وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِراًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
"Ona Allah'tan başka yardım edecek yandaşları da yoktu; kendisi de (bu felâkete) engel olamadı."
Ona Allah'tan başka yardım edecek yandaşları da yoktu; kendisi de (bu felâkete) engel olamadı. En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyan, "Ben, servetçe senden daha zenginim; nüfusça da senden daha güçlüyüm" cümlesinin karşıtıdır. Bu durumda mâna, sözü edilen zafer, ona Allah'ın azabına karşı fayda vermedi ve belirtilen malla kendi kendine muzaffer olamadı şeklinde olur.
Yorumu Yorumla
-
Tekün (تكن)
İbn Fâris, "k-v-n" (kef-vav-nun) kökünün temelinde, bir şeyin var olması, meydana gelmesi, vücut bulması ve gerçekleşmesi manalarının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kevn" eyleminin mutlak varoluşu ifade ettiğini açıklar. Olumsuzluk edatıyla (lem tekün / olmadı, bulunmadı) kullanılmasının, zengin adamın güvendiği o devasa sosyal desteğin, felaket anında ontolojik olarak tamamen silindiğini, adeta hiç var olmamış gibi bir hiçliğe (yokluğa) karıştığını gösterdiğini analiz eder.
Fietün (فئة)
İbn Fâris, "f-y-e" (fe-ye-hemze) kökünün asıl manasının, insanın zor zamanlarında dönüp başvurduğu, sığındığı, destek aldığı ve yardımlaştığı insan topluluğu, zümre veya kabile olduğunu tespit eder.
Râgıb el-İsfahânî, "fie" kavramının, savaşta veya büyük kriz anlarında kişinin arkasını dayadığı, ondan güç aldığı organize bir grup olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, zengin adamın 34. ayette övündüğü "nefer" (insan gücü/ordusu) kavramının bu ayette "fie" (yardımcı topluluk) olarak anılıp nefyedilmesini (yok sayılmasını) inceler. Adam "benim neferim senden daha güçlü" diyerek sosyal sermayesine güveniyordu. Ancak ilahi afet geldiğinde, adamın etrafındaki o şatafatlı kalabalığın ("fie"nin) bir anda buharlaştığını, çıkara dayalı beşeri dayanışmanın ilahi ceza karşısında nasıl aciz kaldığını tahlil eder.
Yensurûnehû (ينصرونه)
İbn Fâris, "n-s-r" (nun-sad-ra) kökünün temelinde, birine yardım etmek, onu zulümden ve tehlikeden kurtarmak, düşmana karşı destek vermek ve arka çıkmak manalarının bulunduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "nusret" eyleminin, zayıf düşen birini kendi gücüyle ayağa kaldırmak olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi Cahiliye dönemi Arap ahlakındaki "kabile dayanışması" (asabiyet) ekseninde kullandığını tahlil eder. Adam kibrini bu kör "asabiyete" dayandırmıştı. Cümledeki olumsuzluğun (lem... yensurûnehû / ona yardım etmediler), afet karşısında sadece doğanın değil, aynı zamanda insanın kurguladığı o yatay, sosyolojik koruma ağlarının (nusretin) mutlak çöküşü olduğunu belirtir. Varlık, Allah'ın müdahalesi karşısında felç olmuştur.
Min dûnillâhi (من دون الله)
İbn Fâris, "d-v-n" (dal-vav-nun) kökünün aşağıda olmak, geride kalmak, eksiklik ve "başka, gayrı" manalarına geldiğini yineler.
Patricia Crone, "Allah'ın astında / O'nun peşi sıra" (min dûnillâhi) ifadesinin, dönemin Ortadoğu coğrafyasındaki güç odaklarına ve hiyerarşik yapılarına yöneltilmiş tevhidi bir eleştiri olduğunu okur. Allah'tan başka sığınılan, güvenilen ve yardım beklenen tüm otoritelerin, klanların veya kurumların ontolojik olarak "dûn" (aşağılık, çaresiz ve yetersiz) olduğunu, ilahi irade karşısında hiçbir koruyuculuk (nusret) vasfı taşıyamayacaklarını dilbilimsel olarak deşifre eder.
Müntesırâ (منتصرا)
İbn Fâris, yardım etmek manasına gelen "n-s-r" (nun-sad-ra) kökünün iftial babında (müntesır) kullanıldığını, bu kalıbın kişinin dışarıdan yardım almaksızın kendi kendini kurtarması, kendi çabasıyla zafere ulaşması ve intikamını bizzat alması anlamına geldiğini tespit eder.
Râgıb el-İsfahânî, "müntesır" kelimesinin, insanın etrafındaki tüm destekler yıkıldığında son çare olarak kendi öz gücüyle ayağa kalkma, direnme ve durumu toparlama çabası olduğunu açıklar.
Dücane Cündioğlu, "O kendi kendini de kurtaramadı" (mâ kâne müntesırâ) cümlesinin barındırdığı felsefi derinliği ve trajediyi tahlil eder. Zengin adamın trajedisi iki aşamalıdır: Önce çok güvendiği dış desteği, ordusu (fietün) yok olmuş; ardından bizzat kendi bireysel gücü, aklı ve bedeni (öznesi) felç olmuştur. Kendi nefsine tapan adamın, o en kritik kriz anında kendi egosunu (müntesır olma halini) bile kurtaramaması, insanın ilahi irade karşısındaki o çıplak ve mutlak çaresizliğini mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla