Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kevser Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kevser Sûresi, 1. Ayet

    اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ a’taynâke-lkevśer(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Biz sana (resûlüm!) gerçekten birçok iyilik ve güzellik verdik."

      Bu ilâhî beyan Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yapılan lütuf ve ihsanı dile getirme anlamındadır; amacı da Resûl-i Ekrem’in Allaha şükredip itaat arz etmesini sağlamaktır.

      Müfessirler “kevser” kelimesinin anlamı konusunda farklı görüşler ileri sürmüştür. Denildi ki “kevser” çok iyiliktir. Bu da kendisine lütfedilen nübüvvet ve risâlet, herkesin İlâhî gazaptan kurtulmasına vesile olan resûle iman ve onu tasdik, kendisini melekler nezdinde bilinen ve anılan biri konumuna getirmesi, ezan ve kamet gibi dini etkinliklerde adını kendi adıyla yan yana okutması, bütün yaratıklar nezdinde kadir ve kıymetini yüceltmesi ve sayılamayacak kadar başka hususlardan oluşur. Cenâb-ı Hakk’m bir âyetinde “Şanını ve ününü yüceltmedik mi?” buyurması bu gerçeğin ifadesidir.

      Bazıları da kevser “cennette bir nehir”dir, demiştir. Nitekim bu konuda Hz. Peygamber’den de rivayetler gelmiştir. Şöyle ki kevserin ne olduğu sorulmuş, o da “Cennette bir nehirdir” diye cevap vermiştir, ya da bu beyanını soru sorulmadan yapmıştır. Eğer konuyla ilgili haberler sabitse gerçek bundan ibaret olup başka bir şey söylememize gerek kalmaz. Şayet rivayet sabit değilse bize göre birinci yorum gerçeğe daha yakındır, şu sebeple ki cennette Resûlullah’a nehrin verilmesinde onu şereflendirme ve kendisine lütufta bulunma açısından özel bir durum bulunmamaktadır, zaten Allah Teâlâ Muhammed ümmetine bundan daha fazlasını vâdetmiştir. Hz. Peygamber’den gelen rivayetlere göre o şöyle buyurmuştur: “Cennet ehli için oraya girdiklerinden itibaren hiçbir gözün görmediği, kulakların işitmediği, insanın düşünce, duygu ve hayalinin tasavvur edemediği nimetler vardır”. Hepimiz bunun lütufkârlık planında sözü edilen nehirden çok daha ileri boyutlarda olduğunu bilmekteyiz.

      Bir kısım âlim de şöyle demiştir: Kevser, Allah tarafından resûlüne lütfedilen ve fakat mahiyeti bizce bilinmeyen bir nimettir. Bu meselede hareket noktası şu olmalıdır ki kevser, Cenâb-ı Hakk’ın resûlüne hitap edip bildirdiği bir ikram olup kendisince bilinmiştir. Kişinin onu öğrenip açıklamaya çalışmak için zorluğa girmesi gerekli değildir, zira hata ederse zarar görür, isabet ederse fazla bir yarar elde edemez.

      Kevserin kadim kitaplardan alınan bir kavram olduğu da ileri sürülmüştür.​

      Yorumu Yorumla

      • Mehmet Âkif Ersoy
        • 2020
        • 51

        #4
        1-3: "Biz sana son derecede çok verdik. Öyle ise Tanrı'n için namaz kıl, kurban kes. Asıl ebter sana buğz edenin kendisidir."

        SANA KEVSER'İ VERDİK

        Sûre-i Kevser üç âyet olup Mekkîdir. Sebeb-i nüzülü şudur: As bin Vail, Ukbe bin Ebi Muayt, Ebû Leheb gibi Kureyş müstehzîleri, ne zaman aleyhissalâtu vesselâm Efendimizin oğlunu irtihål etmiş görürlerse "Muhammed ebter kaldı" yani namını andıracak bir evlad bırakamadı, derlerdi. Hem bunu Hazret-i Peygamber için büyük bir kusur sayarlardı da halkı şeriat-ı mutahharasına ittiba eylemekten alıkoymak maksadıyla daima ileri sürerlerdi.

        Sefihlerin halleri

        Bundan başka müslümanların bidâyetteki zafı, fakrı, kılleti de birer medâr-ı istihfåf idi. Evet, bunları dinin hak olmadığına delil sayarlar; ilâhî bir din, servetlerin, kuvvetlerin sinesinden fışkırır, derlerdi. Zaten cehaletin hüküm sürdüğü zamanların, zeminlerin hepsinde süfehá, hakka, hakikate karşı aynı tavrı takınmıştır.

        Bu dediler kodular Müslümanları, husûsiyle dine yeni girenleri incitiyordu. Bu sûre-i celîle erbâb-ı îmanı ferahlandırmak, ashâb-ı küfür ve tuğyânı mebhût bırakmak için nazil oldu.

        "Kevser" ne demektir?

        (إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ) “Kevser kelimesi, kesretten mübalağa sîgasıdır, çokluğun gâyesine [sonuna] varan şey demektir.

        (قِيلَ لِأَعْرَابِيَّة رَجَعَ ابْنُهَا مِنَ السَّفَرِ بِمَ آبَ ابْنُكِ قَالَتْ بِكَوْثَرُ)

        (Oğlu seferden gelen bir Arap karısına, çocuğun ne getirdi? demişler. Pek çok, demiş.)

