وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۜ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kasas Sûresi, 51. Ayet
Daralt
X
-
"Gerçek şu ki düşünüp öğüt alsınlar diye biz sözü (vahyi) onlara birbiri ardınca ulaştırmışızdır"
Bu ilâhî beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları bunun Kur'an olduğunu söylemiştir. Bu ise iki şekilde yorumlanabilir. Biri Kur'ân'ın bir kısmını diğer bir kısmına bağlamıştır ki bir kısmı diğerine aykırı olmaksızın uygun olmuş, diğerini kanıtlayıcı ve birleştirici olmuştur. Ayetlerin indirilmesinde zaman bakımından uzaklık ve geniş süre aralığı bulunsa da. Düşünüp öğüt alsınlar diye. Böyle bir kitap ancak gaybı bilen ve hiçbir şeyin ondan gizlenmediği kimseden olabilir diye. Zira bu gaybı bilmeyen yaratılmışın sözleri olsaydı düzensiz ve tutarsız olurdu; tıpkı aradan uzun zaman geçmesi ve süre aralığının genişlemesi sebebiyle tutarsız ve düzensiz beşer sözü gibi. İkinci yorum şudur: Nüzûl sırası ve nüzûl yerleri farklı olsa da Cenâb-ı Hak Kur'an'ın öğütlerini, ahitlerini, vâdlerini ayrıca emirlerini ve nehiylerini birbirine bağlamıştır. Düşünüp öğüt alsınlar diye peş peşe onları davet ettiği vahiylere inanmaya tekrar davet etmektedir.
Biz sözü (vahyi) onlara birbiri ardınca ulaştırmışızdır. Bu ilâhî beyan hakkında bazıları şöyle demiştir: Yani geçmiş ümmetlerin haberlerini bir birinin peşi sıra; onlardan peygamberleri inkâr edenlere inen helâk ve azap, peygamberleri tasdik edenlere inen kurtuluş ve devamlı nimetleri içinde oluş. Üstelik onların bu durumu ikrar etmeleri ve onlar hakkında bunların gerçekleşeceğine ilişkin bilgi sahibi olmalarıyla, tâ ki düşünüp öğüt alsınlar ve peygamberlerini yalanlamaktan vazgeçsinler diye; buna mukabil yalanladıkları takdirde inançsızlara inen belâların kendilerine de ineceği korkusuyla.
Biz sözü (vahyi) onlara birbiri ardınca ulaştırmışızdır. Bu beyanının, "tevhit sözü" anlamına gelmesi mümkündür. Bu yorumun açıklanması şudur: Biz tevhidi ulaştırmışızdır tâ ki her ümmet ve kavimde tevhit ehli bulundurduk, dolayısıyla hiçbir kavmi ve ümmeti tevhitsiz bırakmadık. Tıpkı şu ilâhî beyanlarda olduğu gibi: "Her topluluğun da bir kılavuzu vardır" ve "Mûsa'nın kavminden hak yolu gösteren bir topluluk da vardı" . Her ümmette ve her asırda tevhit ehlinin olduğuna işaret eden bunun gibi âyetler. Yine ataları arasında peygamberlere iman eden ve onları tasdik eden kimselerin olduğunu düşünüp öğüt alsınlar diye; bunun yanında atalarımız şu an bizim olduğumuz hal üzereydiler demesinler diye. Sanki bu, Allah Teâlânın sözü (vahyi) onlara birbiri ardınca ulaştırmışızdır meâlindeki beyanının bağlantısıdır.
Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle demiştir: Sözü (vahyi) onlara birbiri ardınca ulaştırmışızdır. Yani peş peşe devam ettirdik ve nihayetinde onlara da ulaşmıştır. Bazıları şöyle demiştir: Birbiri ardınca ulaştırmışızdır. Yani peşi sıra açıkladık ve sonunda onlarda açık bir durum haline geldi. Ebû Muâz, Araplar'ın ifadesinde "vassalnâ" (وصلنا) kelimesinin "etmemnâ" (أتممنا) yani tamamladık (أتممنا) anlamına geldiğini söyledi. Bu, bir nesneyi başka bir nesneyle bağlaman gibidir.
Yorumu Yorumla
-
Vassalnâ (وَصَّلْنَا)
İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde kelimenin dayandığı "v-s-l" kökünün temel anlamının "iki şeyin birbirine bitişmesi, ulaşması, aradaki boşluğun kapanması ve birleşmesi" olduğunu belirtir. Kopukluğun (fasl) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta fiilin tef'il babında (vassale) kullanılmasının anlamsal yoğunluğuna dikkat çeker. "Tavsîl" eylemi, sadece bir şeyi bir yere ulaştırmak (îsâl) değil; parçaları kopukluk olmaksızın, birbiri ardına, kesintisiz bir zincir halinde ve birbiriyle anlamsal/yapısal bağ kurarak peş peşe ulaştırmaktır. Ayette Allah'ın vahyi ulaştırması, bu kesintisiz "bağlama ve peş peşe getirme" eylemiyle ifade edilmiştir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ve usul-ü tefsir bağlamında bu kelimenin Kur'an'ın indiriliş metoduna (tencîm / peyderpey nüzul) işaret ettiğini kaydeder. Vahiy toptan ve bir defada değil; olaylara, ihtiyaçlara ve muhatabın durumuna göre "birbiriyle irtibatlandırılarak ve ulanarak" (vassalnâ) indirilmiş, böylece ilahi mesajın toplumda kök salması sağlanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssanın tarihsel ve polemik boyutu içindeki işlevini analiz eder. Müşrikler önceki ayetlerde vahyi reddetmek için sürekli bahaneler (Musa'ya verilenin aynısı neden verilmedi gibi) üretmekteydiler. Allah, "Biz onlara Söz'ü (vahyi/kıssaları) peş peşe ulaştırdık (vassalnâ)" diyerek; geçmiş peygamberlerin tecrübeleriyle Hz. Muhammed'in tecrübesinin anlamsal olarak birbirine "bağlandığını", vahyin kendi içinde muazzam bir tutarlılık ve süreklilik zinciri oluşturduğunu ilan eder. Müşriklerin koparmaya çalıştığı o tarihi tevhidi bağı, ilahi irade vahiy yoluyla bizzat "birleştirmiş/ulamiştır".
el-Kavle (الْقَوْلَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı, fikri veya hükmü sesli olarak ifade etmek, söz söylemek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin her türlü söz için kullanılabileceğini, ancak harf-i tarifle (el-Kavl) belirli hale getirildiğinde, hakikati eksiksiz bir şekilde barındıran, şüphe götürmez o "Mutlak İlahi Söz'ü" (Kur'an'ı ve vahyi) temsil ettiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında "Kavl" kavramını ontolojik bir iletişim aracı olarak inceler. Ayette "Biz onlara Kur'an'ı ulaştırdık" veya "Kitab'ı ulaştırdık" yerine hususiyetle "Söz'ü (el-Kavle) ulaştırdık" denilmesi, vahyin dinamik, canlı ve muhatabıyla sürekli aktif bir diyalog halinde olan "sözel/hitabi" doğasına vurgu yapar. O, donuk bir metin değil; doğrudan doğruya Allah'ın, kullarının zihnine ve kalbine yönelttiği kesintisiz bir kelamdır.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın Mekke dönemi metinlerindeki "söz/hitap" (kavl) kavramını litürjik (ibadetsel ve sözlü) bağlamda okur. Peygamberin Mekke toplumuna okuduğu ayetler, onların her gün duydukları, kendi dillerinde yankılanan ve onları sürekli rasyonel bir yüzleşmeye çağıran kesintisiz bir "Söz" sürecidir. İlahi irade, iletişimi koparmamış, o Söz'ü inatçı muhatapların bile kulaklarına aralıksız bir şekilde "dökmeye/ulaştırmaya" (tavsîl etmeye) devam etmiştir.
Yetezekkerûn (يَتَذَكَّرُونَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "z-k-r" kökünün "bir şeyi zihinde muhafaza etmek, hatırlamak, anmak ve unutmanın zıddı" manalarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tezekkür" eylemini, insanın fıtratında, aklında veya vicdanında zaten potansiyel olarak var olan, ancak gaflet, kibir, dünya meşgalesi veya cehalet sebebiyle üzeri örtülmüş olan o fıtri hakikati/bilgiyi yeniden bilince çağırması, düşünmesi ve hatırlaması olarak açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayetteki "vassalnâ" (peş peşe ulaştırma) fiiliyle kurduğu o muazzam psikolojik ve pedagojik dengeyi analiz eder. İlahi irade, "Söz'ü" (Kur'an'ı) neden bir kerede ansızın indirip bitirmediğini, neden onu zamana yayarak, tekrar ederek ve birbirine bağlayarak (peş peşe) ulaştırdığını bu kelimeyle (yetezekkerûn) gerekçelendirir. İnsan psikolojisi, mutlak hakikati tek bir şokla idrak edip özümseyecek yapıda değildir. İnsanın zihni alışkanlıklarından kurtulması, kibrini yenmesi ve kendi fıtratındaki o kadim yaratılış sözleşmesini "hatırlayabilmesi" (tezekkür) için, uyarının sürekli, kademeli ve birbirini destekleyen bir "Söz zinciri" halinde zihnine işlemesi gerekir. Vahyin peyderpey gelişi, insanın ahlaki uyanış (hatırlama) ritmine gösterilen muazzam bir ilahi şefkattir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla