Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kâria Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kâria Sûresi, 6. Ayet

    فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-emmâ men śekulet mevâzînuh(u)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      6. "Kimin tartılan amelleri ağır gelirse,"

      7. "İşte o mutlu bir hayat içinde olur."


      “Mîzân” hakkında farklı yorumlar yapılmıştır: Fakat bize göre bunlar içinde en yakını iki tanedir: Birincisi, kimin tartısı ağır gelirse derken bütün müminler kastedilmektedir. Kimin tartısı hafif gelirse derken kastedilen de bütün kâfirlerdir. Şöyle ki: Mümin Allah Teâlâ’nın hakkını yücelterek kullukta bulunur, O’nun sınırlarına riayet eder. Bu itibarla o günde Allah katında müminin bir değeri, bir ağırlığı ve itibarı olur. Kâfir ise bunu yapmaz, o yüzden de onun ağırlığı, değeri ve itibarı olmaz. En doğrusunu Allah bilir ya, böyle bir kullanım, makam ve mevki anlamında dilde mevcut bulunmaktadır. Meselâ “li fulânin inde fulânin veznün ve kıymetün” (لِفُلاَنٍ عِنْدَ فُلاَنٍ وَزْنٌ وَقِيمَةٌ) denilir, ve onun yanında ağırlığının ve değerinin olması, makam ve mevkiinin bulunması anlamındadır. Falanca için de “leyse indehû zâlike’l-vezn” (لَيْسَ عِنْدَهُ ذَلِكَ الْوَزْنُ) denilir ve böylece onun itibarının olmadığı söylenir.

      İkinci yakın mâna ise Allah Teâlâ’nın, insanların amellerini yazan meleklerin muttali kılmadığı amel defterinde bulunan gizli amellerin ağırlığıdır. Mâlum olduğu üzere bu ancak mümin için söz konusudur, kâfirler için böyle bir durum yoktur. Biz mizan meselesini daha önce ele alınış ve açıklamıştık. O yüzden sözü burada kısa tuttuk. En doğrusunu Allah bilir.

      İşte o mutlu bir hayat içinde olur. Kimi “râdıye” (رَاضِيَةٍ) kelimesinin “merdıyye” (مَرْضِيَّة) anlamında olduğunu söylemiştir: Cennet ehli o yaşantı şeklinden hoşnut olur. O hoşlanılan bir hayat biçimi olur. Kimi de “zât-ı rıdâ”, yani hoşnutluk sahibi anlamındadır demişlerdir, tıpkı “mâin dâfık”’, yani atılmış su kullanımında olduğu gibi, bu “zâti indifâkın” demektir. Kimi de rızayı hayata nispet etmiştir, çünkü yaşamakla ancak razı ve hoşnut olunur.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sekulet (ثَقُلَتْ)

        Kök harfleri s-k-l olan bu kelime hakkında İbn Fâris, s-k-l kökünün temel manasının hafifliğin zıddı olan ağırlık, yerçekimi ve bir şeyin üzerine binen yük olduğunu belirtir. Bu kökün her türlü maddi ve manevi ağırlığı kapsadığını ifade eden müellif, ayet bağlamında bu ağırlığın kişinin lehine olan bir değer artışını simgelediğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "sekâlet" kavramının hem fiziksel cisimler hem de ameller gibi soyut gerçeklikler için kullanıldığını, burada ise amellerin ilahi adalet terazisindeki "hakikat ağırlığını" ve değerini nitelediğini belirtir. Ona göre, bir amel ne kadar hakikate uygunsa o kadar "ağır" gelir; zira batıl olan her şey köksüz ve hafiftir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik-dinî dünyasında "s-k-l" kökünün ahlaki bir yerçekimi oluşturduğunu, bu kelimenin kişinin dünya hayatındaki tercihlerinin ahiretteki ontolojik karşılığını ifade ettiğini savunur. Izutsu'ya göre "sekulet", kişinin varoluşsal ağırlığının takdir edilmesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının doğrudan mizan (terazi) ile ilişkili olduğunu, Arap dilinde hayırlı işlerin getirdiği "itibar ve değer" manasını pekiştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise, s-k-l kökünün bu ayette sadece miktar olarak çokluğu değil, yapılan işin niteliksel olarak "dolu ve anlamlı" olmasını temsil ettiğini, kişinin amellerinin boş (hafif) değil, ilahi rızaya uygun bir doluluğa sahip olduğunu simgelediğini dile getirir.

        Mevâzînuh (مَوَازِينُهُ)

        Kök harfleri v-z-n olan bu kelime üzerinde İbn Fâris, v-z-n kökünün bir şeyin miktarını belirlemek, dengeyi kurmak ve adaletle hükmetmek anlamına geldiğini belirtir. "Mizan" kelimesinin çoğulu olan "mevâzîn"in, burada hem ölçü aletini hem de bizzat o ölçüme konu olan değerleri ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, mizan kavramının adaletin sembolü olduğunu, kelimenin çoğul gelmesinin ise her amelin kendine has bir değerlendirme biçimi olmasından veya amellerin çokluğundan kaynaklanabileceğini ifade eder. Ona göre mevâzîn, hak ile batılı birbirinden ayıran ilahi kriterlerin bütünüdür. Arthur Jeffery, "mizan" kelimesinin Arapça kökenli olmakla birlikte, dini bir terim olarak kullanımında Aramice/Süryanice "mizânâ" (terazi/denge) ve hatta Orta Farsça üzerinden gelen etkileşimlerin izlerinin sürülebileceğini belirtir. Jeffery, kavramın eskatolojik bir yargılama aracı olarak Sami dillerindeki ortak adalet tasavvuruyla paralellik gösterdiğini savunur. Toshihiko Izutsu, mizan/mevâzîn kavramının Kur'an'ın adalet anlayışının merkezinde yer aldığını, bu ayetteki çoğul kullanımın her bir amelin titizlikle ve ayrı ayrı tartılacağı bir "mutlak hesaplaşma" atmosferini yansıttığını belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin erken Mekki surelerdeki kullanımının, insanın ahlaki sorumluluğunu fiziksel bir imge üzerinden somutlaştırdığını, "mevâzîn"in muhataba kendi hayatının bir "bilançosu" olduğu fikrini aşıladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul formda tercih edilmesinin, insanın yaptığı tüm küçük-büyük iyiliklerin birer ağırlık birimi olarak hesaba katılacağını gösterdiğini, m-v-z-n yapısının burada hukuksal bir kesinlik ve adalet vurgusu taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "mevâzîn" kelimesinin kökenindeki denge unsuruyla insanın dünya hayatındaki iradeli eylemlerinin ahiretteki "hakikat tartısına" vurulmasını ifade ettiğini, buradaki iyelik ekinin (-hu) hesabın tamamen şahsi ve kaçınılmaz olduğunu simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, v-z-n kökünün özünde yer alan "hakkını vermek" anlamından hareketle, mevâzîn'in o gün hiç kimsenin emeğinin zayi edilmeyeceği bir "mutlak değer takdiri" sistemi olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X