Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kâria Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kâria Sûresi, 5. Ayet

    وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve tekûnu-lcibâlu kel’ihni-lmenfûş(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Dağlar da atılmış renkli yüne dönüşür."

      Bu beyanın iki şekilde yorumlanması mümkündür. Birincisi, dağlar atılmış renkli yün gibi hafifler. Şu İlâhî beyanlar aynı mânaya gelir: “Dağları görür, onların durduğunu sanırsın; oysa bulutlar gibi hareket ederler. Bu, her şeyh sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır”; “Sana dağları soruyorlar. De ki: ‘Rabb’im onları un ufak edip savuracak’”. Burada da mâna aynıdır. Eğer ikinci mâna esas alınırsa o takdirde âyetin yorumu şöyle olacaktır: Dağlar bütün cesametine, şiddetine ve büyüklüğüne rağmen o günün dehşetinden yumuşaklıkta ve zayıflıkta atılmış yüne döner. Zira yünün en zayıf hali atılmış halidir. Katade şöyle dedi: Aslında âyet onları, çobanı olmayan davara benzetmiştir. “İhn” (عِهْن), yani yünün belirtilmesi aslında davardan kinâye olmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Cibâl (الجبال)

        Kök harfleri c-b-l olan bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyin sert, katı, büyük ve yerleşik olması olduğunu belirtir; "cebel" (dağ) kelimesinin de yeryüzündeki en sert ve sarsılmaz yapıları temsil ettiği için bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, dağların Kur’an semantiğinde yeryüzünün sarsılmaz direkleri ve istikrar sembolü olarak geçtiğini, ancak bu ayetteki bağlamda o muazzam kütlelerin bile fiziksel dirençlerini kaybederek bambaşka bir forma bürünmelerinin Kıyamet’in kozmik şiddetini gösterdiğini vurgular. Kur’an’ın dünya görüşünü inceleyen Toshihiko Izutsu, dağların kadim Arap tasavvurunda ebediyetin ve değişmezliğin simgesi olduğunu, bu ayette dağların dağılmasının ise bilinen evrensel düzenin ontolojik olarak tamamen yıkılmasını ifade eden merkezi bir imge olduğunu savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki kullanımının insanın sığındığı en sağlam dayanakların bile o gün pamuk ipliği kadar zayıf kalacağını hissettirdiğini, c-b-l kökünün sertliğinin ayetin sonundaki benzetmeyle zıtlık oluşturarak etkileyici bir edebi tablo sunduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerde dağların parçalanması temasının "zamanın sonu" tasvirlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, bu kelimenin burada statik bir mekânı değil, dinamik bir yıkım sürecini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dağların o devasa ve ağır kütlelerine rağmen "yekünü" (olacak) fiiliyle birlikte nitelenmesinin, o gün tabiat kanunlarının askıya alınacağını ve en ağır cisimlerin bile yerçekiminden azade bir şekilde savrulacağını gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, c-b-l kökündeki "yaratılış ve fıtrat" (cibilliyet) ilişkisine dikkat çekerek, dağların bu hale gelmesinin eşyanın hakikatinin ve maddesel yapısının çözülüşünü temsil eden metaforik bir anlatım olduğunu dile getirir.

        El-Ihn (العهن)

        Kök harfleri a-h-n olan bu kelime üzerinde İbn Fâris, kökün "yumuşaklık ve renkli yün" anlamına geldiğini, özellikle boyanmış ve dökülmeye hazır hale gelmiş yünler için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ıhn" kelimesinin sadece yün değil, "renkli yün" anlamına geldiğine dikkat çekerek, dağların da farklı renklerde (kırmızı, beyaz, siyah yollar gibi) olmasından dolayı bu teşbihin seçildiğini, dağların o gün hem renklerini koruyacaklarını hem de yün gibi hafifleyip uçuşacaklarını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimeyi hallaç pamuğu gibi atılmış, tel tel olmuş ve rüzgârda savrulan boyalı yün olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilme nedeninin dağların o devasa kütlesi ile yünün mutlak hafifliği arasındaki keskin ironiyi göstermek olduğunu, "ıhn" kelimesinin o günkü görsel kaosu ve maddesel değersizleşmeyi betimlediğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin kökenindeki "gevşeklik" vurgusunun, dağların moleküler düzeyde bir dağılmaya uğrayacağını ve o sert kayaların lif lif ayrılmış bir yapıya dönüşeceğini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Arap dilinde bu kelimenin özellikle dokuma öncesi hazırlanan yumuşatılmış yünü nitelediğini, bunun da dağların artık çiğnenmeye ve savrulmaya mahkûm, dirençsiz birer nesneye dönüşmesini anlattığını ifade eder.

        El-Menfûş (المنفوش)

        Kök harfleri n-f-ş olan bu kelime hakkında İbn Fâris, "n-f-ş" kökünün bir şeyi parmaklarla veya bir aletle didikleyerek hacmini genişletmek, onu gözenekli ve dağınık hale getirmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin özellikle hallaç tarafından atılmış, lifleri birbirinden tamamen ayrılmış ve rüzgârın en hafif esintisiyle bile uçabilecek kıvama gelmiş yünü tanımladığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "menfûş" sıfatının buradaki işlevinin, dağların sadece yüne benzemekle kalmayıp, yünün en dağılmış ve en tutunamaz haliyle özdeşleştiğini göstermek olduğunu aktarır. Angelika Neuwirth, bu kavramın apokaliptik sahnede "biçimsel dağılmayı" temsil ettiğini, n-f-ş kökünün ses yapısındaki o genişleme ve yayılma hissinin, dağların mekânsal olarak kapladığı yerin bir hiçliğe doğru genleşmesini tasvir ettiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökündeki "parçalara ayırma" eyleminin, ilahi kudretin madde üzerindeki mutlak tasarrufunu gösterdiğini, dağların o gün "menfûş" olmasıyla birlikte yeryüzündeki tüm coğrafi ve fiziki sınırların ortadan kalkacağını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin hallaç pamuğu benzetmesiyle birleşerek, en dirençli varlıkların bile ilahi irade karşısında nasıl un ufak edileceğini anlatan çarpıcı bir yıkım terminolojisi oluşturduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X