وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kasas Sûresi, 62. Ayet
Daralt
X
-
"O gün Allah onları huzuruna çağırarak, 'Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede?' diye sorar."
O gün Allah onları huzuruna çağırarak, 'Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede?' diye sorar. Benim ortaklarım. Ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz ki onları, ilâhlık nitelendirmesinde ve ibadet etmede ortak koştunuz. Yoksa elbette Allah'ın ortağı yoktur ki "Benim ortağım olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım (tanrılar) nerede" diye buyursun. Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede? Bu, onlara şu sözleri sebebiyle söylenir: "Sadece bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz"; "Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır". Dolayısıyla Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: Allah katında sizin aracılarınız olduğunu iddia ettiklerinizin şefaati nerede? Onlara tapmakla sizi Allah'a yaklaştıracak olanlar nerede? Oysa onlara tapmanızın sizi Allaha yaklaştıracağını iddia etmekteydiniz. Onlara yönelik yaptığınız kulluğun karşılığı nerede?
Yorumu Yorumla
-
Ve yevme (وَيَوْمَ)
İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde "y-v-m" kökünün "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen aydınlık vakit veya sınırları belli olan bir zaman dilimi" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "yevm" kelimesinin sıradan 24 saatlik bir günü değil; mutlak, devasa ve kozmik bir dönemi, hususiyetle burada ahiretteki o büyük hesap anını (Kıyamet gününü) ifade ettiğini söyler. Müşriklerin dünyadaki zaman algısı, bu mutlak "yevm" (gün) ile tamamen sıfırlanacaktır.
Yünâdîhim (يُنَادِيهِمْ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "n-d-y" kökünün "sesi yükseltmek, uzak mesafeden birine seslenmek, nida etmek ve topluluk/meclis" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nidâ" kavramını, muhatabın dikkatini çekmek için sesi olabildiğince yükselterek veya sarsıcı bir tonda yapılan çağrı olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel çerçevesinde bu "çağrı/nida" eyleminin eskatolojik (ahiret eksenli) boyutunu analiz eder. Dünyadayken Allah'ın ayetlerine, elçilerine ve uyarılarına karşı sağır taklidi yapan müşrikler; o büyük "Günde" (yevm), kulaklarını tıkayamayacakları, kaçamayacakları ve bütün varlıklarını titretecek o mutlak ilahi "çağrıya" (nida) bizzat ve zorla muhatap edileceklerdir. Sessizlik yırtılmış, ilahi sorgu başlamıştır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin psikolojik ağırlığına dikkat çeker. Yaratıcı'nın onlara doğrudan "seslenmesi/nida etmesi", bir onurlandırma değil; aksine o devasa kalabalık (mahşer) içinde onların yalanlarını açığa çıkarmak için yapılmış kozmik ve ezici bir yüzleştirmedir.
Feyekûlü (فَيَقُولُ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı veya hükmü sesli olarak ifade etmek, söz söylemek ve dile getirmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin, ilahi iradenin mutlak ve şüphe götürmez beyanı olduğunu ifade eder.
Eyne (أَيْنَ)
İbn Fâris, "e-y-n" kökünden türeyen bu kelimenin, bir şeyin yönünü, mekanını ve yerini sormak için kullanılan bir soru edatı (istifham) olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde ve tefsir usulünde bu tür soru edatlarının her zaman gerçek bir bilgi talebi (istifham-ı hakikî) olmadığını kaydeder. Allah'ın "Nerede?" (eyne) diye sorması, onların yerini bilmediğinden değil; müşrikleri o anki çaresizlikleriyle yüzleştirmek, putlarının hiçbir işe yaramadığını kanıtlamak ve onlara karşı mutlak bir "kınama, azarlama ve aciz bırakma" (tevbih ve ta'cîz) amacı taşıyan sarsıcı bir retoriktir.
Şürakâiye (شُرَكَائِيَ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "ş-r-k" kökünün "iki mülkün, iki hakkın veya iki kişinin birbirine karışması, paydaşlık ve ortaklık" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramını, mülkte veya ilahlıkta Allah'a başka varlıkları (putları, melekleri, liderleri) denk tutmak, O'nun mutlak otoritesinden pay çalıp başkalarına vermek olarak açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki "Benim" (yâ) iyelik zamiriyle kurulan "Benim ortaklarım" (şürakâiye) tamlamasındaki muazzam edebi ironiyi ve teolojik sarsıntıyı analiz eder. Allah'ın haşa bir ortağı yoktur; ancak O, müşriklerin dünyadaki o batıl iddialarını kendi kelamına alarak onlara "Hani nerede o Benim ortaklarım olduklarını iddia ettiğiniz şeyler?" diyerek, onların o sahte inanç kurgularıyla alay eder ve o kurguyu kendi üzerlerine yıkar.
Gabriel Said Reynolds, "ortak/şerik" kavramını Geç Antik Çağ'ın çok tanrılı (politeist) inanç sistemleri bağlamında okur. Müşrikler, evrenin yönetiminde Allah'ın yanında daha alt düzey (aracı) tanrıların, meleklerin veya putların da söz sahibi (şerik) olduğuna inanıyorlardı. Mahkeme gününde bu "ortakların" (şürakâ) çağrılması, o pagan kozmolojisinin herkesin gözü önünde hukuken ve fiilen çökertilmesidir.
Ellezîne (الَّذِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin çoğul ve müzekker (eril) yapıda bir ism-i mevsul (ilgi zamiri) olduğunu, "onlar ki / o kimseler ki" manasıyla kendinden sonraki cümleyi (sıla cümlesini) önceki isme bağladığını belirtir.
Küntüm (كُنتُمْ)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün "bir şeyin meydana gelmesi, varlık sahasına çıkması ve olmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kevn" eyleminin geçmiş zaman (mazi) kalıbında kullanıldığında, eylemin dünyada süreklilik arz eden bir durum olduğunu ifade eder. Yani müşrikler bu iddiayı anlık bir gafletle değil, "sürekli olarak yapıyor idiler" (küntüm).
Tez'umûn (تَزْعُمُونَ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "z-a-m" kökünün "doğruluğu şüpheli olan söz, temelsiz iddia, yalan ve asılsız inanç" manalarına geldiğini belirtir. "Z-a-m" eylemi, kesin bilgiye (ilme) dayanmayan, sadece kuruntuya dayalı söylemler için kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî, "za'm" kavramını; insanın yalan ile doğru arasında bir inanca sahip olması, ancak bu inancın yalana, asılsızlığa ve batıla çok daha yakın olması şeklinde tanımlar. Kesin bilginin (yakînin) zıddıdır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fiil kalıbındaki kullanımının (tez'umûn / iddia ediyordunuz) psikolojik ve edebi gücüne dikkat çeker. Dünyadayken müşrikler putlarına ve sahte ortaklarına taparken bunu büyük bir kibirle, felsefi bir kesinlikle ve mutlak bir hakikatmiş gibi savunuyorlardı. Ancak Kıyâmet günündeki o ilahi nida, onların dünyada uğruna savaştıkları o devasa dinî ve siyasî sistemi tek bir kelimeyle (za'm ile) çöpe atar: Onların tüm inançları sadece "mesnetsiz birer iddia, birer hezeyan ve yalansız bir sanrıdan" (tez'umûn) ibaretti.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimeyi sosyolojik bağlamda inceler. Müşriklerin putları Allah'a ortak koşmaları (şirk), aslında felsefi bir hakikat arayışından değil; Mekke'deki statükolarını korumak, atalarından kalan geleneği meşrulaştırmak ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almak için ürettikleri siyasi ve ideolojik bir "iddia/kurgu" (za'm) idi. Şimdi o hesap gününde, uydurdukları bu "sahte kurguyla" (tez'umûn) yapayalnız yüzleşmektedirler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla