ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 89. Ayet
Daralt
X
-
“Sonra yine bir yol tutup gitti.”
Sonra ihtiyacını gidermek için yine bir yol, bir vesile tutup gitti. Bir başkası da şöyle demiştir: Burada bahsi geçen “sebep”, Zülkarneyn'in doğu ve batının yolunu tutmasına ve ulaştığı noktaya ulaşmasına yardımcı olan bir yol, bir vesiledir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Sümme (ثُمَّ)
İbn Fâris, atıf (bağlaç) edatı olan bu kelimenin kökenindeki "se-mim-mim" (peltek se-mim-mim) yapısının temelinde, iki eylem veya iki olay arasında meydana gelen bir zaman boşluğunu, bir gecikmeyi ve peş peşeliği (terâhî) ifade etmek manasının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sümme" bağlacı ile bir önceki ayetlerde Zülkarneyn'in sefere çıkışını anlatan "fe" (fe etbea) bağlacı arasındaki o keskin kronolojik ve felsefi farkı açıklar. "Fe" edatı, imkân verilir verilmez hiç vakit kaybetmeden, derhal ve anında eyleme geçmeyi ifade ederken; "sümme" edatı, Batı seferinin bütünüyle tamamlanıp orada adaletin (hukukun) tesis edilmesinin ardından geçen o uzun zaman dilimini, yaşanan yorgunluğu ve yepyeni bir hazırlık evresinin ardından gerçekleşen o "ikinci devasa atılımı/gecikmeli takibi" ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "sümme" (sonra / daha sonra) edatının tarihsel ve jeopolitik ağırlığını tahlil eder. Zülkarneyn, Batı'nın en uç noktasına (güneşin battığı çamurlu göze) ulaşıp oradaki toplumsal kaosu çözdükten sonra kılıcını kınına koyup tahtına çekilmemiştir. Bu edat, fatihin doymak bilmez adalet arayışının ve ilahi yetkisinin (temkînin) sınır tanımayan o küresel vizyonunu gösterir. Bir coğrafyadaki görev (Batı) bittiği an, "sonra" (sümme) denilerek yeryüzünün tamamen zıt bir kutbuna yönelik yepyeni bir jeopolitik kurgu başlatılır.
Etbea (أَتْبَعَ)
İbn Fâris, "t-b-a" (te-be-ayın) kökünün asıl manasının, birinin izinden gitmek, adımlarını takip etmek, peşine düşmek ve bir şeyin ardı sıra gitmek olduğunu belirtir. İf'al babında (etbea / o tabi oldu, peşine düştü) kullanıldığında, bu takibin rastgele değil; bilinçli, son derece kararlı ve yeni bir hedefe ulaşmak için mevcut donanımı (yolu) bizzat "kullanmak, peşine takılıp gitmek" manasına geldiğini kaydeder.
Dücane Cündioğlu, "etbea" (hemen izini sürdü / peşine düştü) fiilinin bu ikinci kullanımdaki devlet ve eylem felsefesini okur. İktidar (temkîn), durağan bir mülk değildir. Zülkarneyn'in Batı'daki o devasa başarısından sonra tekrar "etbea" (yola koyuldu) eylemini gerçekleştirmesi; mutlak gücün rehavete, saray hayatına veya zafer sarhoşluğuna kapılmaksızın, o bitmek bilmez "fetih ve inşa" (hareket) ahlakına duyduğu o ontolojik sadakati mühürler. İrade, ancak yolda oldukça (takip ettikçe) varlığını sürdürür.
Sebebâ (سَبَبًا)
İbn Fâris, "s-b-b" (sin-be-be) kökünün temelinde, bir şeyi diğerine bağlayan ip, dağa veya ağaca çıkmaya yarayan halat; ve buradan hareketle kişiyi asıl hedefine, menziline ulaştıran her türlü vasıta, yol, metot, strateji ve formül manalarının bulunduğunu tespit eder.
Arthur Jeffery, "sebeb" kelimesinin Sami dillerindeki (özellikle Güney Arabistan kitabeleri ve Aramicedeki) filolojik ve coğrafi kullanımını inceler. Erken dönem epigrafik metinlerde "sebep", sadece soyut bir nedensellik değil; dağları aşmak, aşılmaz vadileri geçmek ve uzak bölgelere askeri nizamda gidebilmek için özel olarak keşfedilmiş (veya inşa edilmiş) devasa geçitler, kervan yolları ve "stratejik rotalar" anlamında kullanılmıştır. Zülkarneyn'in takip ettiği bu ikinci "sebep", yeryüzünün bambaşka bir iklimine (Doğu'ya) açılan yepyeni bir lojistik ve coğrafi damardır.
Toshihiko Izutsu, "sebeb" kavramının Kur'an'ın nedensellik (tabiat) felsefesindeki yerini tahlil eder. Kur'an, Zülkarneyn'in Batı'dan Doğu'ya olan o devasa intikalini (geçişini) kanatlı atlar veya mitolojik ışınlanmalarla (mucizelerle) değil; yine tabiatın kendi içindeki yasalarıyla (sebeplerle) açıklar. Fatih, coğrafyanın değişen şartlarına (çöllere veya dağlara) uygun yeni bir metot, yeni bir donanım ve yepyeni bir rasyonel rota (sebeb) kurgulayarak ilerler. Bu, aklın ve bilginin tabiata boyun eğdirilişinin resmidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "sebebâ" (bir başka yolu, bir başka nedeni) kelimesinin tefsir geleneğindeki jeopolitik yönünü aktarır. Alimler, Batı seferinden (mağrib) sonra tutulan bu ikinci "sebebin" (yolun), tam zıt istikamete, yani dünyanın en doğusuna (güneşin doğduğu yere) doğru planlanmış o muazzam askeri ve keşif rotası (Doğu seferi) olduğu konusunda icma etmişlerdir. Zülkarneyn, Batı ufkunun sırrını çözdükten sonra, bu kez yeryüzünün Doğu ufkunun (matli') sırrını deşifre etmek için yeni bir "sebebin/ipucunun" peşine düşmüştür.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin fasılası (son kelimesi) olan "sebebâ"nın barındırdığı kelami ağırlığı okur. İnsanüstü bir güce (temkîne) sahip olmasına rağmen Zülkarneyn, her yeni menzilde yepyeni bir "sebebe" (çabaya, araca ve stratejiye) muhtaçtır. Allah ona gücü peşinen vermiştir; ancak o gücün tecellisi, kulun yeryüzünde kendi elleriyle tutacağı, izini süreceği ve bedelini ödeyeceği o zahmetli "sebeplere" (yollara) bağlanmıştır. Sebebi terk eden, ilahi fethin de dışında kalır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla