Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kehf Sûresi, 64. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kehf Sûresi, 64. Ayet

    قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle żâlike mâ kunnâ nebġ(i)(c) ferteddâ ‘alâ âśârihimâ kasasâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Mûsâ, ‘İşte aradığımız bu idi’ dedi. Hemen izleri üzerine geri döndüler.”

      Mûsâ, ‘İşte aradığımız bu idi’ dedi. Yani bizim aradığımız, balığın kaybolması idi dedi. Çünkü balığın kaybolması, o adamın bulunduğu yerin işaretiydi.

      Hemen izleri üzerine geri döndüler. Bazıları bu âyete başladıkları yere geri döndüler anlamını vermişlerdir. Bazıları da şöyle söylemiştir: Mûsâ ve o genç adam, balığın kaybolduğu mekâna gitmek üzere geldikleri izi takip ettiler ve yol katederek geri döndüler. Çünkü o mekân, ilim mekânı ve Mûsâ’ya (a.s.) gitmesi emredilen adamın bulunduğu yerdi. Bazıları da şöyle demiştir: Suda balığın izini sürdüler. Fakat bu görüşlerden birincisi en ağır basanıdır. Çünkü âyette, balığın izi denilmiyor, ikisinin izi deniliyor.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "k-v-l" (kaf-vav-lam) harflerinin temelinde, ağız ve dilin hareketiyle bir niyeti, düşünceyi veya hakikati dışa vurmak, beyan etmek manalarının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söyleme/kavletme) eyleminin burada sıradan bir sözden ziyade, muazzam bir zihinsel uyanışın, kaybolan yapboz parçasının yerine oturduğu o "idrak anının" dışa vurumu olduğunu açıklar. Musa'nın bu sözü, bir feryat veya pişmanlık değil, aranan şifrenin çözüldüğüne dair kesin bir ilandır.

        Zâlike (ذَٰلِكَ)

        İbn Fâris, "z-l-k" yapısının, uzakta olanı veya az önce bahsedilip zihinde netleşen bir durumu işaret etmek için kullanılan "işte şu/işte o" manasına gelen bir ism-i işaret (gösterme zamiri) olduğunu kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "zâlike" (işte tam olarak o!) işaret zamirinin barındırdığı felsefi sıçramayı tahlil eder. Genç yoldaşı balığı unuttuğunu ve balığın mucizevi bir şekilde denize süzüldüğünü (önceki ayetteki 'acebâ' durumu) anlattığında; Musa bu "kaybı" bir felaket olarak değil, doğrudan "işte tam aradığımız koordinat o kayıptı" (zâlike) diyerek karşılar. İşaret edilen şey, sadece balık değil, o balığın canlanmasıyla ifşa olan o mutlak "kavşak/mecma" noktasıdır.

        Mâ künnâ (مَا كُنَّا) / Nebği (نَبْغِ)

        İbn Fâris, "b-ğ-y" (be-ğayın-ye) kökünün temelinde, bir şeyi şiddetle aramak, talep etmek, arzulamak ve ona ulaşmak için sınırları zorlamak manalarının bulunduğunu tespit eder. Haddi aşmaya (isyan) "bağy" denilmesi de sınırların ötesini "istemekten" türemiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibtiğâ" (nebği / biz arıyorduk) eyleminin, sıradan bir "istek" olmadığını; hedefi belli olan, bütün mevcudiyetle, yorgunluğu ve meşakkati göze alarak o mutlak gayeye doğru yapılan o tutkulu, sarsılmaz "arayış" eylemi olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu, "nebği" (arıyorduk/peşindeydik) fiilini Kur'an'ın bilgi felsefesi (epistemoloji) üzerinden okur. Musa, balığın kaçmasını sıradan bir rızık kaybı olarak görmez. "İşte bizim en başından beri şiddetle peşinde olduğumuz/aradığımız (nebği) işaret tam olarak buydu!" diyerek; zahiri ilmin (aklı temsil eden Musa'nın), batıni ilmin (Hızır'ın) kapısını açacak o sarsıcı mucizeyi (ölünün dirilmesini) bulmak için ne denli fıtri ve yakıcı bir arayış içinde olduğunu bu kelimenin kökündeki "sınırları aşan talep" ile mühürler.

        Ferteddâ (فَارْتَدَّا)

        İbn Fâris, "r-d-d" (ra-dal-dal) kökünün asıl manasının, bir şeyi geldiği yere geri çevirmek, aynı hat üzerinden geriye döndürmek ve tersine çevirmek olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "irtidat" eyleminin iftial babında tesniye (ikil) kipiyle "ferteddâ" (ikisi hemen geri döndüler) şeklinde gelmesini inceler. Başındaki "fe" (takibiye/hemen ardından) edatı, gerçeğin anlaşıldığı o saniyede hiçbir tereddüt, tartışma veya bekleme olmaksızın, her ikisinin de anında bedenlerini geldikleri yöne çevirdiklerini gösterir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "ferteddâ" fiilinin psikolojik dinamiğini tahlil eder. İnsanın yürüdüğü yoldan (hele ki onca yorgunluktan sonra) "geri dönmesi" normalde bir iflas, hüsran veya hezimet duygusu yaratır. Ancak buradaki "geriye dönüş" (irtidat), umutsuz bir ricat (geri çekilme) değil; aksine aydınlanmaya, hedefe ve hakikate doğru atılan, içinde muazzam bir sevinç ve heyecan barındıran felsefi bir "ilerleyiştir". Fiziksel olarak geriye gitmişler, ancak ontolojik olarak hedeflerine doğru sıçramışlardır.

        Alâ (عَلَىٰ) / Âsârihimâ (آثَارِهِمَا)

        İbn Fâris, "e-s-r" (hemze-se-ra) kökünün asıl manasının, bir şeyin kendi ardından toprakta veya zeminde bıraktığı damga, kalıntı, işaret ve ayak izi olduğunu tespit eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "eser" kelimesinin çoğulu olan "âsâr" (ayak izleri) kavramının, geçmişte var olmuş bir şeyin şu anki mutlak fiziksel delili olduğunu açıklar. "Alâ âsârihimâ" (ikisi kendi ayak izleri üzerinden/üzerine) tamlaması, onların rastgele bir yöne değil, bizzat az önce "farkında olmadan geçip gittikleri" (câvezâ) o kendi adımlarını rehber edinerek yürüdüklerini bildirir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "kendi ayak izleri üzerinden dönme" eyleminin barındırdığı irfani ve felsefi arınmayı tahlil eder. İnsan, hakikati (Hızır'ı / ledün ilmini) bulmak için bazen uzaklara bakmak yerine, bizzat kendi geçmişine, "kendi ayak izlerine" (âsâra) dönmek, kendi adımlarını (yaptıklarını ve unuttuklarını) milimetrik olarak yeniden sorgulamak ve o "kayayı" (nisyan anını) kendi izlerini takip ederek yeniden keşfetmek zorundadır. Kendini (kendi izini) okuyamayan, ilahi sırra vasıl olamaz.

        Kasasâ (قَصَصًا)

        İbn Fâris, "k-s-s" (kaf-sad-sad) kökünün asıl manasının, bir şeyi milimetrik olarak kesmek, makaslamak ve birinin ayak izlerini adım adım, santim santim, gözden kaçırmadan takip etmek olduğunu tespit eder. Olayları birbirine zincirleme bağlayarak anlatmaya da (bir izi takip eder gibi olduğu için) "kıssa" denildiğini o harika tespitiyle aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî, "kasas" kelimesinin masdar (durum/biçim) olarak kullanılmasını inceler. Bu, sıradan bir yürüme değildir. Gözleri yere dikerek, ayak izlerinden zerre kadar sapmamaya çalışarak, sağa sola bakmadan yapılan o mutlak, dikkatli ve adeta dedektifvari "iz sürme/takip etme" eyleminin ta kendisidir.

        Arthur Jeffery, "kasas" kelimesinin Sami dil ailesindeki (Aramice ve Süryanice) kökenlerine iner. Bu kökün "bir hikayeyi nakletmek" ile "bir izi fiziksel olarak sürmek" şeklindeki o ikili anlamının kadim Yakındoğu dillerinde ortak olduğunu belirtir. Kur'an, bu kelimeyi kullanarak, Musa'nın kendi adımlarını geriye doğru "okuduğunu" (adeta kendi kıssasının izini sürdüğünü) edebi bir incelikle vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetin bu kelimeyle son bulmasını (fasılasını) tefsir usulü ve dilbilim ekseninde aktarır. "Ferteddâ alâ âsârihimâ kasasâ" (Kendi ayak izlerinin üzerinden, o izleri milim milim sürerek/takip ederek geri döndüler). Yorgunluğun (nesabın) zirvesindeki iki insan, hakikate ulaşmanın verdiği o muazzam zihinsel motivasyonla, yorgunluğu bütünüyle iptal etmiş ve adeta kusursuz bir "iz sürücü" (kasas) kesilmişlerdir. Kelime, hakikat arayışında (epistemolojik seyahatte) gereken o mutlak dikkatin, pürüzsüz geri dönüşün ve şifreyi çözmeye kilitlenmiş o tavizsiz odaklanmanın felsefi mührüdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X