        Kevser kelimesinden maksûd ne olduğunda pek çok ihtilaf hâsıl olmuş. Kimi aleyhissalâtu vesselâm Efendimizin kıyamete kadar pâyidar olan ashâb ve etbâıdır demiş. Kimi Kur'an, kimi İslâm, kimi tevhîd, kimi ilim, kimi hikmet, kimi menâim-i dünya ve âhiret olmak üzere tefsir etmiş.

        İbni Abbas Radıyallahu anh Hazretlerine "Kevser cennetteki nehir değil midir?" demişler. "O nehir de Cenab- Hakkın Peygamberimize verdiği çoğun içindedir." cevabını vermiş.

        "Ebter" olup gittiler

        (إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ) Ebter ismi, nesli kesilmiş manâsına kullanılıyor. Aleyhissalâtu vesselâm Efendimize buğz edenler, onun şahs-ı mübarekine karşı bir şey söylemiyorlardı. Zira iddia-yı nübüvvetten evvelki tarihi de gösteriyor ki şahsı herkes nazarında muhterem, herkes, nazarında sevimli idi.

        Bu herifler Cenab-ı Peygamber'in zâtına değil, şeriatına buğz ediyorlardı. Onun için küfür, inad zulmetlerinde kaynayıp gittiler; bütün manâsıyla ebter oldular. Çünkü bu âlemde hayırlı bir ad bırakmadılar. Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz ise arkalarında muhalled bir şeriat, nâmütenâhi bir zürriyet yani koca bir ümmet bıraktılar. Sallallahu aleyhi ve sellem.

        Yorumu Yorumla

        • Etimolog
          • 2025
          • 6236

          #5
          A'taynâ (أعطينا)

          Bu fiilin etimolojik temeli Ayn-Tı-Vav (ع ط و) köküne dayanır. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîs el-Luga adlı eserinde bu kökün aslî manasının "almak ve vermek" (ahz ve i'tâ) veya "bir şeyi almak ya da vermek için el uzatmak" olduğunu detaylandırır. Ona göre kelimenin "a'tâ" (أعطى) formu, doğrudan ve somut bir şekilde "verdi" eylemini karşılar ve eylemin doğasındaki yönelime işaret eder. Râgıb el-İsfahânî ise El-Müfredât adlı eserinde bu kökü anlamsal olarak daha da özelleştirir. Ona göre bu kelime sıradan bir devir işlemini değil, "atıyye" yani bir bağış, hediye ve lütuf sunmayı ifade eder. Bu vermenin temel karakteristiği, verenin bunu bir zorunluluktan değil, tamamen kendi iradesi ve cömertliğiyle, karşılık beklemeksizin gerçekleştirmesidir. Çağdaş dönem İslam araştırmacılarından Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayette birinci çoğul şahıs formunda (a'taynâ) kullanılmasının etimolojik ve semantik analizini yaparak, bu yapının "azamet" (büyüklük) bildirdiğini vurgular. Ona göre kelimenin kökündeki lütufkâr verme eylemi, doğrudan ilahi otoriteye nispet edildiğinde sıradan bir bahşetmeyi aşar ve verilecek olan muazzam değere uygun, azametli bir armağan etme fiiline dönüşür.

          Kevser (كوثر)

          Bu kelimenin etimolojik analizi konusunda geleneksel Arap dilbilimcileri ile modern araştırmacılar arasında belirgin bir ayrım bulunmaktadır. İbn Fâris, kelimenin kökeninin Arapça Kef-Se-Ra (ك ث ر) harflerinden türediğini belirtir ve bu kökün "azlığın zıddı, çokluk" anlamına geldiğini ortaya koyar. Ona göre "Kevser", kelimenin kökündeki çokluk manasını mübalağa ile ifade eden "fev'al" (فَوْعَل) veznindedir; dolayısıyla kelime etimolojik olarak "mutlak ve sınırı olmayan çokluk" demektir. Râgıb el-İsfahânî de bu klasik etimolojik duruşu destekleyerek kelimenin kökündeki "kesret" (çokluk) yapısını vurgular ve semantik olarak "el-hayru'l-kesîr" yani "sınırsız/çok bol hayır, iyilik" manasına ulaştığını detaylandırır. Buna karşılık, Christoph Luxenberg klasik Arapça köken yaklaşımını reddederek kelimenin etimolojisini Süryani-Arami dil ailesine dayandırır. Luxenberg'e göre kelime, "çokluk" veya "bolluk" anlamına gelen Arapça kökten türememiştir; aksine Süryanicede "sebat, süreklilik, dayanıklılık" anlamlarına gelen "kuttârā" kelimesinin bir okuma ve aktarım farklılığıdır. O, kelimenin orijinal bağlamının maddi veya manevi bir bolluk değil, zorluklar karşısında gösterilmesi gereken "süreklilik ve sebat erdemi" olduğunu iddia eder. Geleneksel dilbilgisi kurallarını savunan Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise kelimenin Süryanice veya farklı bir dilden geçtiği iddialarına karşılık Arapça Kef-Se-Ra kökünde sabit kalır. Ona göre "fev'al" veznindeki bu kelime etimolojik olarak öylesine devasa bir çokluğu ve bereketi ifade eder ki, suredeki bağlamı itibarıyla muhataba yöneltilen ve "soyu kesik, yoksun" anlamına gelen "ebter" kelimesinin tam zıddını oluşturur; kelime, hiçbir maddi ölçüyle sınırlandırılamayacak mutlak bir varlığı, tükenmezliği ve taşkın bir lütfu sembolize eder.

          Yorumu Yorumla

          İşleniyor...
          X