قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 98. Ayet
Daralt
X
-
“Zülkarneyn, ‘Bu, Rabb’imden bir rahmettir. Fakat Rabb’imin vâdi gelince O, bunu yerle bir eder. Rabb’imin vâdi haktır’ dedi.”
Zülkarneyn, ‘Bu, Rabb’imden bir rahmettir’ (dedi.) Söz konusu rahmetin, yapılan ve kendileriyle Ye’cûc ve Me’cûc’un arasına engel olan sed olması muhtemeldir. Bu yüce Allah’tan bir rahmettir. Yani bu engel O'nun rahmeti sayesinde yapılmıştır. Bir başka ifadeyle; bu sed Allah’tan gelen bir nimettir. Rahmet, nimetin tâ kendisidir. Yani sizinle Ye’cûc ve Me’cûc arasındaki bu sed, Rabb’imin size rahmetidir. Öte yandan bu ifadenin iki türlü açıklaması söz konusudur: Zülkarneyn bu şeddi bitirdiği zaman onun Allah’tan bir rahmet olduğunu beyan etmektedir. Şeddin ilk başlangıcında kendisinden bir sed yapmasını istedikleri zaman sed yapma fiilini kendi nefsine izafe ederek “Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım” demiştir. Bu ifade, Zülkarneyn'in yaptığının, ancak yüce Allah’ın rahmeti ve ihsanı sayesinde yaptığım ve bu şeddin inşasını O’nun yarattığını göstermektedir. İkinci açıklama şekli şudur: Allah Teâlâ dinde insanlar için en faydalı olmayanı (aslah) yaratabilir. Çünkü burada iki ihtimalden birisi söz konusudur: Onlar için ya ilk fiil, dinde en faydalı olandır. Bu durumda İkincisi (yani şeddin yıkımı) dinde onlar için en faydalı şık olmaz. Ya da İkincisi en uygundur da birincisi değildir. Öte yandan yüce Allah bunun onlar için rahmet olduğunu ifade etmektedir. [Böylece Mûtezile’nin yüce Allah’ın kulu hakkında en uygun olanını yaratmasının üzerine vacip olduğu tezi çürümüş olur.]
Fakat Rabb’imin vâdi gelince. Rabb’in vâdinden maksat, O’nun vâdine konu olan şey, yani vâdedilendir. Çünkü vâd gelmez. Âyette sanki şöyle denilmiş olmaktadır: Fakat Rabb’im tarafından vâdedilen husus gelince. Bu da ya Yecûc ve Mecûc’un çıkmasıdır ya da bu şeddin açılmasıdır. O, bunu yerle bir eder. Yani daha önce belirttiğimiz gibi kırar ya da yerle bir eder. “O, bunu yerle bir eder”, yani yere yıkar, yerle bir eder. İbn Kuteybe “O, bunu yerle bir eder” meâlindeki cümleyi, “yere yapıştırır” şeklinde açıklamıştır.
Rabb’imin vâdi haktır’ dedi. Burada geçen “vâd” vâdde bulunmaktır, ama önceki “vâd” “vâdedilen” mânasındadır.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ) / Hâzâ (هَٰذَا)
İbn Fâris, "k-v-l" (kaf-vav-lam) kökünün ağız ve dilin hareketiyle bir niyeti, düşünceyi veya meramı dışa vurmak, söylemek manasına geldiğini belirtir. "H-z-a" (he-zel-elif) işaret zamirinin ise yakında olan, gözle bizzat görülen ve fiziksel olarak idrak edilen somut bir nesneye (bu/şu) işaret ettiğini kaydeder.
Dücane Cündioğlu, "kâle hâzâ" (dedi ki: işte bu...) ifadesindeki o muazzam eylemsel ve felsefi duraklamayı tahlil eder. Zülkarneyn, insanüstü bir teknolojiyle ve devasa bir kolektif emekle inşa ettiği o yenilmez, kaskatı ve kompozit (demir-bakır) barajın karşısına geçip eserine bakar. Ancak o, kibre kapılıp kendini ilahlaştıran ve "bunu kendi gücümle başardım" diyen firavunların o narsistik dilini bütünüyle reddeder. "Kâle" (söyledi/ilan etti) fiili, fatihin o devasa eseri (hâzâ) kendi nefsinden koparıp doğrudan ilahi iradeye bağladığı o tevhidi itirafın tarihsel beyanıdır.
Rahmetün (رَحْمَةٌ) / Min Rabbî (مِنْ رَبِّي)
İbn Fâris, "r-h-m" (ra-ha-mim) kökünün temelinde, acıma, şefkat gösterme, koruma, annenin çocuğu taşıdığı ve beslediği o güvenli yer (rahim) manalarının yattığını belirtir. "r-b-b" (ra-be-be) kökünün ise bir şeyi terbiye etmek, beslemek ve üzerinde mutlak surette malik (sahip) olmak manasına geldiğini yineler.
Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" (rahmetün / bir esirgeme, şefkat eseri) kavramının bu ayetteki maddileşmiş ve mimari boyutunu açıklar. Set, sadece soğuk bir demir ve bakır kütlesi değildir. O, zayıf ve medeniyetsiz bir kavmi (masumları), Ye'cûc ve Me'cûc'ün (mutlak kaosun) yıkıcılığından koruyan "somutlaşmış, kaskatı kesilmiş bir ilahi şefkattir". Allah'ın rahmeti, Zülkarneyn'in mühendisliğiyle yeryüzünde fiziksel bir zırha bürünmüştür.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "rahmetün min rabbî" (benim Rabbimden gelen bir rahmettir) tamlamasının barındırdığı siyasi teolojiyi okur. Zülkarneyn, o devasa savunma sanayisini kendi askeri dehasına veya kavmin ödediği bedellere fatura etmez. İktidar (temkîn), yeryüzünde adaleti tesis edecek o büyük altyapı projelerini ve güvenlik duvarlarını inşa ederken; bunun devletin bir lütfu değil, bizzat "Rabbin o mazlum halka ulaştırdığı bir merhamet/rahmet" olduğunu ilan etmekle mükelleftir. Devlet, merhametin sadece taşeronudur.
Fe izâ (فَإِذَا) / Câe (جَاءَ)
İbn Fâris, "c-y-e" (cim-ye-hemze) kökünün asıl manasının, bir şeyin gelmesi, ortaya çıkması, bir menzile ulaşması ve kesin olarak vuku bulması olduğunu tespit eder. Başına gelen "izâ" (zaman/şart) edatıyla birleştiğinde (fe izâ câe / nihayet geldiği zaman), bu gelişin iptal edilemez, ertelenemez ve aniden gerçekleşecek mutlak bir zaman dilimini (randevuyu) işaret ettiğini belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "fe izâ câe" (fakat geldiği vakit) edatının metinde yarattığı o ani psikolojik kırılmayı ve ontolojik sarsıntıyı tahlil eder. Zülkarneyn, inşa ettiği setin mükemmelliğini ve sağlamlığını (asla delinemeyeceğini) az önce ilan etmişti. Ancak bu edatla birlikte cümle, zafer sarhoşluğunu anında bıçak gibi keserek, fatihin zihnindeki o fani dünya algısını (tarihi) bütünüyle bitirir ve doğrudan kıyametin (eskatolojinin) o kaçınılmaz dehşetine bağlanır.
Va'dü (وَعْدُ) / Rabbî (رَبِّي)
İbn Fâris, "v-a-d" (vav-ayın-dal) kökünün temelinde, gelecekte kesin olarak gerçekleşecek bir söz vermek, bir zaman belirlemek, birini bir şeye mecbur kılacak o nihai randevuyu tayin etmek manalarının yattığını belirtir.
Toshihiko Izutsu, "va'dü rabbî" (Rabbimin o vaadi/sözü) tamlamasını Kur'an'ın zaman felsefesi üzerinden okur. Zülkarneyn'in anlattığı bu "vaad", sıradan bir tarihsel randevu değildir. Bu, yeryüzünün kozmik nizamının sona ereceği, tabiat yasalarının çökeceği ve Ye'cûc-Me'cûc kaosunun tekrar serbest kalacağı o mutlak eskatolojik eşiktir (Kıyamet/Zamanın Sonu). Kur'an, fatihin tarihsel (kronolojik) yürüyüşünü alır, onu doğrudan ahiretin (va'din) o bükülmez ve mutlak zaman algısına teslim eder. Zülkarneyn'in inşa ettiği medeniyet dâhil her şey, bu "ilahi vaadin" (sonun) tehdidi altındadır.
Ce'alehû (جَعَلَهُ) / Dekkâ' (دَكَّاءَ)
İbn Fâris, "c-a-l" (cim-ayın-lam) kökünün bir durumu başka bir duruma çevirmek, yapmak; "d-k-k" (dal-kef-kef) kökünün ise asıl manasının, tümseği, tepeyi veya çok sağlam bir yapıyı şiddetle dövmek, ezip ufalamak, kırmak, dümdüz etmek ve toza toprağa karıştırıp yerle bir etmek (düzlemek) olduğunu tespit eder.
Celaleddin el-Suyuti, "dekkâ" (ezilmiş, un ufak olmuş, dümdüz) kelimesinin kıraat farklılıklarını ve anlambilimini inceler. Kelimenin "dekken" şeklinde okunmasının, o devasa ve aşılmaz demir kütlesinin bütünüyle çözülüp yere yapışmasını; "dekkâe" şeklindeki okuyuşun ise o sarp ve kompozit (demir-bakır) dağın, üzerinde hiçbir çıkıntı, hiçbir pürüz kalmayacak şekilde (deve sırtı gibi dümdüz) ufalanarak tabiatın o çıplak hiçliğine geri dönmesini ifade ettiğini belirtir.
Angelika Neuwirth, bu kelimenin barındırdığı muazzam mimari ve teolojik ironiyi tahlil eder. Dönemin apokaliptik edebiyatında (Geç Antik Çağ efsanelerinde) dünyanın sonu genellikle şeytani güçlerin (Gog ve Magog'un) o kapıları kendi vahşi güçleriyle kırmasıyla tasvir edilir. Ancak Kur'an, o aşılmaz engelin bizzat onu var eden ilahi irade (ce'alehû / O Rabbim onu yapacaktır) tarafından "dekkâ" (toz bulutu / dümdüz toprak) haline getirileceğini ilan eder. Yeryüzünün o en kaskatı ve delinmez alaşımı, düşman ordularıyla değil; ontolojik vadesi (vaad) dolduğunda, bizzat Allah'ın tek bir emriyle saniyeler içinde çözülerek "hiçliğe" (dekkâ) karışacaktır. İnsanlığın en üstün teknolojisi, ilahi ferman karşısında sadece savrulan bir tozdur.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ce'alehû dekkâ" (onu yerle bir edip dümdüz toz haline getirir) eyleminin dünyanın ontolojik bekasına dair verdiği mesajı okur. Set, Ye'cûc ve Me'cûc'ü ebediyen hapsetmek için değil, sadece ilahi senaryodaki o "vade/kıyamet" (va'd) anına kadar bir "mühlet" (geciktirme) olarak inşa edilmiştir. İnsan eliyle kurulan hiçbir adalet, hiçbir devlet ve hiçbir medeniyet (radm) ebedi kalamaz.
Ve kâne (وَكَانَ) / Va'dü (وَعْدُ) / Rabbî (رَبِّي) / Hakkâ (حَقًّا)
İbn Fâris, "k-v-n" (kef-vav-nun) kökünün varoluş, mutlak bir durum içinde bulunma; "h-k-k" (ha-kaf-kaf) kökünün ise asıl manasının, bir şeyin sabit, sarsılmaz, doğru ve değişmez bir gerçeklik olması, batılın (yalanın/boşluğun) zıttı olarak bizzat vuku bulması ve gerçeğin tam kalbine (isabetle) oturması olduğunu tespit eder.
Râgıb el-İsfahânî, "hakk" (hakkâ / şüphesiz gerçek, mutlak hakikat) kavramının epistemolojik boyutunu açıklar. Hakk, sadece gelecekteki bir ihtimal veya bir "söz" değildir; o, evrenin ve eşyanın altındaki o en katı, en inkar edilemez varoluşsal yasadır. Zülkarneyn'in duvarı (sedd) fani ve yıkılmaya mahkûm bir nesneyken; Rabbin o yıkımı gerçekleştireceğine dair vaadi/sözü bizzat varlığın en sarsılmaz çekirdeğidir (hakkâ).
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin "hakkâ" (mutlak bir gerçek, inkâr edilemez bir hakikat) kelimesiyle son bulmasını (fasılasını) Zülkarneyn kıssasının o devasa teolojik mührü olarak tahlil eder. Fatih, dünyanın iki ucunu (Doğu'yu ve Batı'yı) yarmış, aşılmaz dağların arasına insanlık tarihinin en büyük demir zırhını giydirmiş ve tüm efsaneleri gölgede bırakan bir medeniyet inşa etmiştir. Fakat onun tarihe bıraktığı o son söz (manifestosu); kendi eserinin büyüklüğü üzerine değil, o eserin ne kadar aciz, fani ve geçici olduğu; asıl "Hakk" olanın (mutlak gerçekliğin) ise sadece ve sadece ilahi iradenin kıyamet vaadi (va'dü rabbî hakkâ) olduğu gerçeğidir. İktidarın ve aklın varabileceği en yüksek idrak noktası, kendi hiçliğini (dekkâ'yı) o mutlak "Hakk"ın karşısında şeksiz şüphesiz kabul etmektir. Kıssa, duvarla (sedd) değil, o duvarı yıkacak olan "Hakikat" (hakkâ) ile ebediyen son bulur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla