Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kehf Sûresi, 85. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kehf Sûresi, 85. Ayet

    فَاَتْبَعَ سَبَباً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feetbe’a sebebâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      84-85. “Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir yol öğrettik. O da bir yol tutup gitti.”

      Ona (muhtaç olduğu) her şey için bir yol öğrettik. Bahsi geçen “sebeb” kelimesinin ne anlama geldiğine dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları bunun “menâzil ilmi” olduğunu söylemiştir. Yani yeryüzünün konaklama yerlerini, çeşitli bölgelerini ve eskilerin yaşantılarına dair izlerin bulunduğu yerleri öğrettik. Bazıları “sebeb”in “ilim” ve "kuvvet” olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da yüce Allah Zülkarneyne verilen iktidarın ve hükümranlığın düzgün işleme yollarını öğretti, zira onun buna ihtiyacı vardı demişlerdir. Bazıları da bu beyanda adı geçen “sebeb”in “en'âm” denilen develer olduğunu söylemiştir. Bu hayvanlara keresteleri yükler ve gemi yapardı. Karşısına deniz çıktığı zaman gemilerle denizi geçer sonra gemileri yıkıp dağıtırdı. Keresteleri develere yükler ve kara parçasını hayvanların üzerinde geçerdi. İşte burada adı geçen “sebep” budur.

      Aslına bakacak olursak yüce Allah ona iktidarı ve hükümranlığı düzgün kılacak olan sebebi vermiş ancak bunun ne olduğunu bize beyan etmemiştir. Dolayısıyla “sebep” kelimesiyle neyi kastettiğini biz bilmiyoruz. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe etbea (فَأَتْبَعَ)

        İbn Fâris, "t-b-a" (te-be-ayın) kökünün asıl manasının, birinin izinden gitmek, adımlarını takip etmek, peşine düşmek ve bir şeyin ardı sıra gitmek olduğunu belirtir. İf'al babında (etbea / fe etbea) kullanıldığında, bu takibin rastgele değil; bilinçli, kararlı ve elde edilen bir aracı (yolu) bizzat hedefe ulaşmak için "kullanmak, peşine takılıp gitmek" manasına geldiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" (peşinden gitme) ile "etbea" (tabi olma/yola koyulma) kipleri arasındaki o ince felsefi farkı açıklar. "Etbea", kişinin eline geçen bir imkânı, bir bilgiyi veya stratejiyi (nedeni) aktif olarak eyleme dökmesi, o yolda somut bir adım atarak ilerlemeye başlamasıdır. Başındaki "fe" (takibiye/hemen ardından) edatı, Zülkarneyn'in kendisine verilen o muazzam gücü (sebebi) alır almaz, hiç vakit kaybetmeden ve atalete (tembelliğe) düşmeden derhal eyleme/sefere (etbea) dönüştürdüğünü mühürler.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "fe etbea" (hemen o yolun/aracın peşine düştü) eylemindeki siyasi ve eylemsel iradeyi tahlil eder. İlahi irade ona yeryüzünde her türlü imkânı vermiştir; ancak eyleme geçme, o imkânı kullanarak yürümeye başlama (etbea) iradesi bizzat Zülkarneyn'in kendisine aittir. İktidar verilmiştir, fakat o iktidarı adalet yolunda sefere dönüştüren şey, insanın kendi inisiyatifi, çabası ve eylemsel ahlakıdır.

        Dücane Cündioğlu, "fe etbea" (hemen takip etti / yola koyuldu) fiilinin ontolojik hızını okur. Zülkarneyn'e mutlak bir güç verilmesiyle (önceki ayet) onun bu gücü harekete geçirmesi (bu ayet) arasında en ufak bir tereddüt, kibre kapılma veya duraksama anı yoktur. Bilgi, teknoloji ve güç (sebep), ancak eyleme (ittibaya) dönüştüğü an tarihsel bir anlam ve şeref kazanır.

        Sebebâ (سَبَبًا)

        İbn Fâris, "s-b-b" (sin-be-be) kökünün temelinde, bir şeyi diğerine bağlayan ip, ağaca veya çadıra çıkmaya yarayan halat; ve buradan hareketle kişiyi amacına ulaştıran vasıta, yol, metot ve formül manalarının bulunduğunu yineler.

        Arthur Jeffery, "sebeb" kelimesinin Sami dillerindeki (özellikle Güney Arabistan yazıtlarındaki ve Aramicedeki) kullanımını inceler. Erken dönem metinlerinde "sebep", sadece soyut bir neden değil; dağları aşmak, uzak bölgelere gitmek için kurulan devasa geçitler ve fiziksel yollar anlamında kullanılmıştır. Zülkarneyn'in "takip ettiği sebep", yeryüzünün en uç ufuklarına açılan stratejik bir coğrafi/askeri "yol, menzil veya rotadır".

        Toshihiko Izutsu, "sebeb" kavramının Kur'an'ın tabiat felsefesindeki yerini tahlil eder. Kur'an, Zülkarneyn'in devasa fethini efsanevi bir uçuşla veya mitolojik bir ışınlanmayla (mucizeyle) anlatmaz. O, doğanın yasalarına boyun eğerek, dağları, ovaları ve belirlenmiş yolları (sebepleri) "adım adım geçerek ve takip ederek" hedefine varan rasyonel bir imparatordur. Sebebe uymak, yeryüzünün fiziki yasalarına (sünnetullaha) saygı duymak ve bilimi kullanmaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "fe etbea sebebâ" (bir yolu/sebebi tuttu) cümlesinin tefsir tarihindeki coğrafi karşılığını aktarır. Alimler bu "sebebin" (yolun), dünyanın en batısına (güneşin battığı yere) doğru planlanmış muazzam bir askeri, politik ve keşif rotası (batı seferi) olduğu konusunda hemfikirdirler. Zülkarneyn, ilk iş olarak güneşin izini (sebebini) batıya doğru sürmüştür.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin "sebebâ" (bir formül, bir yol, bir araç) kelimesiyle son bulmasını (fasılasını) kelami bir perspektifle okur. Bir önceki ayette "ona her şeyden bir sebep (imkân/kudret) verdik" denilmişti. Zülkarneyn, tahtında oturup ilahi bir mucizenin onu hedefe taşımasını beklememiştir. O bizzat, kendisine lütfedilen o maddi ve ilmi donanımı (sebebâ) bir "vasıta" olarak kullanıp yola revan olmuştur (fe etbea). Bu çok kısa ayet, İslam'ın eylem (amel) ve nedensellik felsefesinin en yoğun özetidir: İmkân ve yasa (sebep) Allah'tandır; o imkânı kullanarak (etbea) tarihi ve adaleti inşa etmek ise kulun yeryüzündeki devasa yüküdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X