Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kehf Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kehf Sûresi, 73. Ayet

    قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle lâ tu-âḣiżnî bimâ nesîtu velâ turhiknî min emrî ‘usrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Mûsâ, ‘Unuttuğum şeyden dolayı beni paylama ve işimi çıkmaza sokma!’ dedi.”

      Mûsâ, 'unuttuğum şeyden dolayı beni paylama' dedi. Bu beyanın, birkaç mânaya gelmesi muhtemeldir. Bunlardan birincisi, üstü kapalı kinâyeli bir anlatımdır. Yani 'Unuttuğum için beni paylama' demektir. Tıpkı Hz. İbrahim’in şöyle söylediği âyette olduğu gibi: “Sonra yıldızlara şöyle bir baktı, ‘Ben rahatsızım’ dedi”. Yani bu ifadenin (tariz yoluyla) “Ben rahatsız olacağım” mânasına gelmesine benzer.

      İkincisi İlâhî beyanda yer alan “unutma” fiili, gerçek mânada unutma anlamına da gelebilir. Hz. Mûsâ o kulda zâhiren kabul edilemez gördüğü şeylerden dolayı “hiçbir şey hakkında bana soru sorma” şeklinde söylediği sözü unutmuştu. Peygamberlerin âdetleri hep böyleydi. Onlar bir kötülük gördükleri zaman üzüntüden ve gördüklerine gazaplarından dolayı kendilerini tutamazlar. Onun için o kulun kendisine söylediği sözü unutması garip karşılanmaz. Bazıları da söz konusu “unutma”yı “emri yerine getirmeme” ve “terketme” mânasında yorumlamışlardır. Bu da birinci yorumla aynı anlama gelir. En doğrusunu Allah bilir.

      'Ve işimi çıkmaza sokma!' dedi. Bu beyana bazıları şu anlamı vermiştir: Bana zor gelecek bir işi yükleme. Bir kısım müfessir onu üzerime (ağırlık) yükleme diye tevil etmiştir. Bazıları da âyette geçen “irhak” kelimesinin şiddet ve yorgunluk anlamına geldiğini söylemiştir. Bir kısım müfessir de bu cümleye, beni zora sokma anlamı vermiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "k-v-l" (kaf-vav-lam) harflerinin temelinde, ağız ve dilin hareketiyle bir niyeti, düşünceyi veya hakikati dışa vurmak, beyan etmek manalarının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söyleme/kavletme) eyleminin bu ayette sıradan bir söz veya itiraz olmadığını; bir önceki ayette mürşidinden (Hızır'dan) aldığı o kesin ve sarsıcı ikaz karşısında, talebenin (Musa'nın) kendi hatasını kabul ederek derhal geri adım attığı ve bozulan pedagojik sözleşmeyi onarmak için ürettiği acil bir "özür/savunma beyanı" olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Musa'nın bu "kavl"ini (sözünü) psikolojik bir refleks olarak tahlil eder. Musa, hocasının "ben sana demedim mi?" şeklindeki o ağır ve ihtar edici sorusuna karşı bir rasyonalizasyon (haklı çıkma çabası) içine girmez. O, peygamberi kibrini tamamen ayaklar altına alarak, yola devam edebilmek için derhal alttan alan ve hatasını itiraf eden o mütevazı talebe kimliğine süratle geri döner.

        Lâ tüâhıznî (لَا تُؤَاخِذْنِي)

        İbn Fâris, "e-h-z" (hemze-hı-zel) kökünün asıl manasının, bir şeyi eliyle tutmak, sımmsıkı kavramak, yakalamak ve pençesine almak olduğunu tespit eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "muâheze" (tüâhıznî / beni hesaba çekme, beni yakalama) eyleminin müfâale babında kullanılmasını inceler. Bu kalıp, birini işlediği suçun tam karşılığıyla, hukukun o şaşmaz terazisiyle anında derdest etmek ve eyleminden dolayı onu sıkıca "kavrayıp cezalandırmak" demektir. Baştaki "lâ" (hayır/etme) olumsuzluk edatıyla birlikte bu fiil, katı adaletin (sözleşmenin iptalinin) esnetilmesine yönelik o aciz ve fıtri bir af talebidir.

        Dücane Cündioğlu, "lâ tüâhıznî" (beni hesaba çekme / muaheze etme) nidasının barındırdığı felsefi çaresizliği tahlil eder. Musa, baştaki o "bana asla soru sormayacaksın" şeklindeki katı sözleşmeyi ihlal etmiştir ve hukuken yoldan atılmayı (muahezeyi) hak etmiştir. Ancak rasyonel akıl, kendi kurduğu yasal tuzakta boğulmamak için, mutlak adaletten kaçarak mürşidinin "merhametine ve inisiyatifine" sığınmak zorunda kalmıştır. Akıl, kendi zaafını gördüğünde hukukun değil, affın kapısını çalar.

        Bimâ (بِمَا) / Nesîtü (نَسِيتُ)

        İbn Fâris, "n-s-y" (nun-sin-ye) kökünün temelinde, bir şeyi zihinden silmek, hatırdan çıkarmak, farkında olmadan terk etmek ve arkada bırakmak manalarının bulunduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "nesîtü" (unuttum) itirafının Kur'an'daki ahlaki ve ontolojik boyutunu okur. Musa'nın buradaki unutkanlığı, yolculuğun başındaki "balığı unutma" (nisyan) hadisesinin psikolojik bir devamıdır. Ancak bu kez unutulan şey fiziksel bir azık değil, bizzat verilen "söz" ve edilen o sarsılmaz "taahhüt"tür. Musa, geminin delinmesindeki o dehşet (imr) tablosunu gördüğü an, şeriat refleksinin (adalet duygusunun) şiddetiyle, verdiği sessizlik yeminini zihninden bütünüyle "silmiş/terk etmiş" ve peygamberlik içgüdüsüne yenik düşmüştür.

        Toshihiko Izutsu, "unuttum" eylemini epistemolojik bir mazeret olarak tahlil eder. Musa, eyleminin haklılığını savunmaz, sadece "farkındalığının" kesintiye uğradığını belirtir. İnsan zihni, alışkın olmadığı ve kendi ahlaki şemalarını altüst eden bir şok (geminin delinmesi) yaşadığında, daha önceden aldığı teorik kararları (sessizlik yeminini) anında iptal eden (unutan) son derece zayıf ve biyolojik bir yapıya sahiptir. Nisyan, insanın bilgi karşısındaki en büyük felsefi fire noktasıdır.

        Ve lâ türhiknî (وَلَا تُرْهِقْنِي)

        İbn Fâris, "r-h-k" (ra-he-kaf) kökünün asıl manasının, bir kimsenin üzerine zorla abanmak, onu kapasitesini aşan bir yükün altına sokmak, şiddetle örtmek, baskı kurmak ve onu meşakkatle ezmek olduğunu tespit eder. Zorla ve haksızca bir şeye yetişip onu boğmaya da bu kökten dolayı "irhâk" denildiğini o harika tespitiyle aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî, "irhâk" eyleminin (türhiknî / bana yükleme, beni ezme) if'al babında kullanılmasını, sıradan bir zorluk değil; insanın taşıma kapasitesini bütünüyle çökerten, aklını ve bedenini iflasa sürükleyen o acımasız ve tahammül edilemez "ağırlaştırma/zorlaştırma" durumu olarak açıklar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, olumsuz emir kipiyle gelen "ve lâ türhiknî" (ve sakın beni zorlama / üzerime bu kadar ağır gelme) cümlesinin barındırdığı psikolojik çöküntüyü okur. Musa, hocasının o sarsıcı eylemlerinin ve ardından gelen o soğukkanlı "sen sabredemezsin" ihtarının kendi peygamberi zihni üzerinde yarattığı o ezici, boğucu (irhâk edici) basıncı itiraf etmektedir. Öğrenci, hocasının o devasa bilgi (ledün) kapasitesi karşısında adeta nefessiz kalmış ve bu felsefi ağırlığın hafifletilmesini talep etmiştir.

        Min (مِنْ) / Emrî (أَمْرِي)

        İbn Fâris, "e-m-r" (hemze-mim-ra) kökünün bir işi buyurmak, hüküm vermek, talep etmek manalarının yanı sıra; kişinin içinde bulunduğu durum, ahval, giriştiği büyük eylem ve varoluşsal mesele (şe'n) anlamına geldiğini belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "emrî" (benim kendi işim / durumum) kelimesinin sonundaki mütekellim (ben) zamirini tahlil eder. Musa'nın buradaki "işi/emri", sıradan bir günlük faaliyet değil; yüzyıllar süren (hukubâ) bir yürüyüşün ardından ulaştığı, peygamberlik rütbesini bile askıya alarak giriştiği o mutlak "ledün ilmini tahsil etme, hakikati arama ve mürşide tabi olma" serüveninin bütünüdür. Musa, hayatının bu en kritik projesinin (işinin) kendi zaafları yüzünden iptal edilmemesi için yalvarmaktadır.

        Usrâ (عُسْرًا)

        İbn Fâris, "a-s-r" (ayın-sin-ra) kökünün temelinde, bir şeyin şiddetli derecede zorlaşması, geçit vermemesi, tıkanması, düğümlenmesi ve kolaylığın (yüsr) bütünüyle ortadan kalkması manalarının yattığını tespit eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "usr" kavramının Kur'an'daki ontolojik yerini tahlil eder. Usr, insanın hareket alanını daraltan, aklın ve iradenin önünü kesen, aşılması neredeyse imkânsız hale gelmiş o "sarp, çetin ve düğümlü" tıkanıklık halidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin "usrâ" (katı bir zorluk, aşılmaz bir çetinlik) kelimesiyle son bulmasını (fasılasını) ilim yolculuğunun o ağır doğası üzerinden aktarır. Musa, "Beni kendi işimde (eğitimimde) aşılmaz bir zorluğa (usrâ) koşma" diyerek mürşidinden pedagojik bir esneklik (yüsr) talep eder. Kelimenin nekra (belirsiz) formda gelmesi, eğitimin o anki boğucu doğasını vurgular. Zahiri şeriatın aydınlık ve rasyonel kurallarına alışmış bir peygamber için; nedenleri gizli olan, haksızlık gibi görünen olaylara (geminin delinmesine) sessizce boyun eğmek, insan aklının yaşayabileceği en şiddetli, en karanlık ve en sarsıcı "Zorluk"tur (Usr). Akıl, esneklik (merhamet) olmazsa, sırrın ağırlığı (usr) altında derhal parçalanır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X