وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِداً۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 59. Ayet
Daralt
X
-
“İşte o beldeler (ahalisi), zulme sapınca onları helâk ettik; helâk etmek için de belli bir süre belirlemiştik.”
İşte o beldeler (ahalisi), zulme sapınca onları helâk ettik; helâk etmek için de belli bir süre belirlemiştik. Bu beyanda Mûtezile’nin görüşlerini geçersiz kılan delil vardır. Çünkü onlara göre helâk olan, belirlenen süre gelmeden önce helâk olur. Yüce Allah ise onların helâk olmaları için belli bir süre belirlemiş olduğunu haber vermektedir. Bu süre, bir an bile ne öne alınır ve ne de geriye ertelenir.
Yorumu Yorumla
-
Ve tilke (وَتِلْكَ)
İbn Fâris, bu kelimenin işaret zamiri olduğunu, "t-l-k" yapısının uzakta olanı, mesafeyi ve elde bulunmayanı göstermek için kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tilke" (işte şu) edatının kullanımındaki o mekânsal ve zamansal mesafeyi tahlil eder. Kur'an, muhataplarına hemen yanı başlarında olmayan, ancak tarihsel yıkıntıları yeryüzüne saçılmış, bedenen uzakta (tilke) fakat felsefi ibret olarak son derece yakında olan o helak edilmiş medeniyetleri (kavimleri) parmağıyla işaret ederek gösterir. Bu, soyut bir teolojinin somut, coğrafi bir kanıta dönüştürülmesidir.
El-kurâ (الْقُرَى)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "k-r-y" (kaf-ra-ye) kökünün asıl manasının, dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak ve cemetmek olduğunu tespit eder. Suyun toplandığı havuza "mekrât" denildiği gibi; insanların, binaların, ticaretin ve kültürün belli bir merkezde "toplanmasından/birikmesinden" dolayı şehirlere ve yerleşim merkezlerine "karye" (çoğulu kurâ) denildiğini o harika bedevi gözlemiyle aktarır.
Toshihiko Izutsu, "karye" kavramının Kur'an'daki sosyopolitik ağırlığını okur. Karye, sıradan bir köy veya masum bir kasaba değil; ekonomik gücün, kibrin, siyasi otoritenin ve şirkin organize bir şekilde "toplandığı" o devasa, mağrur medeniyet merkezleridir. Yıkımın (helakin) hedefi de bireylerden ziyade, kibrin kurumsallaştığı bu "toplanma" (karye) merkezleridir.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında "el-kurâ" kelimesini, dönemin Yakındoğu coğrafyasındaki o ihtişamlı, surlarla çevrili ve peygamberlik mesajına karşı şiddetle direnen kibirli antik metropoller ve ticaret rotalarındaki zengin şehir devletleri olarak inceler.
Ehleknâhüm (أَهْلَكْنَاهُمْ)
İbn Fâris, "h-l-k" (he-lam-kef) kökünün temelinde, bir şeyin kırılması, parçalanması, varlığının sona ermesi, çökmesi ve ölüp bütünüyle yok olması manalarının bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ihlâk" eyleminin (ehleknâ / biz helak ettik) sadece fiziksel bir ölüm olmadığını; fıtrata, adalete ve tevhide direnen bir yapının ontolojik olarak kökünden kazınması, tarih sahnesinden mutlak bir biçimde "silinmesi" olduğunu açıklar. Eylemin failinin doğrudan "biz" (Allah) olması, yıkımın kör bir doğa olayı (deprem/fırtına) değil, şaşmaz bir ilahi irade ve ceza eylemi olduğunu mühürler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin barındırdığı ilahi azameti tahlil eder. O devasa şehirler (kurâ) kendilerini surlarla, ordularla ve servetlerle sarsılmaz (kâim) zannederken; ilahi kudret "ehleknâhüm" (biz onları helak ettik) diyerek o kibirli medeniyetleri tek bir emirle, bir toz bulutu gibi tarihsel bir hiçliğe mahkum etmiş ve insanın "iktidar" yanılsamasını paramparça etmiştir.
Lemmâ (لَمَّا) / Zalemû (ظَلَمُوا)
İbn Fâris, "z-l-m" (zı-lam-mim) kökünün asıl manasının, bir şeyi fıtratında bulunması gereken yerden alıp, ait olmadığı başka/yanlış bir yere koymak ve hakkı ihlal etmek olduğunu yineler.
Râgıb el-İsfahânî, "lemmâ" (zaman/çünkü edatı) ile "zalemû" (onlar zulmettiklerinde) eyleminin yan yana gelişindeki sarsılmaz nedenselliği açıklar. İlahi helak keyfi bir yıkım değildir; o yıkımın yegâne tetikleyicisi (sebebi), toplumların Allah'ın hakkını (tevhidi) iptal edip yerine şirki ve kibri koymaları, nesneleri ve adaleti fıtratın "dışına" (zulme) sürüklemeleridir.
Dücane Cündioğlu, "Zulmettiklerinde (onları helak ettik)" ifadesinin felsefi nedenselliğini (causality) tahlil eder. Kur'an, tarihin bir tesadüfler zinciri olmadığını, aksine ahlaki bir matematik üzerine kurulduğunu ilan eder. Zulüm (kibir, şımarıklık ve haksızlık) belirli bir eşiği aştığında, kozmik adalet yasası (sünnetullah) otomatik olarak devreye girer. Şehirleri yıkan şey bizzat kendi işledikleri o yapısal "zulümdür"; ilahi azap, zulmün ontolojik olarak kendi üzerine çökmesidir.
Ve cealnâ (وَجَعَلْنَا)
İbn Fâris, "c-a-l" (cim-ayın-lam) kökünün, bir şeyi var etmek, dönüştürmek, bir kanuna bağlamak, belirlemek ve kılmak manalarına geldiğini yineler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "cealnâ" (Biz kıldık / Biz belirledik) eylemindeki o mutlak egemenlik vurgusunu okur. Medeniyetlerin çöküşü veya ayakta kalışı rastgele bir sosyolojik süreç değildir. Evrenin ve tarihin yegâne mutasarrıfı olan Allah, o yıkım yasasını bizzat "kendi iradesiyle" (cealnâ) sistemin tam kalbine yerleştirmiştir. Tarihsel determinizm, Allah'ın "câil" (belirleyici) sıfatının eseridir.
Limehlikihim (لِمَهْلِكِهِمْ)
İbn Fâris, helak olmak, yıkılmak manasına gelen "h-l-k" (he-lam-kef) kökünün "mim" harfiyle birleşerek ism-i mekân veya ism-i zaman (mehlik) formuna girdiğini belirtir. Bu yapı, mutlak yıkımın ve yok oluşun gerçekleşeceği o dehşetli "zamanı veya yeri" ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mehlik" kelimesinin, sıradan bir ölümü değil, topyekün bir çöküşün, faturanın kesildiği o "şiddetli kopuş anını" imlediğini belirtir. Başındaki "lam" edatı, bu yıkım anının sadece o zalimlere (onlar için/onlara ait) tahsis edildiğini ve kaçınılmaz olduğunu açıklar.
Mev'ıdâ (مَوْعِدًا)
İbn Fâris, "v-a-d" (vav-ayın-dal) kökünün temelinde, gelecekte gerçekleşmek üzere kesin bir söz vermek, bir buluşma, gerçekleşme veya hesaplaşma zamanı/mekânı tayin etmek manalarının yattığını tespit eder.
Arthur Jeffery, "mev'ıd" kavramının Sami dillerindeki apokaliptik ve tarihi bağlamını inceler. Bu terim, ilahi bir kararın geri alınamaz bir şekilde yürürlüğe gireceği "belirlenmiş an/randevu" demektir. Kur'an, antik şehirlerin (kurâ) yok oluşunu bu kelime üzerinden izah ederek, yıkımın körlemesine değil, ilahi bir takvimdeki (mev'ıd) şaşmaz bir randevuya göre vuku bulduğunu gösterir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "ve cealnâ limehlikihim mev'ıdâ" (ve onların helaki için de belirlenmiş şaşmaz bir zaman/randevu kıldık) şeklindeki kapanışını (fasılasını) zaman felsefesi üzerinden tahlil eder. Kibirli ve zalim toplumlar, ellerindeki askeri ve ekonomik güce bakarak yıkılmaz olduklarını (azabın ertelendiğini) sanırlar. Oysa ilahi irade, onların helaki için önceden milimetrik olarak belirlenmiş bir "mev'ıd" (vade/randevu) kurmuştur. O vade dolana kadar mühlet verilir, ancak zamanın o sarsılmaz kum saati (mev'ıd) dolduğunda, helak yeryüzündeki hiçbir kalkanın veya kibrin durduramayacağı mutlak bir yasaya dönüşür. Zalimin güvendiği o geniş zaman, aslında sadece kendi helakine (mehlikine) doğru giden belirlenmiş (mev'ıd) bir geri sayımdan ibarettir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla