Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 79. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 79. Ayet

    فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ ف۪ي ز۪ينَتِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ قَارُونُۙ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feḣarace ‘alâ kavmihi fî zînetih(i)(s) kâle-lleżîne yurîdûne-lhayâte-ddunyâ yâ leyte lenâ miśle mâ ûtiye kârûnu innehu leżû hazzin ‘azîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Karun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, 'Keşke Karuna verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!' derlerdi."

      Kârun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Müfessirlerin çoğu şöyle demiştir: O, boz bir katır üzerinde çıkardı. Yanında şöyle şöyle boz katırlar üzerinde iken, şöyle şöyle elbiseler içerisinde, şöyle şöyle câriyeler vardı. Bazıları şöyle demiştir: O, şöyle beyaz beygirler üzerinde yanında şöyle şöyle oğlanlar ve câriyeler varken çıkardı. Buna benzer sözler söylemişlerdir. Fakat biz nasıl bir zinet içerisinde halkın karşısını çıktığını bilemeyiz. Bununla birlikte kendisi gibi kralların benzeri bir zînet içerisinde çıktığını biliriz. Bunun dışında şöyle şöyle şekilde çıktı diye tefsir etmeyiz. Aynı şekilde kendisine verildiği belirtilen ilmin -ki bu ilim sayesinde kendisine mal ve hazineler verilmiştir- mahiyetine dair bir tefsirde de bulunmayız. Bu hususta en doğrusunu Allah bilir. Böyle bir bilgiye ulaşma ihtiyacımız da bulunmamaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Feharace (فَخَرَجَ)

        İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde "h-r-c" kökünün "bir şeyin içindeyken dışarı çıkması, belirmesi ve görünür hale gelmesi" manalarına geldiğini belirtir. Dühûl (içeri girme) eyleminin zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "huruç" (çıkış) eylemini, gizli veya kapalı bir alandan açık ve görünür bir meydana intikal etmek olarak tanımlar.

        Alâ (عَلَىٰ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "alâ" harf-i cerrinin "üzerine, üstüne, karşı" manalarına geldiğini belirtir. Karun'un kavminin "yanına" veya "içine" (ilâ/fî) çıkması yerine "üzerine" (alâ) çıkması, bu kelimenin cümleye kattığı o ezici, tepeden bakan ve tahakküm kuran mekansal/psikolojik üstünlük algısını ifade eder.

        Kavmihî (قَوْمِهِ)

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün "ayağa kalkmak, dik durmak, bir işte sebat göstermek" manalarına geldiğini belirtir. Aynı gaye, inanç veya soy etrafında toplanan insan yığınlarına bu kökten hareketle "kavm" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, kavm kelimesinin, birbirine tabi olan ve ortak bir kültürü/kaderi paylaşan toplum olduğunu söyler.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Kendi kavminin üzerine çıktı" (harace alâ kavmihî) ifadesindeki sosyolojik sarsıntıyı analiz eder. Karun, gösterişini düşmanlarına veya yabancılara değil; bizzat kendisinin de içinden çıktığı o ezilen, fakir ve mazlum İsrailoğullarına (kendi kavmine) karşı yapmaktadır. Kendi halkına karşı girişilen bu şımarıkça "üstünlük" gösterisi, kapitalist kibrin en acımasız ve en ahlaksız evresidir.

        Fî (فِي)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "fî" zarfının "içinde, zarfında, kuşatılmışlık" bildirdiğini kaydeder. Karun süsünü sadece yanında taşımamakta; adeta o devasa gösterişin "içine" gömülmüş, onunla bütünleşmiş ve ihtişamın içinde boğulmuş bir şekilde sahneye çıkmaktadır.

        Zînetihî (زِينَتِهِ)

        İbn Fâris, "z-y-n" kökünün "bir şeyi güzelleştirmek, süslemek, dışarıdan estetik katmak ve çirkinliğin (şeyn) zıddı" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zînet" kelimesini, insanın asıl tabiatında (özünde) olmayan; ona sonradan dışarıdan eklenen, dikkat çekmek ve albenili görünmek için kullanılan geçici "süs, donanım ve makyaj" olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, Karun'un "zîneti içinde" (fî zînetihî) çıkışını iktisat sosyolojisi bağlamında okur. Bu sıradan bir giyinme eylemi değil; tamamen kitleleri ezmek, onların gözünü kamaştırmak ve kendi ulaşılamazlığını kanıtlamak için tasarlanmış devasa bir "gösteriş tüketimi" (conspicuous consumption) ve şovdur. Servet, burada bir güç gösterisine ve ahlaki bir teröre dönüşür.

        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı, fikri veya hasreti sesli olarak ifade etmek, söz söylemek" olduğunu belirtir.

        Ellezîne (الَّذِينَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin çoğul ve müzekker (eril) yapıda bir ism-i mevsul (ilgi zamiri) olduğunu, "onlar ki / o kimseler ki" manasıyla kendinden sonraki vasıflarla (sıla cümlesiyle) o zümreyi zihinde sabitlemek için kullanıldığını belirtir.

        Yürîdûne (يُرِيدُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "r-v-d" kökünün "bir şeyin peşinde koşmak, gidip gelmek, şiddetle arzu etmek ve bir şeyi talep etmek" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "irade" eylemini (if'âl babında), aklın veya nefsin bir nesneye, hedefe veya duruma doğru yoğun bir şekilde yönelmesi, onu istemesi ve eyleme geçme kararlılığı olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç ve psikoloji semantiğinde "irade" kavramını analiz eder. İrade, insanın ontolojik pusulasıdır. Karun'un şovunu izleyen bu kalabalıkların "isteyenler / irade edenler" (yürîdûne) olarak nitelenmesi; onların sadece anlık bir hevese kapıldıklarını değil, tüm varoluşsal rotalarını, inançlarını ve hayat gayelerini bilinçli ve sürekli (geniş zaman kalıbıyla) o şeye sabitlediklerini gösterir. Onların taptığı şey Allah değil, bu devasa dünyevi iradedir.

        el-Hayâte (الْحَيَاةَ)

        İbn Fâris, "h-y-y" kökünün "canlılık, dirilik, hareket, büyüme ve ölümün (mevt) zıddı" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın biyolojik yaşamından başlayıp en nihayetinde ebedi diriliğe kadar farklı mertebeleri kapsadığını ifade eder.

        ed-Dünyâ (الدُّنْيَا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "d-n-v" kökünün "yakınlık, mesafe olarak beri tarafta olma ve değer/mertebe olarak düşüklük, alçaklık" manalarına geldiğini belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Hayat" ve "Dünya" kelimelerinin oluşturduğu o sarsıcı tamlamaya dikkat çeker. Kitleler, Karun'un şatafatını gördüklerinde ebedi ve yüce olanı unutmuşlar; tüm "iradelerini" sadece ve sadece şu fani, alçak ve geçici olan "yakın hayata" (el-hayâtid-dünyâ) kilitlemişlerdir. Bu, kitlelerin manevi ve felsefi intiharıdır.

        Yâ Leyte (يَا لَيْتَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "yâ" nida (seslenme) edatı ile "leyte" temenni (dilek) edatının birleşiminden oluşan bu yapının; elde edilmesi imkansız olan, elden kaçan veya ulaşılması son derece zor olan bir şeyi yürekten, büyük bir hasretle ve ah çekerek arzulamayı (keşke / ne olurdu) ifade ettiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, "Keşke olsaydı!" (yâ leyte lenâ) çığlığının kitle psikolojisindeki yıkıcı etkisini analiz eder. Karun'un gösterişi (zînet) hedefine ulaşmıştır; fakir kitlelerin aklını başından almış, onlarda kendi ahlaki duruşlarından utanma ve o zalim sermayedara karşı derin, hastalıklı bir "özenme ve hasret" (leyte) duygusu uyandırmıştır. Mazlumun zalime imrenmesi, zulmün en kalıcı zaferidir.

        Lenâ (لَنَا)

        İbn Fâris, "lâm" harf-i cerri ile "nâ" (biz) zamirinin birleşimi olan bu kelimenin "bizim için, bize ait, bizim mülkümüzde" manasına geldiğini belirtir.

        Misle (مِثْلَ)

        İbn Fâris, "m-s-l" kökünün "bir şeyin dengi, benzeri, eşi, kalıbı ve aynısı" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "misl" kelimesinin şekil, değer veya miktar bakımından tam bir örtüşmeyi, eşitliği ifade ettiğini söyler. Kitleler, Karun'un servetinden bir parça değil, doğrudan o servetin "birebir aynısını / dengini" (misle) istemektedirler.

        Mâ (مَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "mâ" ism-i mevsulünün (şey ki / olan şey) burada Karun'a verilen o devasa servetin (anahtarları bile ağır gelen o künûzun) tamamını ifade eden genel bir bağlaç olduğunu kaydeder.

        Ûtiye (أُوتِيَ)

        İbn Fâris, "e-t-y" kökünün temel anlamının "bir yere gelmek, ulaşmak ve birine bir şey vermek, bahşetmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) eyleminin edilgen (meçhul) kalıpta (ûtiye / verildi) kullanılmasını analiz eder. Karun bir önceki ayette "Bunu kendi bilgimle kazandım" derken; ona özenen kitleler farkında olmadan gerçeği söylemekte, bu servetin ona bir güç (Allah) tarafından "verilmiş/bahşedilmiş" (ûtiye) bir nesne olduğunu lügat üzerinden itiraf etmektedirler.

        Kârûnu (قَارُونُ)

        Arthur Jeffery, kelimenin menşeinin İbranice (Korah) olduğunu yineler.

        Angelika Neuwirth, bu ismin sadece bir şahsı değil; zenginliğiyle şımaran, ilahi uyarıları dikkate almayan ve kitleleri kendi ekonomik şovuyla büyüleyip yozlaştıran evrensel "tüccar oligarşi" tipolojisini temsil ettiğini belirtir.

        İnnehû (إِنَّهُ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "inne" (şüphesiz, muhakkak) edatı ile "hû" (o) zamirinin birleşiminin cümleye mutlak bir tekit (pekiştirme) ve sarsılmaz bir inanç kattığını belirtir. Kitlelerin Karun'a duyduğu o körpe hayranlığın, zihinlerinde nasıl tartışılamaz bir gerçeğe dönüştüğünü gösterir.

        Lezû (لَذُو)

        İbn Fâris, başındaki tekit "lâm"ı ile "sahip olan, malik, ehil" manasındaki "zû" kelimesinin birleşiminden oluştuğunu; vurguyu ikiye katlayarak "kesinlikle ama kesinlikle sahip olan kişidir" manası verdiğini belirtir.

        Hazzın (حَظٍّ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "h-z-z" kökünün "bir kimsenin iyilikten, zenginlikten veya dünyevi imkanlardan elde ettiği büyük pay, şans, talih ve nasip" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "haz" kelimesini sıradan bir nasipten (paydan) ayırır; haz, kişiyi son derece mutlu eden, tatmin eden, ayrıcalıklı kılan ve imrenilmesine sebep olan "kocaman ve lezzetli pay" demektir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kitlelerin "Muhakkak o büyük bir haz sahibidir" (innehû lezû hazzın azîm) şeklindeki nidasının teolojik yanılgısını analiz eder. Avam (halk), yeryüzündeki yegane "payı / şansı / mutluluğu" (hazzı) sadece maddi refah, altın ve gösteriş olarak kodlamıştır. Onların gözünde ilahi onur, ahlak veya ahiret yurdu bir "haz" (pay) teşkil etmemekte; başarının ve şansın yegane ölçütü kapitalist şatafat olmaktadır. Bu, insanlığın ontolojik körlüğüdür.

        Azîm (عَظِيمٍ)

        İbn Fâris, "a-z-m" kökünün temel manasının "canlıların iskeletini ayakta tutan kemik" olduğunu, buradan hareketle "yapısal sağlamlık, devasa büyüklük, yücelik ve ulu olmak" manalarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "azîm" kavramını, insan aklının sınırlarını zorlayan, kolayca kavranamayan, heybetli ve ucu bucağı görünmeyen mutlak büyüklük olarak açıklar. Kitlelerin gözünde Karun'un dünyevi nasibi (hazzı) sıradan değil, "devasa, görkemli ve ulu" (azîm) bir mertebedir. Madde (altın), o körleşmiş zihinlerde ilahlaştırılmış ve "Azîm" sıfatıyla taçlandırılmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X