وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kâfirûn Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Âbidûn (عابدون)
İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün temel anlamı olan itaat, yumuşaklık ve boyun eğme kavramlarından hareketle, bu kelimenin ism-i fâil (özne ismi) çoğul formu olarak itaati ve boyun eğmeyi kalıcı bir nitelik, durağan bir kimlik haline getirmiş kimseleri ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ubudiyyet" kökünden türeyen bu kelimenin, alçalmanın ve itaatin en uç noktasını temsil ettiğini vurgular; ayette eylem bildiren bir fiil yerine isim cümlesi kalıbında "âbidûn" formunun kullanılmasının, muhatapların inkar tutumlarındaki değişmezliğe, tevhid inancının gerektirdiği kulluk vasfından yapısal ve kalıcı olarak yoksun oluşlarına işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin bu formunun anlamsal olarak geçici bir eylemi değil, kökleşmiş bir zihniyeti yansıttığına dikkat çeker; İslam öncesi dönemdeki kabilevi ve putperest bağlılıkların, tevhidin gerektirdiği mutlak teslimiyet halini imkansız kılan donuk ve sabit bir ontolojik duruş sergilediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatik yapısına ve teolojik bağlamına değinerek, "âbidûn" kullanımının muhatap müşrik kitlesinin tevhid eksenli bir kulluğa asla yanaşmayan, şirke ve atalar kültüne dayalı statükoyu kendilerine değişmez bir varoluşsal kimlik edinen bir kitle olduğunu semantik olarak kesinleştirdiğini savunur.
A'budu (أعبد)
İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün asıl manası olan boyun eğme ve kendini bir otoriteye tam anlamıyla teslim etme anlamını vurgulayarak, kelimenin bu formunun kişinin kendi hür iradesiyle tek bir güce itaat etme eylemini tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, itaatin en derin ve saf aşaması olan kulluk kavramının bu geniş ve şimdiki zaman kalıbındaki birinci tekil şahıs kullanımının, salt bir ritüel icrasından ziyade, failin tüm varlığını kuşatan, kesintisiz, aktif ve bilinçli bir ilahi teslimiyet halini yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu fiil üzerinden Arap yarımadasındaki sosyolojik efendi-köle ilişkisini tamamen teolojik bir düzleme taşıyarak yaratan ile yaratılan arasındaki mutlak hiyerarşiyi kurduğunu; fiilin bu formunun sahte otoritelerden bütünüyle arınmış, sadece Allah'a yöneltilen dinamik bir kulluk duruşunu ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice ve Süryanice/Aramice kökenlerindeki "hizmet etmek" ve "köle olmak" (ebed/bad) anlamlarına atıfta bulunarak, Arapçadaki bu kullanımın Ortak Sami dil mirasının Kur'an'ın kendi tevhidi bağlamı içinde, tek ve yegane Yaratıcıya kesintisiz hizmet etme şeklindeki özgün ve içselleşmiş formunu temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının Mekke döneminin zorlu şartlarında şirke dayalı toplumsal düzene karşı net bir başkaldırı, hayatın bütün alanlarında yalnızca Allah'ın hükümranlığını tanımaya yönelik tavizsiz, eylemsel ve sürekli bir yöneliş beyanı olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla