Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kâfirûn Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kâfirûn Sûresi, 2. Ayet

    لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ a’budu mâ ta’budûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmıyorum."

      Yani şu anda taptıklarınıza, siz de bugün, benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ve bugünden sonra da ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Bazıları şöyle demiştir: İlk ifade geçmiş zamana aittir, İkincisi şu andakini haber vermektedir, daha sonraki cümle de gelecek zamana aittir. Fakat sûredeki ifadenin tertibi, böylesi bir yoruma müsait değildir. Aksine Sizin tapmakta olduklarınıza tapmam meâlindeki İlâhî beyan, yenilenen zamana (hale) aittir. Çünkü “lâ” (لَا) edatı yenilenen zaman için kullanılır. Adam “şöyle yapmam” (لَا أَفْعَلُ كَذَا) der ve bununla yenilenen zamanı (şimdiyi) kasteder.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        A'budu (أعبد)

        İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün asıl anlamının yumuşaklık, itaat, zillet ve boyun eğme olduğunu belirtir; üzerinde çok yürünerek düzleşmiş, yumuşamış yola "tarîk-ı mu'abbad" denildiğini hatırlatarak kelimenin etimolojik temelindeki boyun eğiş ve teslimiyet vurgusuna dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kökünü oluşturan "ubudiyyet" kavramının itaatin en ileri ve en derin aşaması olduğunu, mutlak bir alçalma ifade ettiğini belirtir; ayetteki birinci tekil şahıs kullanımının, kişinin kendi hür iradesini tek bir ilahi otoriteye tam ve kesin bir biçimde tabi kılması eylemini yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap toplumunda efendi-köle diyalektiği üzerinden sosyal bir statüyü ifade eden bu kökün, Kur'an'ın anlamsal müdahalesiyle tamamen teolojik bir boyuta taşındığını, insanın yaratıcısı karşısındaki ontolojik konumunu ve kibrin tam zıddı olan mutlak teslimiyet halini tanımladığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Ortak Sami dil ailesine ait olduğunu, İbranice "ebed" (köle, kul) ve Aramice/Süryanice "bad" (hizmet etmek, iş yapmak) kelimeleriyle aynı kökten gelmekle birlikte, Arapçadaki dini "ibadet etmek" formunun dışarıdan alınma bir alıntı olmadığını, bu dilin kendi içinde içsel bir gelişimle dinsel bir terime dönüştüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Mekke döneminin sosyo-teolojik bağlamında salt ritüelistik bir tapınmadan ziyade, hayatın merkezine hangi otoriteyi koyduğunu ve kimin yasalarına kayıtsız şartsız boyun eğildiğini belirten ontolojik bir tercih, net bir ayrışma ve mutlak bir aidiyet ilanı olduğunu vurgular.

        Ta'budûn (تعبدون)

        İbn Fâris, ayın-be-dal kökünün temelindeki zillet ve boyun eğme anlamından yola çıkarak, kelimenin bu formunun muhatapların kendi iradelerini, asılsız sahte otoritelere ve putlara teslim etme durumunu ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu çoğul ve geniş zaman kalıbının, muhatapların itaat ve tapınma eylemlerindeki sürekliliğe, uydurma ilahlara karşı sergiledikleri boyun eğişin kökleşmiş ve alışkanlık haline gelmiş yapısına işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, fiilin bu kullanımının, Mekkeli müşriklerin atalar kültüne dayalı geleneksel tapınma pratiklerini ve bu pratikler üzerinden kurguladıkları kabilevi sosyal otoriteyi körü körüne sürdürme, taassupla bağlanma eylemlerini semantik olarak kuşattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu formunun sadece soyut ve bireysel bir inançtan ibaret olmadığını, muhatapların siyasi, ekonomik ve kabilevi çıkarlar etrafında şekillenen, Allah'ın mutlak otoritesini parçalara bölen şirk temelli bir yaşam tarzına, statükoya ve kurumsal bir sisteme kulluk etme pratiklerini yansıttığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X