وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُباً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
“Bir vakit Mûsâ genç adamına, ‘Tâ iki denizin birleştiği yere varmadıkça yahut (bu yolda) senelerce yürümedikçe durup dinlenmeyeceğim’ demişti.”
Hz. Mûsâ ve Hızır Kıssası
Bir vakit Mûsâ genç adamına, ‘Tâ iki denizin birleştiği yere varmadıkça durup dinlenmeyeceğim demişti. Tevil âlimleri şöyle demiştir: “Lâ ebrahu” (لَا أَبْرَحُ) “lâ ezâlü” (لَا أَزَالُ) demektir. “Lâ ezâlü hattâ eblüğa kezâ” (لَا أَزَالُ حَتَّى أَبْلُغَ كَذَا), bu ise "filan noktaya ulaşıncaya kadar vazgeçmeyeceğim", anlamına gelir. Bu takdirde âyetin mânası açık olur. Aksi takdirde “el-berâh” kelimesi bir yerden ayrılma mânasını ifade eder. Buna göre âyet şu anlama gelir: İki denizin birleştiği yere varmadıkça bulunduğum durumdan ayrılmayacağım. Burada sanki gizli bir kelime vardır. Onu da takdir edersek anlam şöyle olur: İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar seninle (durup dinlenmeden) yürümeye devam edeceğim. Öyle anlaşılıyor ki Mûsanm (a.s.) yanında bulunan genç o mekâna Mûsâ (a.s.) beraberinde olmaksızın daha önce gitmişti. Bu durumda cümle, bir hizmetçinin herhangi bir iş için gitmek istediğinde efendisine, ben çıkıyorum, ben gidiyorum demesi kabilinden olur. İşte o esnada Mûsâ (a.s.) da ona “lâ ebrahu”, yani sözü edilen yere ulaşıncaya kadar ben de seninle birlikte yürüyeceğim ve senden ayrılmayacağım demiş olur. Böylece Hz. Mûsâ (a.s.) bana böyle yapmam emredildi demiş olmaktadır. Bazıları, o gence “fetâ” denilmesi Mûsâ’nın (a.s.) hizmetçisi olmasındandır demişlerdir. Bazıları da kendisinden ilim öğrenmek için onu takip etmesi ve arkadaşlık etmesi dolayısıyladır, demişlerdir.
“Mecma'a’l-bahreyn” “iki denizin birleştiği yer" demektir. Yahut (bu yolda) senelerce yürümedikçe durup dinlenmeyeceğim’ demişti. Âyette geçen “hukuben” (حُقُبًا) kelimesinin zaman anlamına geldiği söylenmiştir. Bazıları “hukub” kelimesinin seksen sene olduğunu belirtmiştir. Bazıları da kelimenin bir lehçeye göre yıl anlamına geldiğini ileri sürmüştür. Bir kısım bilgin de bu tabirin, uzak mesafe anlamının temsilî yolla anlatımı olduğunu söylemiştir. Bu kelimenin yetmiş sene vb. olduğunu söyleyenler de olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve iz kâle (وَإِذْ قَالَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "k-v-l" (kaf-vav-lam) harflerinin temelinde, ağız ve dilin hareketiyle bir niyeti, düşünceyi veya hakikati dışa vurmak, beyan etmek manalarının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söyleme/kavletme) eyleminin bu bağlamda sıradan bir söz veya fısıltı değil; yola çıkmadan önce ortaya konulan çok güçlü, sarsılmaz bir kararlılığın ve niyetin ilanı olduğunu açıklar. Musa'nın bu "kavli", sıradan bir diyalog değil, varoluşsal bir arayışın başlangıç manifestosudur.
Mûsâ (مُوسَىٰ)
Arthur Jeffery, "Musa" isminin Sami dillerindeki ve Mısır kökenlerindeki etimolojik serüvenine iner. Bu kelimenin Arapça kökenli olmadığını, Mısır dilindeki "mes / mose" (doğmuş, çocuk) kelimesinden veya İbranicedeki "mashah" (sudan çekip çıkarmak) kökünden geldiğini belirtir. Kur'an'ın bu yabancı kökenli ismi kendi fonetiğine uyarlayarak, tarihsel bir şahsiyeti evrensel bir arayış sembolü olarak sahneye koyduğunu aktarır.
El-Cevâlîkî, "Musa" isminin Arapça dışı dillerden alınıp Arapçalaştırılmış (mu'arreb) bir isim olduğunu dilbilimsel olarak tespit eder.
Lifetâhü (لِفَتَاهُ)
İbn Fâris, "f-t-y" (fe-te-ye) kökünün temelinde, gençlik, dinçlik, taze güç, büyüme ve fiziksel olgunluk manalarının bulunduğunu tespit eder. İnsanın enerjisinin zirvesinde olduğu gençlik çağına "fütüvvet", o çağdaki gence veya hizmetkâra da "fetâ" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "fetâ" kavramının burada sıradan bir "köle/hizmetçi" anlamına gelmediğini; efendisinin işlerini gören, onunla birlikte yolculuğun zorluklarına göğüs gerebilecek bedensel ve ruhsal diriliğe (gençliğe) sahip güvenilir bir yoldaş, bir yol arkadaşı olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, "fetâ" kelimesini İslam anlambilimindeki usta-çırak (mürşid-mürid) ilişkisi ekseninde tahlil eder. Musa gibi devasa bir peygamberin yanındaki "genç adam/hizmetkâr", sadece eşyaları taşıyan biri değil; bilginin ve hikmetin peşinde koşulan o meşakkatli epistemolojik yolculukta peygamberin irşadına (eğitimine) muhatap olan, yola adanmış "genç refik"tir.
Lâ ebrahu (لَا أَبْرَحُ)
İbn Fâris, "b-r-h" (be-ra-ha) kökünün asıl manasının, bir yeri terk etmek, ayrılmak, zail olmak ve ortadan kaybolmak olduğunu belirtir. Başındaki mutlak olumsuzluk edatıyla (lâ) birleştiğinde (lâ ebrahu), "ayrılmayacağım, vazgeçmeyeceğim, terk etmeyeceğim ve durmaksızın devam edeceğim" şeklinde, eylemin sürekliliğine ve sarsılmazlığına vurgu yapar.
Dücane Cündioğlu, "lâ ebrahu" (vazgeçmeyeceğim/durmayacağım) fiilini, felsefi bir kararlılık ve epistemolojik bir kriz üzerinden tahlil eder. Musa, bir peygamber olmasına rağmen, sahip olduğu zahiri (şer'î) bilginin ötesindeki o "gizli/batıni" hakikate ulaşmak için kendi durağanlığını parçalamaktadır. "Lâ ebrahu" eylemi, insanın konfor alanından çıkarak, bedeli ne olursa olsun hakikati arama yolundaki o sarsılmaz ve eylemci (dinamik) başkaldırısıdır. Durmak, gerçeği aramaktan vazgeçmektir.
Hattâ (حَتَّىٰ) / Eblüğa (أَبْلُغَ)
İbn Fâris, "b-lam-ğ" (be-lam-ğayın) kökünün, bir şeyin nihayetine varmak, hedeflenen son noktaya ulaşmak ve menzile erişmek manalarına geldiğini belirtir. Ergenliğe ulaşmaya da "büluğ" denildiğini ekler.
Râgıb el-İsfahânî, "büluğ" eyleminin, sıradan bir yürüme veya yaklaşma değil; hedeflenen coğrafi veya ilmi makama kesin, şeksiz şüphesiz ve tam (eksiksiz) bir "vasıl olma/ulaşma" durumu olduğunu açıklar. "Hattâ eblüğa" (ulaşıncaya kadar) tamlaması, yolculuğun sonu gelmez bir amaçsızlık değil, çok net bir hedefe (menzile) kilitlendiğini gösterir.
Mecme'a (مَجْمَعَ)
İbn Fâris, "c-m-a" (cim-mim-ayın) kökünün temelinde, dağınık haldeki parçaları, nesneleri veya insanları bir araya getirmek, toplamak ve bütünleştirmek manalarının yattığını tespit eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mecma" kelimesinin ism-i mekân (yer ismi) vezninde geldiğini ve "iki farklı unsurun birleştiği, birbirine karıştığı ve toplandığı o spesifik kavşak, buluşma noktası" anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mecma" kelimesinin tasavvufi ve felsefi okumasını tahlil eder. Burası sadece iki coğrafi su kütlesinin birleştiği bir boğaz veya haliç değildir. "Mecma", Musa'nın temsil ettiği şeriat/zahiri ilim ile, birazdan karşılaşacağı Hızır'ın (özel kulun) temsil ettiği hakikat/ledün ilminin o sarsıcı bir şekilde "kesiştiği ve toplandığı" ontolojik sınır (kavşak) noktasıdır. Arayışın kalbidir.
El-bahreyni (الْبَحْرَيْنِ)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "b-h-r" (be-ha-ra) kökünün asıl manasının, karayı yararak açılan, göz alabildiğine uzanan, geniş, derin ve devasa su kütlesi (deniz) olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "el-bahreyn" (iki deniz) kelimesinin tefsir geleneğindeki coğrafi tartışmalarını aktarır. Kimi alimler buranın Akdeniz ile Kızıldeniz'in birleştiği yer (Süveyş), kimileri ise Ürdün nehri ile deniz bağlantıları olduğunu savunur. Ancak kelimenin tesniye (ikil) formunda "bahreyn" şeklinde gelmesi, doğu ve batı gibi birbirinden bağımsız iki devasa havzanın dramatik bir şekilde birleştiği yeri ifade eder.
Angelika Neuwirth, "iki denizin birleştiği yer" (mecme'al bahreyni) motifini Geç Antik Çağ'ın efsanevi coğrafyası ve apokaliptik edebiyatı ekseninde okur. O dönemin zihninde "iki denizin kavşağı", dünyanın sınırlarının bittiği, bilinen ile bilinmeyenin, ölümlü dünya ile ölümsüzlük sularının (âb-ı hayatın) kesiştiği o mitsel ve teolojik "eşiktir". Kur'an, bu kadim imgeyi kullanarak Musa'nın yolculuğunun sıradan bir seyahat değil, insan bilgisinin sınırlarına yapılan varoluşsal bir geçiş olduğunu resmeder.
Ev (أَوْ) / Emdıye (أَمْضِيَ)
İbn Fâris, "m-d-y" (mim-dad-ye) kökünün asıl manasının, bir şeyi kesip geçmek, duraksamadan ileriye doğru akıp gitmek, nüfuz etmek ve arkaya bakmadan ilerlemek olduğunu tespit eder. Kesen ve delici kılıca da "mâdî" denildiğini o harika tespitleriyle kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "müdî" eyleminin (emdıye / yürüyüp gideceğim), zamanı ve mekânı yararak, önüne çıkan tüm engelleri kesip atarak kararlı bir şekilde yola devam etmek olduğunu açıklar. Musa'nın bu fiili kullanması, yolculuğun yorucu doğasına karşı geliştirdiği o sarsılmaz "kılıç gibi keskin" iradesidir.
Hukubâ (حُقُبًا)
İbn Fâris, "h-k-b" (ha-kaf-be) kökünün temelinde, zamanın çok uzun, belirsiz ve peş peşe eklenen kesitleri manasının bulunduğunu belirtir. Devenin karnına bağlanan kolan ipine de (peş peşe dolandığı için) "hakab" dendiğini aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "hukub" kavramının, seksen yıl veya bir insan ömrünü aşan uçsuz bucaksız, devasa ve ucu açık bir "çağ/devir" anlamına geldiğini açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "ev emdıye hukubâ" (yahut uzun yıllar / çağlar boyu yürümeye devam edeceğim) şeklindeki o muazzam kapanışını (fasılasını) zaman ve bilgi felsefesi üzerinden tahlil eder. Musa, hakikate (iki denizin kavşağına) ulaşmak için önüne öylesine radikal bir hedef koymuştur ki, bu uğurda geçecek zamanın miktarını tamamen sıfırlamıştır. "Hukubâ" kelimesi, hakikat arayışının insanın biyolojik sınırlarından ve dünyevi zaman algısından (yıllardan/çağlardan) çok daha yüce, bedeli ne kadar uzun ve ağır olursa olsun ödenmeye değer o mutlak değerini etimolojik olarak mühürler. İnsan, gerçeği bulmak için sonsuzluğa (hukuba) yürümeyi göze alabilen varlıktır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla