اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kehf Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Biz, kimlerin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi oranın süsü yaptık."
Biz, yeryüzündeki her şeyi oranın süsü yaptık. Cenâb-ı Hakk'ın neleri yeryüzünün süsü yaptığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları bitki, ağaç, insan ve başka şeyler olmak üzere yeryüzünde bulunan her şey oranın süsüdür demişlerdir. Kimlerin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye. Âyetin tevili böyle olduğu takdirde (bir sonraki âyette) "Ve biz oradaki her şeyi mutlaka kupkuru bir toprak yapacağız" meâlindeki beyanda işaret edilen şey, kıyâmet olur. Yani Allah Teâlâ, yeryüzünde bulunan her şeyi kupkuru bir toprak haline getirecek ve onların yerini dümdüz ve bomboş bırakacaktır. Bu âyet, kıyâmeti haber vermektedir. Bazıları yeryüzünün süsü tabiri ile kastedilen şeyin, yeryüzündeki bitkiler ve onlara tahsis edilen rızık olduğunu söylemiştir. Bu görüşe göre maksat, kendilerine rızık verip karşılığında emir ve yasak getirerek, ibadetlerle ve başka davranışlarla yükümlü kılarak onları imtihan etmektir. Allah Teâlâ, yeryüzündeki bu bitkileri ve o rızıkları onlara boşu boşuna vermemiştir. Fakat onları çeşitli şekillerde imtihan etmek ve denemek için bahşetmiştir. Durum bu olduğuna göre âyet, hiçbir kimsenin yeryüzünde bulunan şeyleri sahibinden izinsiz alamayacağını ve herhangi bir şeyi ele geçirme girişiminde bulunamayacağını ifade eder. Ebû Bekir Abdurrahman b. Keysân der ki: "zîneten lehâ" (لَهَا زِينَةً) [yani] yeryüzünde bulunanları imtihan etmek için onlara süs yaptı. Cenâb-ı Hak, burada yeryüzünde bulunanları onların hangisinin daha iyi davranacağını deneyerek göstermek için yarattığını beyan etmektedir. Allah Teâlâ bir başka âyette meâlen şöyle buyurmuştur: "Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur". Bazı müfessirler, iki âyeti birbiriyle birleştirip şöyle demiştir: Allah Teâlâ hayatı imtihan ve ölümü amellerin karşılığını vermek için yaratmıştır. Bu görüş sahipleri "Biz, kimlerin daha güzel davranacağını deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi oranın süsü yaptık" meâlindeki beyanı delil olarak göstermişlerdir. Cenâb-ı Hak, onları darlık ve ölümle değil, süsle ve hayatla denediğini haber vermektedir demişlerdir. Bazıları da şöyle demiştir: Allah Teâlâ hem hayat vererek ve hem de sıkıntı ve darlıkla onları denemiştir. Onlara hayat vermesi, (dünyada) genişlik ve rahatlık içinde iken darlık ve sıkıntı zamanları için azık hazırlanması gibi öldükten sonrası için azık hazırlamaları amacına yöneliktir. Genişlik zamanında azık hazırlamayan kimsenin darlık halinde azığı olmaz. Buna göre hayatta azık hazırlamayan kimsenin öldükten sonra da azığı olmaz.
Yorumu Yorumla
-
Cealnâ (جعلنا)
İbn Fâris, bu kelimenin kökeni olan "c-a-l" (cim-ayın-lam) harflerinin temelinde bir şeyi yapmak, koymak, oluşturmak ve bir durumdan başka bir duruma dönüştürmek manalarının yattığını belirtir. Yoktan var etmeyi anlatan "halk" (yaratma) eyleminden farklı olarak, halihazırda var olan bir unsura yeni bir form, işlev veya yapısal özellik kazandırmayı ifade ettiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "ceala" fiilinin Kur'an semantiğindeki spesifik kullanımına odaklanır. Fiilin, yeryüzünün (arz) üzerine yeni bir ontolojik anlam ve cazibe (zînet) yüklenmesi sürecini anlattığını ifade eder. Yeryüzünün fiziki olarak ilk kez yaratılmasından ziyade, insanın varoluşsal serüveni için bir imtihan sahnesi, cezbedici bir dekor olarak "düzenlenmesini" ve "kılınmasını" temsil ettiğini açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yapma, kılma" şeklindeki düz anlamlarının ötesinde, ayetteki teolojik bağlamıyla tamamen ilahi bir amaca ve tasarıma işaret ettiğini tahlil eder. "Cealnâ" fiilinin, yeryüzündeki çekici unsurların rastgele, evrimsel veya tesadüfi bir birikim olmadığını; aksine bilinçli, insana yönelik ve tamamen sınama maksatlı ilahi bir "kurgu" olduğunu dilbilimsel olarak tahkim ettiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin sonundaki "nâ" (biz) bitişik zamirinin, eylemin failindeki mutlak otoriteyi, ilahi azameti ve evren üzerindeki rakipsiz tasarruf yetkisini (kibriya) yansıtmak amacıyla çoğul formda kullanıldığını aktarır.
El-ardı (الأرض)
İbn Fâris, "e-r-d" (hemze-ra-dad) kökünün temelinde aşağıda olan, ayaklar altına serilen, uysal ve üzerinde durulan zemin manasının bulunduğunu tespit eder. Göklerin (sema) yücelik ve erişilmezlik bildiren yapısına karşılık, arzın insanın doğasına uygun, onun üzerinde yürümesine ve yaşamasına elverişli, boyun eğdirilmiş (musahhar) fiziki mekanı anlattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, arz kavramının sadece jeolojik bir gezegeni değil, insanın biyolojik olarak ondan yaratıldığı (toprak) ve yine ona döneceği varoluşsal beşiği ifade ettiğini söyler. Ayette yeryüzünün, üzerindeki nimetlerle birlikte insanın imtihanı için hususi olarak tefriş edilmiş geniş bir laboratuvar olarak sembolize edildiğini analiz eder.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki son derece köklü geçmişine ve ortak kullanımına dikkat çeker. İbranicedeki "erets" ve Süryanice/Aramicedeki "ara/ar'a" kelimeleriyle olan doğrudan etimolojik ve fonetik bağına işaret ederek, bu kavramın kadim Yakındoğu monoteist havzasında, insanın üzerinde eylemlerde bulunduğu ve ilahi iradeye muhatap olduğu kozmik sahnenin ortak linguistik adı olduğunu ileri sürer.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "arz" kavramının gök (sema) ile kurduğu diyalektik ilişkiyi tahlil eder. Arzın sadece maddesel bir kütle değil; insanın ahlaki seçimlerini yaptığı, iyi ile kötünün çatıştığı ve nihayetinde ilahi adaletin tecelli edeceği dinamik ve eskatolojik (ahiret yönelimli) bir eylem alanı olduğunu vurgular.
Zîneten (زينة)
İbn Fâris, "z-y-n" (ze-ye-nun) kökünün utancın, çirkinliğin ve kusurun (ş-y-n) tam zıttı olduğunu, göze, akla ve kalbe hoş gelen, güzellik, orantı ve cazibe barındıran her türlü süs ve donanımı ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "zînet" kavramını üç ontolojik kategoriye ayırarak inceler: Akli ve ruhi zînet (ilim, erdem, güzel ahlak), bedeni zînet (güç, sağlık, güzellik) ve harici zînet (mal, mülk, makam, yeryüzünün bitkileri ve madenleri). Bu ayette geçen "zînet" kelimesinin üçüncü kategoriye, yani insanın nefsi arzularını kışkırtan, onu asıl gayesinden saptırma potansiyeli taşıyan dışsal ve geçici güzelliklere işaret ettiğini açıklar.
Dücane Cündioğlu, "zînet" kavramının ayetteki kullanımını derin bir felsefi trajedi üzerinden okur. Dünyanın ontolojik yapısındaki bu "süslülük" halinin aslında bir perde, bir illüzyon ve cazip bir aldatmaca olduğunu tahlil eder. İnsanın varoluşsal sınavının, eşyanın üzerindeki bu geçici, oyalayıcı süse (zînet) aldanmayıp, arkasındaki kalıcı ve soyut hakikati görebilme çabası olduğunu, kelimenin doğrudan insanın estetik zaaflarını hedef aldığını savunur.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir gücüne ve retoriğine odaklanır. Yeryüzündeki nimetlerin "zînet" (süs) olarak isimlendirilmesinin, insanın fıtratındaki estetik duyarlılığa ve güzele olan meylin reddedilmediğinin, aksine kabul edildiğinin bir göstergesi olduğunu belirtir. Ancak bu muazzam edebi üslubun, güzelliği yüceltirken aynı anda onu "imtihan aracı" parantezine alarak muhatabı psikolojik bir teyakkuza geçirdiğini tahlil eder.
Lineblüvehüm (لنبلوهم)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "b-l-v" (be-lam-vav) kökünün temelinde bir şeyi sınamak, denemek, tecrübe etmek ve bir şeyin içyüzünü ortaya çıkarmak manalarının bulunduğunu kaydeder. Aynı zamanda bu kökün, uzun süreli bir yıpranmayı, eskiyip tükenmeyi anlattığını; imtihanın da insan ruhunu yoran, iradesini aşındıran ve onu tüm çıplaklığıyla ortaya döken çetin bir süreç olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "belâ" ve "ibtilâ" kavramlarının hem nimetle hem de musibetle yapılabildiğini, her iki durumun da insanın gerçek ahlaki karakterini (cevherini) açığa çıkarmayı hedeflediğini belirtir. Ayette imtihanın acıyla, hastalıkla veya kıtlıkla değil; yeryüzünün "zînetiyle", yani ihtişam, güzellik ve bollukla yapıldığının vurgulanmasını dilbilimsel olarak inceler. Nimetle imtihan edilmenin, şükür mü yoksa nankörlük mü edileceğini açığa çıkaran çok daha sinsi ve zorlu bir "belâ" (sınav) olduğunu tahlil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlak felsefesinde "ibtilâ" (sınanma) kavramının insanın yeryüzündeki ontolojik statüsünü belirleyen temel kavram olduğunu analiz eder. İslam düşüncesinde insan hayatının durağan, garantili bir varoluş değil; sürekli devam eden, her an yeni bir ahlaki tercih yapmayı gerektiren dinamik bir kriz ve imtihan (belâ) sahası olduğunu bu kelimenin yapısı üzerinden açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin başındaki "li" (için/amacıyla - lam-ı ta'lil) edatının önemine değinerek, yaratılışın anlamsız, absürt (nihilist) bir oyun olmadığını belirtir. Yeryüzündeki tüm bu estetik kurgunun ve çekiciliğin tek bir teleolojik (gayesel) amaca hizmet ettiğini, o amacın da insanın iradi yönelişlerini test etmek (lineblüvehüm) olduğunu dilbilimsel netlikle ortaya koyar.
Eyyühüm (أيهم)
İbn Fâris, "e-y-y" (hemze-ye-ye) kökünden gelen bu kelimenin, bir grup içinden birini diğerlerinden ayırmak, belirlemek ve tahsis etmek için kullanılan bir soru ve ilgi edatı olduğunu söyler. Seçme, ayırt etme ve dereceleme işlevine sahip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "onların hangisi" anlamıyla bir ayrıştırma eylemine işaret ettiğini ifade eder. İmtihanın (ibtilâ) homojen bir sonuç vermeyeceğini, insanların yeryüzünün zîneti karşısındaki tutumlarına göre birbirinden farklılaşacağını, safların, niyetlerin ve kalitelerin bu edatın semantik alanında ayrışacağını analiz eder.
Ahsenü (أحسن)
İbn Fâris, "h-s-n" (ha-sin-nun) kökünün her türlü iyiliği, güzelliği, dengeyi ve kemali ifade ettiğini yineler. Ancak bu kelimenin "ef'alü" (ism-i tafdil) vezninde gelmesinin, onu sıradan bir iyilikten çıkarıp, kendi türü içinde eşsiz, en üstün, en kaliteli ve en estetik olanı tanımlayan zirve noktasına taşıdığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "ahsen" kelimesinin sadece ahlaki bir iyilik değil, eylemin yapılış biçimindeki ihlası, estetiği ve doğruluğu da barındırdığını belirtir. Kur'an'ın burada kimin "en çok" (ekser) amel işlediğini değil, kimin eylemini "en güzel" (ahsen) ve en nitelikli biçimde yaptığını sormasının, niceliği (kantite) değil niteliği (kalite) merkeze alan ilahi bir değerleme kriteri olduğunu tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamına dikkat çekerek ilahi imtihanın asgari bir kulluk performansıyla yetinmediğini, muhataplarından ahlaki ve eylemsel bir "mükemmeliyetçilik" (ihsan) talep ettiğini belirtir. "Ahsen" kelimesinin, yeryüzünün çekici zînetine karşı verilecek en güçlü, en şuurlu ve estetik olarak en kusursuz ahlaki direnişi temsil ettiğini analiz eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin gramatik yapısının (ism-i tafdil), insanlar arasında sürekli devam eden manevi bir müsabakaya ve fazilet yarışına (hayırlarda yarışmak) işaret ettiğini aktarır. Yaratılışın gayesinin, insanın potansiyelindeki bu en yüksek ahlaki kapasiteyi (ahsen-i takvim) eyleme dönüştürmesi olduğu vurgulanır.
Amelâ (عملا)
İbn Fâris, "a-m-l" (ayın-mim-lam) kökünün sıradan bir hareketten, fiziksel bir devinimden farklı olarak; içinde düşünce, tasarı, idrak ve belli bir hedefe yönelme barındıran şuurlu eylemleri kapsadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, önceki ayetlerdeki bağlamından farklı olarak bu ayetteki "amel" kelimesini yeryüzünün zînetiyle kurulan ilişki üzerinden yeniden analiz eder. Burada amelin, insanın içsel inancının (iman) ve niyetinin, dış dünyadaki o süslü ve kışkırtıcı nesneler (mal, mülk, dünya hayatı) karşısında gösterdiği iradi reaksiyon olduğunu söyler. Amel, insanın dünyevi nimetlere karşı aldığı ahlaki pozisyonun somutlaşmış halidir.
Angelika Neuwirth, kelimenin kullanımını Kur'an'ın iniş sürecindeki (özellikle Mekke dönemi) teolojik ve toplumsal dönüşüm ekseninde tahlil eder. Cahiliye toplumunun "ataların soyu, kabilevi şan, şöhret ve birikim" üzerinden kurduğu değer hiyerarşisinin, Kur'an tarafından bütünüyle yıkıldığını belirtir. Ayetin sonunun "soy/nesep" veya "güç" ile değil, "en güzel amel" (ahsenü amelâ) ile bitmesi, bireysel sorumluluğu ve kişisel ahlaki inşayı merkeze alan radikal bir etik devrimin linguistik ilanıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla