اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kasas Sûresi, 54. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kasas suresi, sabır, kitap ehli, kasas suresi 54. ayet, kasas 54, iman, rızık, ihsan, ecir
-
"İşte (baskılara karşı) sabretmelerinden ötürü onlara mükafatları iki defa verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar."
İki Kat Mükafatı Hak Edenler
İşte (baskılara karşı) sabretmelerinden ötürü onlara mükafatları iki defa verilecektir. Bu ilâhî beyan üç şekilde yorumlanabilir: İlki, onlara mükafatları bir defa İslâmdan ötürü, bir kez de yönetimin onlardan gitmesine karşı sabretmelerinden ötürü verilecektir. Çünkü onlar yönetim, konum ve değer sahibiydiler. Bütün bunların tümünü İslâm ile kaybettiler. Bundan dolayı mükâfatları iki defa olacaktır.
İkincisi şudur: Bir defa İslâmdan dolayı, bir kez de kendilerinden sonra onlara uyacak olan kimselere lider ve örnek olmalarından ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bu iki mükâfatın biri kendilerinin müslüman olmaları, ikincisi de başkalarını buna davet etmeleri dolayısıyladır. Nitekim liderler ve önderler cezalandırılacak ve azapları iki kat olacaktır. İlki kendilerinin sapması diğeri ise başkalarını saptırmaları dolayısıyladır. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Sonuç olarak, kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da yüklenmiş oldular".
Üçüncü yorum şudur: İyilikte başkalarına önder ve örnek olmalarından dolayı onlara iki kat mükâfat verilmesi mümkündür. Şayet kötülükte önder ve örnek olurlarsa kendilerine iki kat azap edilir. Allah Teâlânın Hz. Peygamber'in (s.a.) eşlerine şöyle buyurduğu görülmez mi? "Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayasızlık yaparsa onun cezası ikiye katlanır". En doğrusunu Allah bilir ya, bu onların kendilerine uyan başka kimselere önder olmaları dolayısıyladır. İlki de buna göre anlaşılır.
Mükafatları iki defa verilecektir vâdinin İslâm'ın kendisiyle olması da mümkündür. Bu durumda sabır imandan kinâye olmuş olur. Tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Ancak sabredip, dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar böyle değildir". Yani iman edip müslüman olanlar.
Müfessirlere gelince onlar şöyle dediler: Onlara bir defa Hz. Muhammed'e gönderilmesinden önce iman ettikleri bir defa da gönderildikten sonra iman ettikleri için mükafatları iki defa verilecektir. İlk yorum daha uygundur. Bazıları da şöyle dedi: Sabretmelerinden ötürü onlara mükâfatları iki defa verilecektir. Bir defa müslüman oldukları, bir defa da bu kâfirlerin eziyetlerine katlandıkları, sabrettikleri, onlara karşılık vermedikleri bilakis iyilikle muhatap oldukları için. Nitekim Allah Teâlâ, onların şöyle dediğini beyan etmiştir: "Esen kalın; bizim cahillerle işimiz yok". Yine bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in (s.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: Üç kimseye mükafatı iki kat verilir: Bir peygambere inanıp daha sonra başka bir peygamber gönderildiğinde ona da iman eden kişi, efendisine güzel bir şekilde hizmet eden ve Rabb'ine ibadet eden köle, bir câriyeyi eğitip sonra onu azat ederek evlendiren kimse.
Onlar kötülüğü iyilikle savarlar. Bu beyan iki şekilde yorumlanabilir. Bunlardan biri şudur: Onlar, daha önce kendilerine yapılan kötülüğe ve eziyete karşı onlara iyilikte bulunurlar. İkincisi de şudur: Onlar kötülüğü iyilikle savarlar. Yani onların eziyetlerini affederler ve onlara karşılık vermezler. Bu, şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi olur: "Kolaylığı seç, iyi olanı emret, cahillere aldırma!". İlk yorum ise "sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!" meâlindeki âyet gibidir.
Kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar. Yani Allah rızasında ve iyilik yolunda harcarlar. Yoksa bütün kâfirler harcama yapmaktadır. Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Onların bu dünya hayatında harcadıklarının misali, kendilerine zulmeden halkın ekinine isabet edip onu helâk eden kavurucu bir rüzgârdır. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlar".
Yorumu Yorumla
-
Ülâike (أُولَٰئِكَ)
İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde bu kelimenin işaret ismi olduğunu, uzaktaki bir topluluğu veya statü/makam olarak yüce bir zümreyi göstermek için kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "ülâ" kelimesinin çoğul işaret ismi olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, önceki ayetlerde Kur'an'ı duyduklarında gözyaşlarıyla secdeye kapanan, hakikati anında tasdik eden o erdemli, seçkin ve samimi Ehl-i Kitap müminlerinin (çifte mükafat alacak olanların) o yüksek ahlaki statülerine ve şereflerine doğrudan bir işarettir.
Yü'tevne (يُؤْتَوْنَ)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün temel anlamının "bir yere gelmek, ulaşmak ve birine bir şey vermek, bahşetmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) eyleminin, sıradan bir nesne alışverişinden ziyade, verenin alana lütfuyla, cömertçe ve bir hak edişin karşılığı olarak bir şeyi ihsan etmesi olduğunu açıklar. Ayette fiilin edilgen (meçhul) ve geniş zamanlı kalıpta (yü'tevne / kendilerine verilir) kullanılması; mükafatı verenin (Allah'ın) yüceliğini, bu ihsanın sürekliliğini ve kesinliğini gösterir.
Ecrahüm (أَجْرَهُمْ)
İbn Fâris, "e-c-r" kökünün "yapılan bir işin, çekilen bir meşakkatin veya tutulan bir ahdin karşılığında hak edilen bedel, mükafat ve ücret" manalarına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ecr" kelimesinin, iyi bir amelin ilahi adalet terazisindeki eksiksiz ve tam karşılığı olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ticari ve ahlaki kelime dağarcığında "ecr" (ücret/mükafat) kavramını inceler. İnsan ile Allah arasındaki ilişki, mecazi bir "sözleşme/ticaret" diliyle anlatılır. Müminlerin dünyada hakikat uğruna ödedikleri bedeller, katlandıkları zorluklar boşuna gitmez; bu "ecr", ilahi ahitte onlara ahirette ödenecek mutlak, garanti edilmiş ve sarsılmaz bir varoluşsal "ücrettir".
Merrateyni (مَرَّتَيْنِ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "m-r-r" kökünün "bir şeyin geçip gitmesi, tekrarlanması ve bir ipin sağlamca bükülmesi" manalarına geldiğini belirtir. "Merre", bir defa/bir kere demektir.
Râgıb el-İsfahânî, tesniye (ikil) kalıbındaki "merrateyn" (iki defa / çifte) kelimesinin, eylemin veya durumun katlanmasını, sayının ikiye çıkmasını ifade ettiğini söyler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "çifte mükafat" (ecrahüm merrateyni) kavramının teolojik ve sosyolojik bağlamını analiz eder. Bu kimseler (samimi Yahudi ve Hıristiyanlar), hem kendi peygamberlerinin (Musa ve İsa'nın) vahyine sadık kalarak birinci tarihsel sınavı geçmişler; hem de Hz. Muhammed'in getirdiği yeni vahyi (Kur'an'ı) kibre kapılmadan kabul ederek ikinci büyük sınavı başarıyla atlatmışlardır. İki farklı dönemin iman çilesini çeken bu zümreye, ilahi adaletin bir tecellisi olarak "iki kat" (merrateyn) mükafat tahsis edilmiştir.
Bimâ (بِمَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "bâ" harf-i cerri ile "mâ" edatının birleşiminden oluşan bu yapının (bimâ / ... sebebiyle, ... karşılığında), cümlede doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi (illiyet) kurduğunu belirtir. Çifte mükafatın rastgele bir lütuf değil, arkasından gelecek olan "sabır" eyleminin hak edilmiş, nedensel bir sonucu olduğunu lügaten tescil eder.
Saberû (صَبَرُوا)
İbn Fâris, "s-b-r" kökünün temel anlamının "bir şeyi hapsetmek, sıkıca tutmak, engellemek ve direnmek" olduğunu belirtir. Nefsi, hoşuna gitmeyen veya ona acı veren bir duruma karşı tutmaya "sabır" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "sabır" kavramını, aklın ve dinin gerektirdiği yerde nefsi tutmak, paniğe kapılmamak ve hedefe ulaşıncaya kadar sebat göstermek olarak tanımlar. Pasif bir katlanma veya acizlik değil, son derece aktif ve bilinçli bir içsel direniştir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin Ehl-i Kitap müminleri bağlamındaki muazzam psikolojik ağırlığını analiz eder. Onların Kur'an'ı kabul etmeleri kolay bir süreç değildir. Kendi eski dindaşlarından/toplumlarından görecekleri dışlanmaya, ihanet suçlamalarına, kınamalara ve psikolojik baskılara karşı gösterdikleri o ontolojik ve sosyal "direnişin, sarsılmazlığın ve tutarlılığın" (sabrın) lügatteki resmidir. Çifte mükafat, bu ağır bedelin (sabrın) karşılığıdır.
Yedraûne (وَيَدْرَءُونَ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "d-r-e" kökünün "şiddetle itmek, savuşturmak, bir şeyi kendinden veya başkasından uzaklaştırmak ve defetmek" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "der'" eylemini, insana yönelen bir kötülüğü, saldırıyı veya zararı güçlü bir hamleyle bertaraf etmek, göğüslemek olarak açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin (yedraûne / savuştururlar) geniş zamanlı kullanımının ahlaki boyutuna dikkat çeker. Bu erdemli zümre, kendilerine yönelen şerre veya kaba kuvvete karşı pasif bir kurban rolüne bürünmezler. Onlar, ahlaki bir refleks olarak, o kötülüğü aktif bir şekilde itip uzaklaştırırlar; ancak bunu yaparken şiddet sarmalına düşmez, kötülüğü "iyilikle" savuşturma eylemini bir yaşam biçimi (geniş zamanlı bir karakter) haline getirirler.
Bil-Haseneti (بِالْحَسَنَةِ)
İbn Fâris, "h-s-n" kökünün "güzellik, gözün, kalbin veya aklın hoşlandığı, arzuladığı her türlü estetik ve ahlaki iyilik" manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hasene" kavramını, hem dünyada hem de ahirette insana sevinç veren, fıtrata, akla ve ilahi yasaya uygun olan, içinde hiçbir defo barındırmayan "güzel eylem ve nimet" olarak tanımlar.
es-Seyyiete (السَّيِّئَةَ)
İbn Fâris, "s-v-e" kökünün "insanı üzen, çirkin, zarar veren, kalbi sıkan ve ahlaken düşük olan her türlü kötülük" anlamına geldiğini belirtir. Hasene (güzellik/iyilik) kelimesinin ontolojik zıddıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "hasene" ve "seyyie" kelimelerinin oluşturduğu zıtlığı (kontrastı) inceler. Bu kelimeler sadece estetik değil, derin ahlaki kategorilerdir. Ayette müminlerin ahlaki zirvesi resmedilir: Onlar kendilerine yapılan cahilce bir saldırıyı, hakareti veya kötülüğü (seyyieyi) aynı cinsten bir kötülükle (kısasla) değil; ontolojik olarak onun tam zıddı ve panzehri olan "iyilik, olgunluk ve güzellikle" (hasene) savuştururlar (yedraûne). Şiddet ve nefret sarmalı, ahlaki bir üstünlükle (erdemle) kırılır.
Mimmâ (وَمِمَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "min" ve "mâ" edatlarının birleşiminden oluşan bu kelimenin (mimmâ / ... şeylerden bir kısmını), Arapçada "teb'îz" (bütünün bir parçası) manası taşıdığına dikkat çeker. İnfak edilecek şeyin tamamı değil, kişinin kendini muhtaç duruma düşürmeyecek makul "bir kısmı" vurgulanarak, ilahi yasadaki ekonomik ve psikolojik denge gözetilir.
Razaknâhüm (رَزَقْنَاهُمْ)
İbn Fâris, "r-z-k" kökünün "canlıların faydalanması için verilen pay, nasip, maddi veya manevi olarak sürekli sağlanan nimet" manasına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "rızık" kavramını, Allah'ın yarattıklarının yaşamını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için bahşettiği her türlü hak edilmiş veya lütfedilmiş imkan olarak tanımlar. Fiilin birinci çoğul şahısla (razaknâhüm / biz onları rızıklandırdık) kullanılması; insanın sahip olduğu malın, mülkün veya bilginin asıl sahibinin (Rezzak'ın) Allah olduğunu, insanın sadece bir emanetçi olduğunu lügat üzerinden ilan eder.
Yünfikûn (يُنْفِقُونَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "n-f-k" kökünün "tükenmek, eksilmek, bir şeyin elden çıkıp gitmesi ve bir tünelden/geçitten geçip diğer taraftan çıkmak" gibi anlamları olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "infak" eylemini (if'âl babında), kişinin sahip olduğu malı, bilgiyi veya gücü Allah yolunda, toplumsal bir fayda için kendi elinden kasıtlı olarak çıkarması, harcaması olarak tanımlar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ayetteki sosyolojik ve teolojik işlevini analiz eder. Kur'an terminolojisinde "infak", salt maddi bir sadaka vermek veya artanı dağıtmak değildir. Ayette vasıfları sayılan bu erdemli zümre, hakikati (Kur'an'ı) tasdik ettikten sonra; "Biz onları rızıklandırdık" ilkesinin bilinciyle, sahip oldukları tüm dünyevi imkanları, sosyal statülerini, vakitlerini ve ilmi birikimlerini hiç çekinmeden bu yeni tevhidi toplumun inşası yolunda "harcamaktan / feda etmekten" (yünfikûn) geri durmamışlardır. İnfak, imanın ekonomik ve eylemsel tasdikidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla