وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعاًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
"Onlara, misal olarak şu iki adamı anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekin bitirmiştik."
Bahçe Sahipleri Kıssası
Onlara, misal olarak şu iki adamı anlat: Burada sözü edilen "misâl"in geçmiş ümmetlerde ve kitaplarında olması mümkündür. Yukarıdaki âyette sözü edilen iki adam kıssası, resûl olduğu bilinsin ve iddiasında doğru sözlü olduğu anlaşılsın diye Zülkarneyn kıssası ve o sırada yaşananlar, Ashâb-ı Kehf'in durumu ve yaşadıklarına ilâveten Resûlullah'a (a.s.) soru sorulması üzerine inmiş olabilir. Çünkü soruyu soranlar, bu haber ve kıssalar hakkında Allah'ın kitabını bilenden başkasının mâlumat sahibi olmayacağını biliyorlardı. Sebebine gelince; bu konudaki bilgiler, Allah'ın kitaplarında mevcuttu. Ve Hz. Peygamber de bu kitapları bilmiyordu. Zira söz konusu kitaplar, onun dilinden başka bir dildeydi ve kendisinin de bunları öğrenmek için bilen birisine gidip geldiği rivayet edilmemiştir, buna rağmen kitaplarında olan bu bilgileri kendilerine haber vermiştir. Bu da Resûlullah'm (a.s.) söz konusu bilgileri yüce Allah'tan öğrendiğini ve peygamberlik iddiasının doğru olduğunu kanıtlar. Bu duruma göre Resûl-i Ekrem'in (a.s.) -en doğrusunu Allah bilir ya- bu konuda bilgi vermesi risâletinin ve peygamberliğinin alâmetidir denilebilir. Ya da 'Onlara, misal olarak şu iki adamı anlat' diye başlayan ilâhî beyan, şu mânaya da gelebilir: Onlara senin, onların ve iki adamın durumunu anlat. Senin ve onların durumu, davranışları aktarılan iki adamın durumu gibidir. Veya 'Onlara, misal olarak şu iki adamı anlat' diye başlayan cümle şöyle de yorumlanabilir: İbret alanlara ve fikir sahiplerine iki adamın durumunu anlat. Bunlardan her birinin düşüncesi şöyledir: Biri dünyayı, onun süsünü ister ve talep eder, gözü ondan başkasını görmez. Diğeri dünyadan el etek çekmeyi ister, dünyanın süsünü istemez ve âhireti ister. Bu beyanın mânası böyle veya belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber'in (a.s.) ve onların durumlarını örnek verme kabilinden olduğu takdirde bir başlangıç cümlesi olur. Bir uyarı ve ikaz olmak üzere ibret alma ve zikredilenlerin üzerinde düşünme kabilinden söylenmiş bir açıklama mahiyetini kazanır. Buna karşılık olup biteni sorma tarzında kabul edilirse ibret alma kabilinden olmaz. Fakat Resûl-i Ekrem'in (a.s.) peygamber olduğunu bildirme tarzında söylenmiş olur. Bu durumda ifade onun risâleti ve nübüvvetine delil teşkil eder.
İbn Abbas ise bu beyanı şöyle tefsir etmiştir: Onlara, yani Mekkelilere misal olarak Mahzûm kabilesinden biri müslüman diğeri kâfir olan şu iki kardeşi anlat. Onlar, Allah Teâlânın Sâffât sûresinde "Benim bir arkadaşım vardı" diye başlayıp "Sonra kendisi dönüp bakar ve arkadaşını cehennemin ortasında görür" diye belirttiği iki kişidir. Bu iki kardeşten müslüman olanı malını tasadduk etmiş ve âhireti talep etmiş, diğeri de dünyayı istemişti. İbn Mesûd'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Söz konusu iki kişi kardeş idiler. Babalarından kendilerine miras mal kalmıştı. O malı bölüştüler. Bunlardan birisi malı ile dünyayı ve onun süsünü istemiş, diğeri ise kendine düşen malı tasadduk etmiş, âhireti talep etmiş ve yanında hiçbir mal kalmamıştı." Bunlar, sözü edilen yaklaşımı benimsemişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Onlara, misal olarak şu iki adamı anlat. Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekin, yani iki bahçe bitirmiştik.
Yorumu Yorumla
-
Vadrib (واضرب)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "d-r-b" (dad-ra-be) harflerinin asıl manasının, bir nesneyi diğerine vurmak, çarpmak ve şiddetle etkilemek olduğunu belirtir. Kökün son derece zengin bir mecaz dünyası olduğunu; çadır kurmaktan para basmaya kadar birçok anlama geldiğini, ancak "mesel" (örnek/kıssa) kelimesiyle yan yana geldiğinde "ortaya koymak, zihinlere çarparak nakşetmek ve ibretlik bir durumu somutlaştırmak" anlamı taşıdığını açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "darb-ı mesel" (örnek verme) eyleminin epistemolojik ve pedagojik gücünü tahlil eder. Fiziksel bir darbenin bedende iz bırakması gibi, "darb" eyleminin de soyut ve felsefi bir hakikati insan aklına "vurarak", o hakikatin zihinde silinmez bir iz ve kalıcı bir idrak oluşturmasını sağladığını ifade eder. Ayetteki "onlara örnek ver" (vadrib lehüm) emri, şımarık elitlerin zihnini sarsacak o edebi vuruşun (darbın) başlangıcıdır.
Meselen (مثلا)
İbn Fâris, "m-s-l" (mim-se-lam) kökünün temelinde benzemek, eşdeğer olmak, bir şeyin sıfatını ve mahiyetini başka bir formda yansıtmak (temsil) manalarının bulunduğunu tespit eder.
Râgıb el-İsfahânî, "mesel" kavramının, gizli ve soyut bir hakikati (kibir, şükürsüzlük, dünyanın faniliği), herkesin bildiği ve gözlemleyebildiği somut bir hikâye üzerinden görünür kılmak olduğunu açıklar. İnsan zihninin bilinmeyeni ancak bilinen üzerinden kavrayabileceğini, meselin de bu iki alem arasında kurulan bir anlam köprüsü olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambiliminde "mesel" kavramının kullanımını tahlil eder. Kur'an, Mekkeli aristokratların kibrini ve yoksul müminleri dışlamalarını soyut bir ahlak felsefesiyle eleştirmek yerine, "mesel" (parabol/kıssa) yöntemini kullanarak bu sosyolojik çatışmayı "iki adam ve iki bahçe" gibi son derece canlı, dramatik ve tiyatral bir sahneye dönüştürür. Mesel, ahlaki uyarıyı görselleştiren muazzam bir retorik araçtır.
Racüleyni (رجلين)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "r-c-l" (ra-cim-lam) kökünün asıl manasının "ayak" (ricl) ve yürümek olduğunu belirtir. İnsanın kendi ayakları üzerinde durması, yürümesi ve sorumluluk almasından hareketle yetişkin erkeklere "racül" denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tesniye (ikil) formunda "racüleyn" (iki adam) olarak kullanılmasını hikâyenin diyalektik (karşıtlık) yapısı üzerinden analiz eder. İsimsiz olarak sunulan bu iki adam; şahısları değil, tarih boyunca bitmek bilmeyen iki zıt varoluşsal tutumu (iman ile küfrü, şükür ile kibri, yoksulluk ile zenginliği) temsil eden evrensel arketiplerdir (ilk örneklerdir).
Cealnâ (جعلنا)
İbn Fâris, "c-a-l" (cim-ayın-lam) kökünün bir şeyi yoktan var etmek değil, var olan bir şeyi dönüştürmek, birine tahsis etmek, durumunu belirlemek ve "kılmak" manalarına geldiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin sonundaki "nâ" (biz) zamirinin teolojik önemine dikkat çeker. Adamlardan birine verilen o muazzam servetin ve bahçelerin, o kişinin kendi aklının, zekasının veya soyluluğunun bir sonucu olmadığını; bizzat Allah'ın mutlak iradesiyle (cealnâ / biz kıldık/verdik) imtihan amacıyla ona tahsis edildiğini dilbilimsel olarak mühürler. Kibir, işte bu "vereni" (Fail-i Mutlak'ı) unutmaktan doğmaktadır.
Li-ehadihimâ (لأحدهما)
İbn Fâris, "e-h-d" (hemze-ha-dal) kökünün birlik ve teklik anlamına geldiğini; "himâ" zamirinin ise "o ikisi" manası taşıdığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "O ikisinden birine" (li-ehadihimâ) ifadesinin, servetin eşit dağıtılmadığına ve bu asimetrik dağılımın bilerek kurgulandığına işaret ettiğini açıklar. İmtihanın dinamizmi, her ikisine de bahçe verilmesiyle değil, sadece "birinin" o devasa zenginlikle sınanması, diğerinin ise bu tablo karşısında kendi inancını koruması üzerinden şekillenmektedir.
Cenneteyni (جنتين)
İbn Fâris, "c-n-n" (cim-nun-nun) kökünün temelinde bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, saklamak ve karanlık manalarının bulunduğunu tespit eder. Cin kelimesinin gözden saklı olmasından, ceninin anne karnında örtülü olmasından dolayı bu kökten türediğini; yeryüzündeki bağlara ve bahçelere de ağaçlarının sıklığı ve dallarının gürlüğü sebebiyle toprağı görünmez kılıp "örttüğü" için "cennet" denildiğini o büyüleyici etimolojik tasviriyle aktarır.
Arthur Jeffery, kelimenin tesniye (ikil) formunda "cenneteyn" (iki bahçe) olarak geçmesini, Antik Yakındoğu'nun zirai (tarımsal) lüks algısı üzerinden okur. "İki bahçe" motifi, sıradan bir çiftçiliği değil, malikanenin sağını ve solunu kaplayan, sahibine simetrik bir estetik ve eşsiz bir statü sağlayan devasa bir "kraliyet peyzajını" ifade etmektedir.
Dücane Cündioğlu, bu kelime üzerinden muazzam bir varoluşsal tezat okuması yapar. "Cennet" kelimesi kök anlamıyla "örten" demektir. Zengin adamın sahip olduğu bu iki bahçe, sadece toprağı örtmekle kalmamış; aynı zamanda onun gözünü kör etmiş, hakikati, ahireti ve Allah'ın kudretini "örten" (cüzi ve mecazi bir cennet) ontolojik bir perdeye dönüşmüştür. Adam, toprağı örten yaprakların ihtişamına aldanıp, asıl ebedi "Cennet'i" inkar edecek kadar kibre örtünmüştür.
Min a'nâbin (من أعناب)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "i-n-b" (ayın-nun-be) kökünün asıl manasının üzüm olduğunu kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "a'nâb" (üzümler/bağlar) kelimesinin Arap ve Akdeniz tarım kültüründeki sembolik değerini tahlil eder. Üzüm bağı, sadece doymak için ekilen bir temel gıda maddesi (buğday gibi) değil; sahibine lüks, keyif, şıra ve estetik haz sağlayan, bakımı en zahmetli ama getirisi en şatafatlı zenginlik alametidir. Bahçelerin "üzümlerden" oluşması, o servetin tamamen dünyevi zevk ve "zînet" (süs) odaklı kurgulandığını gösterir.
Ve hafefnâhümâ (وحففناهما)
İbn Fâris, "h-f-f" (ha-fe-fe) kökünün temelinde bir şeyin etrafını sarmak, çevresinde dönmek, onu dışarıdan kuşatmak ve çember içine almak manalarının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "haffe" eyleminin, ortadaki değerli bir şeyi korumak ve ona estetik bir sınır çizmek amacıyla yapıldığını açıklar. "Biz o ikisinin etrafını sardık/çevirdik" (hafefnâhümâ) fiili, üzüm bağlarının dış rüzgarlardan, tozlardan veya düşmanlardan korunması için etrafına adeta canlı bir kale duvarı örüldüğünü ifade eder.
Bi-nahlin (بنخل)
İbn Fâris, "n-h-l" (nun-hı-lam) kökünün hurma ağacı manasına geldiğini; aynı zamanda bu kökün bir şeyi elemek, süzmek ve en saf/temiz kısmını ortaya çıkarmak (tenbih) anlamı da taşıdığını belirtir.
Angelika Neuwirth, üzüm bağlarının etrafının "hurma ağaçlarıyla" (bi-nahlin) çevrilmesini, çöl coğrafyasının en mükemmel "vaha" (oasis) mimarisi olarak tahlil eder. Ortada nazik, su isteyen ve lüksü simgeleyen üzüm asmaları bulunurken; onların etrafında rüzgarı kesen, kökleri derine inen, heybetli ve dayanıklı hurma ağaçları bir kalkan gibi durmaktadır. Bu tasarım, zengin adamın sadece paraya değil, aynı zamanda yıkılmaz, kusursuz ve ekolojik bir zirai "mühendisliğe" (kibirleneceği somut bir kaleye) sahip olduğunu gösterir.
Ve cealnâ (وجعلنا)
İbn Fâris, "c-a-l" (cim-ayın-lam) kökünün kılmak, yerleştirmek ve oluşturmak anlamına geldiğini yineler. "Biz yaptık/yerleştirdik" vurgusu, bu kusursuz mimarinin adamın kendi başarısı değil, bir imtihan kurgusu olduğunu bir kez daha hatırlatır.
Beynehümâ (بينهما)
İbn Fâris, "b-y-n" (be-ye-nun) kökünün iki şey arasındaki ayrım, ara, boşluk ve mesafe olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "beyn" kavramının iki unsuru birbirinden ayıran ama aynı zamanda onları birbiriyle ilişkili kılan "ara bölge" olduğunu söyler. İki üzüm bağının ve hurma ağaçlarının "arasına/ortasına" yerleştirilen unsuru nitelemek için kullanılır.
Zer'an (زرعا)
İbn Fâris, "z-r-a" (ze-ra-ayın) kökünün tohum ekmek, toprağı sürüp ürün yetiştirmek ve ekin/tahıl elde etmek manalarına geldiğini tespit eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "zer'" (ekin/tahıl) kelimesinin bu ihtişamlı peyzajdaki yerini ve ekonomik aklını tahlil eder. Bahçenin etrafı hurma ağaçlarıyla (güvenlik ve tatlılık) çevrilmiş, içi üzüm bağlarıyla (lüks ve estetik haz) donatılmış, bağların arasındaki boşluklar da (beynehümâ) buğday veya arpa gibi ekinlerle (zer'an) doldurularak temel gıda ihtiyacı garanti altına alınmıştır. Bu kelime, adamın malikanesinde tek bir santimetrekare bile boş toprak kalmadığını, arazinin maksimum kapasiteyle ve kusursuz bir ekonomik akılla işlendiğini; dolayısıyla adamın "asla yıkılmayacak" bir dünya krallığı kurduğu kuruntusuna (kibrine) kapılmasına zemin hazırlayan o mutlak "verimliliği" etimolojik olarak resmeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla