Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 69. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 69. Ayet

    وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Verabbuke ya’lemu mâ tukinnu sudûruhum vemâ yu’linûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabb'in, onların kalplerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir."

      Rabb'in, onların kalplerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Bu ilâhî beyan, gizledikleri ve açığa vurdukları söz ve fiillerde dikkatli olmalarına dair onlara yönelik bir tehdit (vaîd) ve uyarı olarak yorumlanır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbüke (وَرَبُّكَ)

        İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde "r-b-b" kökünün "bir şeye malik olmak, koruyup gözetmek, ıslah etmek ve terbiye ederek olgunlaştırmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "Rabb" isminin bir varlığı ilk halinden alıp, onu dış tehlikelerden koruyarak ve ihtiyaçlarını karşılayarak kemale ulaştırmak manası taşıdığını ifade eder. Ayette "Allah bilir" yerine "Senin Rabbin bilir" (Rabbüke ya'lemu) denilmesi; yaratıcının kuluyla olan o kesintisiz, koruyucu ve terbiye edici bağını vurgular. Onların içini dışını bilen güç, uzak ve kayıtsız bir ilah değil, bizzat her an devrede olan "Rabb"dir.

        Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça kökenli olmadığını, İslam öncesi dönemde Aramice veya Süryanice "Rabbâ" (Efendi, İlah, Büyük Otorite) kelimesinden Arap dini terminolojisine geçtiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki teolojik kurgusunu analiz eder. Önceki ayetlerde kime elçilik verileceğini sadece Allah'ın "seçeceği" bildirilmişti. Burada ise o mutlak seçici ve yaratıcı kudretin (Rabb'in), kulların iç dünyalarına ve kapasitelerine mutlak manada hakim olduğu belirtilerek; O'nun tercihlerinin rastgele değil, derin bir ontolojik "bilgiye ve terbiyeye" (rububiyet) dayandığı ispat edilir.

        Ya'lemu (يَعْلَمُ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "a-l-m" kökünün "bir şeyin aslına, hakikatine dair zihinde kesin ve ayırt edici bir iz (alamet) bırakmak, gerçeğe nüfuz etmek" manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının sıradan bir duyumdan ziyade, eşyanın mahiyetini ve özünü hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tam olarak kavramak olduğunu söyler.

        Dücane Cündioğlu, "ya'lemu" (O bilir) fiilinin geniş zamanlı kullanımının felsefi ağırlığını inceler. Allah'ın bilmesi, insanlarınki gibi sonradan öğrenilen, tahmine dayanan veya parça parça elde edilen pasif bir bilgi (enformasyon) değildir. Bu, zaman ve mekandan bağımsız, eşyayı var olduğu andan itibaren tüm çıplaklığıyla kuşatan, şeffaflaştıran ve "bilinmeyeni" ontolojik olarak imkansız kılan mutlak, aktif ve ezici bir ilahi kavrayıştır. İnsanın saklama çabası, bu mutlak ilim karşısında tamamen anlamsızlaşır.

        Mâ (مَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "mâ" edatının burada "ism-i mevsul" (şey ki / olan şey) olarak kullanıldığını belirtir. Bu kelime, müşriklerin zihinlerinde veya toplantılarında ürettikleri o uçsuz bucaksız, karmaşık ve karanlık planların, düşüncelerin "tamamını" istisnasız bir şekilde kapsayan tümel bir (umum bildiren) bağlaçtır.

        Tükinnü (تُكِنُّ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "k-n-n" kökünün "bir şeyi örtmek, gizlemek, muhafaza etmek ve ulaşılmaz bir yere (yuvaya veya kılıfa) saklamak" manalarına geldiğini belirtir. Kuşun yuvasına veya inciyi saklayan istiridye kabuğuna da bu "örtücülük ve saklayıcılık" vasfından dolayı "kinn" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "iknân" eylemini (if'âl babında), insanın bir düşünceyi, kini veya planı kendi iç dünyasının en derin, en karanlık ve dışarıdan asla görünmeyen o mahrem köşesine gömerek orada saklaması ve beslemesi olarak açıklar. "Hafiye" (gizli) kelimesinden daha derin bir saklama ve kılıfına uydurma eylemidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi tasvirindeki (tasvîr-i fenni) o muazzam görsel/psikolojik kurgusunu analiz eder. Müşrikler, Hz. Muhammed'e karşı duydukları o derin nefreti ve ürettikleri komploları, adeta aşılmaz bir kılıfın veya karanlık bir kasanın (kinn) içine kilitlediklerini sanmaktadırlar. "Tükinnü" fiili, insanın kendi içindeki kötülüğü bir istiridye gibi sımsıkı kapatıp saklama çabasını resmeder; ancak ayet, ilahi ilmin bu kilitli kasaları (kinnleri) bir cam gibi şeffaf gördüğünü ilan eder.

        Sudûruhüm (صُدُورُهُمْ)

        İbn Fâris, "s-d-r" kökünün "bir şeyin ön tarafı, en üst kısmı ve başlangıcı" anlamına geldiğini belirtir. İnsanın göğsüne (sadr / çoğulu sudûr) bu isim, bedenin en önde gelen ve kalbi barındıran merkezi uzvu olması sebebiyle verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sadr" kelimesinin Kur'an'da biyolojik göğüs kafesinden ziyade; insanın sırlarının, niyetlerinin, inançlarının ve psikolojik gelgitlerinin barındığı o "soyut içsel merkez / bilinç" olarak mecazen kullanıldığını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın psikoloji semantiğinde "sadr" (göğüs/kalp) kavramını inceler. İnsanın "sadrı", hakikat ile batılın savaştığı, şeytani vesveselerin fısıldandığı ve niyetlerin üretildiği o yegane içsel savaş alanıdır. Allah'ın "Onların göğüslerinin (sudûr) neyi kılıflayıp sakladığını (tükinnü) bilir" demesi; ilahi otoritenin, insanın sosyal maskesini ve takiyyesini tamamen baypas ederek, doğrudan doğruya onun o çıplak ve sansürsüz "bilinçaltına/özüne" nüfuz ettiğinin ontolojik ilanıdır.

        Yü'linûn (يُعْلِنُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "a-l-n" kökünün "bir şeyin ortaya çıkması, gizliliğin kalkması, aşikar ve görünür olması" manalarına geldiğini belirtir. Gizlemenin (sirr/hafi) tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ilân" eylemini (if'âl babında), insanın içindeki bir fikri, niyeti veya eylemi, başkalarının duyacağı, göreceği ve şahit olacağı şekilde kasten dışa vurması, alenileştirmesi ve ilan etmesi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin sonundaki "Ve neyi açığa vuruyorlarsa (yü'linûn)" şeklindeki bu fiilin, önceki "tükinnü" (saklıyorlar) fiiliyle kurduğu o muazzam zıtlığı (tıbak sanatını) ve sosyopolitik eleştiriyi analiz eder. Mekke müşriklerinin bir "gizli/derin" ajandaları (göğüslerinde sakladıkları kinleri ve suikast planları), bir de "açıkça/aleni" yaptıkları siyasi propagandaları, iftiraları ve ticari eylemleri vardı. Kur'an, "Rabbin her ikisini de bilir" diyerek; insanın ister kendi içine kapansın, isterse meydanlarda bağırsın, Allah'ın bilgi ağıından (ilminden) kaçabileceği hiçbir ontolojik veya mekansal kör noktanın bulunmadığını kesin bir dille hükme bağlar. Gizli ile açık, Yaratıcı'nın katında tamamen eşittir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X