وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kâfirûn Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Âbid (عابد)
İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün zillet, boyun eğme ve itaat şeklindeki temel anlamlarını hatırlatarak, bu ism-i fâil (özne) formunun boyun eğme eylemini bizzat gerçekleştiren ve bunu bir vasıf olarak taşıyan kişiyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ubudiyyet" kavramından türeyen bu kelimenin tekil ism-i fâil kalıbında kullanılmasının geçici bir eylemden ziyade yerleşik bir niteliğe işaret ettiğini, kişinin kendi varlığında şirk temelli bir kulluk sıfatını yapısal, kategorik ve kalıcı olarak reddetmesi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu formun semantik açıdan anlık bir eylemsizliği değil, net bir kimlik inşasını yansıttığına dikkat çeker; ism-i fâilin sağladığı durağan ve kalıcı yapının, İslam öncesi Arap toplumunun sahte ilahlara dayalı tapınma eylemlerini benimseyen müşrik kimliğine karşı, bu vasfın hiçbir zaman taşınmayacağına dair ontolojik ve değişmez bir tavır olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatik formuna ve bağlamına odaklanarak, "âbid" isminin isim cümlesi kalıbında tercih edilmesinin, muhatapların şirk pratiklerine yönelik tavrın belli bir zaman dilimiyle sınırlı olmadığını, failin kendi varoluşunda bu putperest kulluk niteliğini tamamen söküp attığını ve mutlak bir ilkesel ret durumu sergilediğini vurgular.
Abedtum (عبدتم)
İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün itaat ve kulluk etme şeklindeki asıl anlamına işaret ederek, kelimenin geçmiş zaman çoğul kalıbındaki bu kullanımının, muhatap kitlenin sahte otoritelere ve putlara yönelik tarihselleşmiş ve kök salmış boyun eğme eylemlerini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin dili geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, muhatap müşriklerin uydurma ilahlara tapınma pratiklerinin onların geçmişlerine uzanan, atalarından devraldıkları ve süreklilik arz eden bağnaz bir eylem bütünlüğüne işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin geçmiş zaman formunun Mekkeli müşriklerin dinsel hayatlarındaki tarihsel boyutu merkeze aldığını, şirkin sadece o ana ait bir inanç sapması değil, İslam öncesi Arap toplumunun nesiller boyu kurguladığı kabilevi aidiyetler ve putperestlik mirası üzerinden şekillenen köklü ve geleneksel bir kulluk pratiği olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin bu kalıbının ayetin bağlamındaki teolojik kopuşu derinleştirdiğini belirterek, geçmiş zaman kullanımının muhatapların sırf atalarından gördükleri için körü körüne sürdürdükleri geleneksel dinsel statükoyu temsil ettiğini, dolayısıyla reddedilenin yalnızca anlık bir pratik değil, bütün bir cahiliye geçmişi ve o geçmişin ürettiği yozlaşmış kurumsal inanç sistemi olduğunu ifade eder.
Yorum
Yorum