıyâm" (kalkmak, dikilmek) eyleminin durum ismi olduğunu, hem bedenlerin fiziksel olarak yeniden dirilişini hem de ilahi adaletin bütünüyle tesis edilip kaim kılınmasını içerdiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin kökenbilimsel olarak Süryanice ve Aramice ile olan ilişkisine değinerek, eskatolojik terminolojide yeniden dirilişi ifade eden "qiyamta" kelimesiyle akrabalığına dikkat çeker ve Geç Antik Çağ'daki dini sözcük dağarcığının Arapçaya nasıl uyarlandığını gösterir. Gabriel Said Reynolds, "kıyâme" kavramını Geç Antik Çağ Hristiyan metinleri merceğinden analiz eder; Süryanicedeki "qiyamta" ile Kur'an'daki "kıyâme" arasındaki doğrudan teolojik ve sözlüksel sürekliliğin altını çizer. Toshihiko Izutsu ise "kıyâme"yi Kur'an eskatolojisinin odak noktası olarak değerlendirir. Izutsu'ya göre bu kavram, İslam öncesi Arap toplumunun döngüsel ve kör bir kaderi temsil eden zaman (dehr) anlayışını yıkarak, zamanı insanlığın nihai olarak yaratıcısının huzurunda ayağa kalkacağı ve kesin bir ahlaki hesaplaşmayla son bulacak doğrusal bir sürece dönüştürmüştür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla