Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kehf Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kehf Sûresi, 4. Ayet

    وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداًۗ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyunżira-lleżîne kâlû-tteḣaża(A)llâhu veledâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      4-5. "(Bir de) 'Allah evlat edindi' diyenleri uyarmak için... Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi var. Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar çirkin! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar."

      (Bir de) "Allah evlat edindi" diyenleri uyarmak için... Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi var. Bu beyan iki mânaya muhtemeldir. İlki, onlar Allah Teâlânın evlat edinmediğini biliyorlar, fakat bildikleri halde yalan ve iftira atarak böyle söylüyorlar. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Siz bana Allah'ı inkâr etmem, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım şeyleri O'na ortak koşmam için çağrıda bulunuyorsunuz". Yani ortak olmadığını bildiğim nesneyi kendisine ortak koşmam için bana çağrıda bulunuyorsunuz; yine şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Onlara şöyle de: 'Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi O'na bildirmeye mi kalkışıyorsunuz?'". Yani Allah Teâlâya onların dedikleri gibi olmadığını bildiği şeyi bildirmeye mi kalkışıyorsunuz?

      Bu konuda ne onların ne de atalarının bilgisi var meâlindeki beyanın muhtemel olan diğer bir mânası şudur: Onlar Allah Teâlânın ortağı ve evladı olduğunu bilerek değil, atalarını taklit ederek cahilliklerinden dolayı söylüyorlar. Çünkü onlar Cenâb-ı Hakk'ın ortağı ve evladı olmadığı gerçeğini bilen Ehl-i Kitap olmadıkları gibi peygamberlere inanan kimseler de değillerdir. [Bu gibi durumlarda] bilgi kaynağı şu ikisidir. Kitap ve peygamberler. Onlar söylediklerini bilgiye dayanarak değil cehaletlerinden söylüyorlar. Onların babaları da böyledir. Durum bu olduğuna göre âyet, bilmeden bir şey söyleyen kimsenin bu hareketinden sorumlu tutulacağını göstermektedir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Allah evlat edindi diyenleri uyarmak için" ifadesini kullanmaktadır.

      Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar çirkin! Yani Allah Teâlayı hakkıyla tanıyan kimse (Hz. Peygamber) hakkında söyledikleri bu sözün (vebali) ne kadar büyük ve ne kadar ağır! Allah hakkında söyledikleri sözün ağırlığından "neredeyse gökler çatlayacak" meâlindeki beyanda ifade edildiği üzere gökler ve yer neredeyse çatlayacak! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar. "İn yekûlûne illâ keziben" (إِنْ يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا) cümlesinin başındaki "in" (إِنْ) edatı, olumsuzluk mânasına gelen ma anlamındadır.

      Arap dili âlimleri âyetteki "kelime" (كَلِمَةً) sözcüğünün neden "kelimeten" (كَلِمَةً) şeklinde mansup okunduğu konusu üzerinde durmuşlardır. Bazıları mastar olarak (mef'ul-i mutlak) mansup olmuştur demişlerdir. Buna göre mâna şöyle olur: "Onların söyledikleri söz (vebali) büyük olmuştur. İfade "ve keleme'llahu Mûsâ teklimen" (وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا) ayetine benzer. Kutrub der ki: "Kelimeten" sözcüğü "bi'se raculen ve nime raculen" (بِئْسَ رَجُلًا وَنِعْمَ رَجُلًا) ifadelerinde "raculen" kelimesinin fiilin gizli olan failine işaret ettiği gibi faile işaret etmek üzere temyiz olarak mansuptur. Bu da Arap dilinde caizdir. Netice olarak kelimenin mansup olması bu tarz bir şeydir." Halîl de şöyle demiştir: "Kelimeten" sözcüğünün mansup olması, marife ve gizli olan bir ismin sıfatı olması dolayısıyladır. Çünkü yüce Allah, "Allah evlat edindi" diyenleri uyarmak için" ifadesini kullanmaktadır. Bu söz, Allah Teâlâya atılmış bir iftiradır. Ayetin tevili şöyledir: Atılan bu iftira (vebali) büyük bir sözdür. Bazıları ise "Söyledikleri bu söz, bir söz olarak ne kadar çirkin!" demişlerdir. Biz de böyle söylemiştik. En doğrusunu Allah bilir.

      "Ağızlarından çıkan", yani "söyledikleri bu söz" ya da "söylemekte oldukları bu söz, ne kadar çirkindir!"

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قالوا)

        İbn Fâris, "k-v-l" (kaf-vav-lam) kökünün temelinde ağız ve dilin hareket etmesiyle ortaya çıkan söz ve beyan etme manasının bulunduğunu açıklar. Ancak kökün sadece fiziksel bir ses çıkarmayı değil, aynı zamanda bir fikri savunmayı ve iddia etmeyi de barındırdığını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sadece dille telaffuz edilen cümleleri değil, aynı zamanda kişinin inancını, benimsediği görüşü ve içselleştirdiği dogmayı da kapsadığını detaylandırır. Ayette "dediler" fiilinin, sıradan ve anlık bir söylemden ziyade, sistemli bir şekilde inanılan, savunulan ve toplumsallaşan teolojik bir iddianın (Allah'ın çocuk edindiği iddiası) dile getirilmesini temsil ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "söyleme" eyleminin basit bir dedikodu veya lafzi bir beyan olmadığını, aksine kurumsallaşmış ve teolojik bir zemine oturtulmuş şirkin sözel ifadesi olduğunu tahlil eder. Kur'an'ın, muhataplarının zihnindeki bu çarpık inancı doğrudan onların kendi "sözleri" üzerinden deşifre ederek reddetme yoluna gittiğini vurgular.

        İttehaze (اتخذ)

        İbn Fâris, kelimenin "e-h-z" (hemze-hı-zel) kökünden türediğini, asıl manasının bir şeyi tutmak, almak, elde etmek ve benimsemek olduğunu söyler. Eylemin kökünde bir yönelme, bir şeyi kendi mülkiyetine veya tasarrufuna geçirme iradesinin bulunduğunu aktarır.

        Râgıb el-İsfahânî, fiilin iftiâl babında (ittehaze) gelmesinin eylemdeki kasıt, çaba ve "kendisi için edinme" vurgusunu güçlendirdiğini analiz eder. İlahlık makamının mutlak kemal, ihtiyaçsızlık ve kendi kendine yetme (samediyet) üzerine kurulu olduğunu hatırlatarak; "çocuk edinme" eyleminin doğası gereği bir eksiklik, yalnızlık veya yardıma muhtaçlık barındırdığını, bu yüzden "ittihaz" fiilinin Allah'a nispet edilmesinin ontolojik bir çelişki ve sapkınlık olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "edinme" kavramının etimolojik arka planında yatan beşeri tasavvuru eleştirir. Müşriklerin ve Ehl-i Kitabın, Allah'ı insan biçimci (antropomorfik) bir çerçeveye oturtarak O'na sosyal, biyolojik ve duygusal bir "edinme" süreci yakıştırmalarının, uluhiyet (ilahlık) kavramının aşkınlığına yapılmış en büyük teolojik saldırı olduğunu, kelimenin seçimiyle bu beşeri indirgemeciliğin hedef alındığını açıklar.

        Veledâ (ولدا)

        İbn Fâris, "v-l-d" (vav-lam-dal) kökünün doğrudan doğruya doğurmak, üremek ve biyolojik olarak bir varlık meydana getirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Varlıkların kendi cinsinden bir alt nesil üretmesinin bu kökün yegâne anlam alanını oluşturduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "veled" kelimesi ile "ibn" (oğul/çocuk) kelimesi arasındaki son derece hassas ayrıma dikkat çeker. İbn kelimesinin saygı, bağlılık, evlatlık alma gibi biyolojik olmayan sosyal bağlar için de kullanılabildiğini, ancak "veled" kelimesinin istisnasız olarak genetik, fiziksel ve cinsel bir üreme (doğma-doğurma) sürecini ifade ettiğini söyler. Kur'an'ın özellikle bu kelimeyi seçmesinin, Allah'a atfedilen çocuk inancının taşıdığı o fiziksel, maddi ve yaratılmışlara has çirkinliği en çıplak haliyle yüzlerine vurmak için olduğunu analiz eder.

        Toshihiko Izutsu, ayetteki bu kavramın hem melekleri "Allah'ın kızları" sayan müşrik Arap inancını hem de İsa'yı "Tanrı'nın oğlu" sayan Hristiyan dogmasını aynı anda tek bir kelimeyle, yani biyolojik bir karşılığı olan "veled" üzerinden nasıl deşifre ettiğini tahlil eder. Kur'an, bu etimolojik tercihiyle tartışmayı mecazlar aleminden çıkarıp, somut üreme fikrinin yaratıcıya atfedilmesinin mantıksal ve teolojik imkansızlığı (muhalliği) üzerine kurmuştur.

        Arthur Jeffery, kelimenin dönemin tartışma ortamındaki (polemik) yerine odaklanır. "Veled" kökünün Süryanice ve Aramicede (yalda / mawlada) de "doğurmak, tevellüt etmek" anlamlarında Hristiyan teolojisinde sıkça kullanıldığını ileri sürerek, Kur'an'ın Hristiyanlıktaki "yapılmış değil, doğurulmuş" (begotten, not made) şeklindeki konsil inançlarını bu ortak Sami kökü üzerinden reddettiğini ve mutlak tevhidi savunduğunu belirtir.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanımını Geç Antik Çağ'ın teolojik tartışmaları (özellikle Süryani kilise metinleri) bağlamında okur. "Veled" kelimesinin seçilmesinin tesadüfi olmadığını, dönemin Hristiyan metinlerinde Tanrı'nın kelamının veya oğlunun ezelden beri O'ndan "doğduğu/çıktığı" yönündeki argümanlara karşı, Kur'an'ın bu iddiayı doğrudan biyolojik bir iftiraya eşitleyerek sert ve net bir retorik (reddiye) dili inşa ettiğini analiz eder.
        ​​

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X