وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 52. Ayet
Daralt
X
-
"Unutma ki bir gün Allah, 'Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın!' buyuracak. Onları çağıracaklar fakat kendilerine cevap veremeyecekler; çünkü biz aralarına aşılamaz bir uçurum koyduk."
Unutma ki bir gün Allah, 'Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın!' buyuracak. Allah Teâlâ "ortaklarım" ifadesini onların bâtıl iddialarına göre kullanmaktadır. Yoksa Cenâb-ı Hakk'ın ortakları yoktur. Onları çağıracaklar. Yani taptıkları putları çağıracaklar, fakat kendilerine cevap veremeyecekler. Ebû Bekir el-Esam şöyle demiştir: Onlara bir vakitte cevap veremeyeceklerdir. Halbuki başka bir vakitte ise vereceklerdir. Verecekleri cevap şudur: "Sizin bize ibadet ettiğinizin farkında bile olmadığımıza Allah şahittir' diyecekler..." Fakat 'Kendilerine cevap veremeyecekler' meâlindeki cümle, dünyada iken putlara tapmalarından dolayıdır. Onlar ancak putların kendilerine şefaatçi ve yardımcı olmalarını istedikleri için tapıyorlardı. Tıpkı şu sözlerinde olduğu gibi: "Bunlar Allah katında bizim aracılarımız", "Sadece bizi Allaha yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz", "Onlar kendilerine bir itibar ve güç vesilesi olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler. Hayır, hayır!" Netice olarak 'fakat kendilerine cevap veremeyecekler' meâlindeki beyan, putlara tapmak suretiyle onlardan umdukları aracılık etme, yardımda bulunma, başlarına gelen belâları savma ve Allah'ın azabını engelleme gibi eylemleri yapamayacaklardır demek olur. En doğrusunu Allah bilir.
Çünkü biz onlarla putların aralarına aşılamaz bir uçurum koyduk. Bazıları âyette geçen "mevbikan" (مَوْبِقًا) kelimesine "helâk yeri" ve "uçurum" anlamını vermişlerdir. Bazıları da onlarla putları birbirinden ayıracak olan uçurumun cehennemde bulunacağını söylemiştir. Başka bazıları ise "el-mevbık" cehennemde bir vadidir demiştir. Bazıları da bunun cehennemde bir nehir olduğunu ileri sürmüştür. Bazıları ise buna şu mânayı vermiştir: Müşriklerle putlar arasındaki bağlantıyı, dünyada helâk olma yeri, uçurum kıldık.
Yorumu Yorumla
-
Yevme (يَوْمَ)
İbn Fâris, "y-v-m" (ye-vav-mim) kökünün zamanın bir bölümünü, süreyi ve gündüzü ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "yevm" (gün) kavramının Kur'an'ın eskatolojik (ahiret bilimi) sahnelerinde sıradan bir takvim yaprağını değil; ilahi adaletin tecelli edeceği o mutlak hesap ve dehşet anını (kıyameti) imlediğini açıklar.
Toshihiko Izutsu, ayetin "ve yevme" (o gün ki / o günü hatırla) şeklinde başlamasını anlambilimsel bir zaman sıçraması olarak tahlil eder. Kur'an, zaman algısını dünyevi akıştan kopararak, insanın ilahi irade karşısında çırılçıplak kalacağı o mutlak ve kaçınılmaz yüzleşme anına (yevme) kilitler.
Yekûlü (يَقُولُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "k-v-l" (kaf-vav-lam) harflerinin temelinde, ağız ve dilin hareketiyle bir niyeti, düşünceyi veya hakikati dışa vurmak, beyan etmek manalarının yattığını belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin şimdiki/geniş zaman kipiyle (yekûlü / O diyecek ki) kullanılmasını, Allah'ın mahşer günündeki o kahredici ve sorgulayıcı hitabının doğrudan bir eylem (yargı) olarak sahneye konulması şeklinde aktarır. İlahi "kavl", burada sıradan bir söz değil, varlığı temelinden sarsan mutlak bir mahkeme beyanıdır.
Nâdû (نَادُوا)
İbn Fâris, "n-d-v" (nun-dal-vav) kökünün asıl manasının, bir topluluğu bir araya getirmek, uzaktan yüksek sesle çağırmak ve feryat etmek olduğunu tespit eder. İnsanların toplanıp istişare ettikleri ve yardımlaştıkları meclislere de bu kökten dolayı "nedve/nâdi" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "nidâ" eyleminin, yakındaki birine fısıldamak değil, aradaki mesafeyi aşmak için çaresizce ve var gücüyle bağırarak yardım (şefaat) talep etmek olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emir kipiyle gelen "nâdû" (Haydi çağırın!) hitabındaki o ilahi ironiyi ve tevbîhi (kınamayı) tahlil eder. Müşrikler dünyadayken taptıkları, meclislerinde (nedve) övdükleri o sahte tanrılara çok güvenirlerdi. Allah, mahşerin o çaresizliğinde onlara adeta "Şimdi meclisinizi kurun da o çok güvendiğiniz kurtarıcılarınızı var gücünüzle çağırın (nidâ edin) bakalım!" diyerek, şirkin acizliğini kendi eylemleriyle bizzat kendilerine ispat ettirir.
Şürekâiye (شُرَكَائِيَ)
İbn Fâris, "ş-r-k" (şın-ra-kef) kökünün birini veya bir şeyi diğerine ortak kılmak, hisse sahibi yapmak ve eş koşmak manalarına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "şürekâi" (Benim ortaklarım) tamlamasındaki o kahredici ve sarkastik (alaycı) iyelik ekini (Benim) tahlil eder. Allah'ın elbette hiçbir ortağı yoktur; ancak O, müşriklerin dünyadaki asılsız iddialarını onların yüzüne çarpmak için, onların kuruntusunu bizzat kendi diline alarak "Hani nerede o 'Benim ortaklarım' dedikleriniz?" diye sorar. Bu ifade, ilahi azametin şirki dilbilimsel olarak nasıl aşağıladığının en çarpıcı örneğidir.
Gabriel Said Reynolds, "şürekâ" (ortaklar) kavramının Geç Antik Çağ'ın panteonlarına (çok tanrılı sistemlerine) ve aracı melek/cin inançlarına yönelik tevhidi bir polemik olduğunu inceler. Müşriklerin evrenin yönetimine dahil ettikleri (ortak koştukları) o sahte otoritelerin, hesap gününde ontolojik bir hiçliğe dönüştüğünü gösterir.
Ellezîne (الَّذِينَ) / Ze'amtüm (زَعَمْتُمْ)
İbn Fâris, "z-a-m" (ze-ayın-mim) kökünün temelinde, kesin bir bilgiye, delile veya hakikate dayanmayan; sadece kişinin kendi kuruntusundan, hevasından ürettiği asılsız iddia, yalan ve sanı manalarının bulunduğunu tespit eder.
Dücane Cündioğlu, "ze'amtüm" (idida ettiğiniz / kuruntu yaptığınız) fiilini, şirkin epistemolojik (bilgi felsefesi) iflası olarak tahlil eder. Şirk (ortak koşma), evrenin rasyonel bir okuması veya fıtri bir gerçeklik değildir; bütünüyle insan zihninin korkularından, kibrinden ve sorumluluktan kaçışından ürettiği hastalıklı bir "za'm"dır (kuruntudur). İlahi hitap, o tanrıların gerçekte hiç var olmadığını, sadece müşriklerin zihinsel "iddialarında" (ze'amtüm) yaşadıklarını mühürler.
Fedeavhüm (فَدَعَوْهُمْ)
İbn Fâris, "d-a-v" (dal-ayın-vav) kökünün asıl manasının, birini kendisine doğru meylettirmek için çağırmak, davet etmek, yardım istemek ve yakarmak (dua) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dua" eyleminin, sadece sözlü bir çağrı değil, insanın içindeki mutlak bir ihtiyaç ve acziyetle var gücüyle kurtarıcısına yönelmesi olduğunu açıklar. Başındaki "fe" (hemen/bunun üzerine) edatıyla "fedeavhüm" (hemen onları çağırdılar) şekline dönüşen bu fiil; müşriklerin ilahi emir üzerine bir an bile düşünmeden, içgüdüsel bir panik ve dehşetle o sahte tanrılarına yalvarmaya başladıklarını gösterir.
Fe lem (فَلَمْ) / Yestecîbû (يَسْتَجِيبُوا)
İbn Fâris, "c-v-b" (cim-vav-be) kökünün bir şeyi delmek, yarıp geçmek ve karşılık vermek manalarına geldiğini belirtir. Cevap kelimesinin, sorunun karanlığını yarıp aydınlığa çıkarmasından dolayı bu kökten türediğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "istecâbe" (icabet etme/karşılık verme) fiilinin istif'al babında kullanılmasının, bütünüyle ve eksiksiz bir şekilde talebi yerine getirme gücü (kapasitesi) olduğunu ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu mutlak olumsuzluğun (fe lem yestecîbû / ama onlar onlara hiçbir cevap/karşılık veremediler) sahnelediği o sağır edici "sessizliği" edebî bir trajedi olarak okur. Müşrikler avazları çıktığı kadar bağırır (nâdû), var güçleriyle yalvarırlar (deavhüm); ancak karşı taraftan gelen tek şey, mutlak bir sessizlik, ontolojik bir felç ve cevapsızlıktır. Şirkin dünyadaki o gürültülü ihtişamı, ahiretin bu sağır edici ve kahredici sessizliğinde (cevap verememesinde) paramparça olmuştur.
Lehüm (لَهُمْ) / Ve cealnâ (وَجَعَلْنَا)
İbn Fâris, "c-a-l" (cim-ayın-lam) kökünün, bir şeyi dönüştürmek, bir kanuna bağlamak, yaratmak, belirlemek ve kılmak manalarına geldiğini yineler. "Cealnâ" (Biz kıldık/yarattık) eylemindeki birinci çoğul şahıs, evrendeki hükmün sadece Allah'ın elinde olduğunu, sahte tanrıların kendi aralarındaki ilişkiyi (veya uçurumu) bile belirleme güçlerinin olmadığını vurgular.
Beynehüm (بَيْنَهُمْ)
İbn Fâris, "b-y-n" (be-ye-nun) kökünün iki şeyin arasındaki boşluk, ayırıcı mesafe, uzaklık ve fark manalarına geldiğini belirtir.
Angelika Neuwirth, "beynehüm" (onların arasına) zamirinin teolojik kopuşunu inceler. Dünyadayken müşrik ile taptığı putu (veya cini/lideri) arasında ayrılmaz bir bağ, sahte bir sevgi ve "velayet" (dostluk) vardı. Ancak ilahi adalet, o sahte yakınlığın tam "arasına" girerek, onları birbirine felsefi ve mekânsal olarak tamamen yabancılaştıran, bir daha asla kavuşamayacakları bir kopuş inşa etmiştir.
Mevbikâ (مَوْبِقًا)
İbn Fâris, "v-b-k" (vav-be-kaf) kökünün asıl manasının, bütünüyle helak olmak, mahvolmak, ölüp gitmek ve yıkıma hapsolmak olduğunu tespit eder. İnsanı hapseden ve helake sürükleyen uçurumlara, zindanlara veya uçsuz bucaksız çöllere bu kökten dolayı "mevbik" denildiğini o dehşetli etimolojik tasviriyle aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "mevbik" kelimesinin ism-i mekân (yer ismi) olarak "mutlak helak yeri, yıkım vadisi veya aşılmaz bir felaket uçurumu" anlamına geldiğini açıklar.
Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice eskatolojik literatürle olan bağına dikkat çeker. "Mevbik" kavramının, o dönem Yakındoğu inançlarında cehennemin içinde bulunan, günahkârları birbirinden ayıran ve içine düşenin bir daha asla çıkamayacağı o "ateşten uçurumu/vadiyi" tanımladığını belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "ve cealnâ beynehüm mevbikâ" (ve onların arasına mutlak bir helak uçurumu koyduk) şeklindeki o korkunç kapanışını (fasılasını) ilahi adaletin tecellisi olarak tahlil eder. O sahte tanrılar ile onlara tapanların "arasına" konulan şey sıradan bir mesafe değil, bizzat cehennemin (mevbikin) ta kendisidir. Dünyadaki o "şirk" (ortaklık) eylemi, ahirette cisimleşerek, tapanla tapılanı birbirinden ebediyen ayıran ve ikisini de yutan o ateşten "helak uçurumuna" (mevbika) dönüşmüştür. Eylem, kendi cezasının (mekânının) mimarı olmuştur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla