قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kasas Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
33. "Mûsâ dedi ki: Rabb'im! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum!"
34. "Kardeşim Hârun benden daha açık ve düzgün konuşur. Onu da beni onaylayan bir yardımcı olarak yanımda gönder. Zira beni yalancılıkla itham etmelerinden endişe ediyorum."
Mûsâ dedi ki: Rabb'im! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum! Kardeşim Hârun benden daha açık ve düzgün konuşur. Şuarâ sûresinde şöyle buyurmuştur: "Dedi ki Rabb'im! Beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum" "beni öldürmelerinden korkuyorum" Bu âyetlerde söz konusu hususu belirtirken sonra beyan ettiğini öne aldı; konuyu farklı lafızlarla ve harflerin değişikliğiyle anlattı. Bu durum, mâna doğru olduktan, kastedilen ve verilen anlam anlaşıldıktan sonra lafızların ve harflerin muhafaza edilmesinin, işitene zorunlu olmadığının bilinmesi içindir. Çünkü Allah Teâlâ, bu haberleri ve daha önce geçen kıssaları Kur'ân'da farklı lafızlarla, harf değişiklikleriyle, takdim-tehirlerle, ekleme ve çıkarmalarla anlatmıştır. Bunun sebebi, bunları belirtme amacının ve hedefinin, lafız ve harflerin kendileri değil, içeriklerinin bilinmesidir. İçerikleri bilinip anlaşıldığında hangi dille ve harfle olursa olsun ifade edilmesi caiz olmuş olur. En doğrusunu Allah bilir.
Benden daha açık ve düzgün konuşur. Bu ilâhî beyan birkaç şekilde yorumlanabilir. Müfessirler şöyle demişlerdir: Onun dilinde konuşma bozukluğu ve tutukluk vardı, yani ağzına ateş aldığı için bir düğüm vardı. Bunun mahiyetini tam olarak bilemeyiz. Başka bir ilâhî beyanda şöyle buyurmuştur: "Dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar". Bunun, Allah Teâlânın yaratmış olduğu bir özellik olması da mümkündür. O, bazılarını diğerlerinden daha fasih ve daha açık konuşur kılmıştır. Yahut Hârun'da bulunmayan korku ve günahtan dolayıdır. Şüphe yok ki şiddetli korku, kişiyi konuşma ve açıklama yapmaktan alıkoyar. Bu, insanlar arasında bilinen bir durumdur. Hz. Mûsanın "beni yalanlamalarından korkuyorum" demesinin anlamı da budur. Bir de şu var, Hârun onlar arasında yetişmiştir, onlar Hârun'un dilini daha iyi biliyor, konuşmasını daha iyi anlıyordu. Mûsâ ise belirli dönemlerde onlardan ayrılmıştır.
Onu da bir yardımcı olarak yanımda gönder. Cenâb-ı Hak başka bir âyette onun hangi konuda yardım istediğini açıklamıştır. Bu, "yakınlarımdan birini, Hârun'u bana yardımcı ver" meâlindeki âyette geçen beyanındaki ifadeleridir. Beni yalanladıklarında söylediğim şeylerde beni onaylayan. Yahut yalanlanmaktan ve reddedilmekten kalbim daraldığında onunla huzur bulayım. Rabb'i ona cevap verdi ve şöyle buyurdu: (Kasas 35)
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "Mekâyîsü'l-Luğa" adlı eserinde kelimenin dayandığı "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı sesli olarak ifade etmek, söz söylemek ve dile getirmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "el-Müfredât"ta "kavl" eyleminin insanın iç dünyasındaki inancı, mazereti veya korkuyu dışa vurma vasıtası olduğunu tanımlar. Ayette Musa'nın peygamberlik görevini ve mucizeleri aldıktan hemen sonra kurduğu bu ilk cümle sıradan bir diyalog değil; ilahi emrin (Firavun'a gitme görevinin) ağırlığı karşısında hissettiği o devasa insani endişenin ve hukuki/siyasi gerçekliğin ilahi makama doğrudan (kavl ile) arz edilmesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamındaki bu ani geçişe dikkat çeker. Musa, asanın yılana dönüşmesi ve elinin parlaması gibi iki muazzam kozmik/doğaüstü tecrübeyi henüz yaşamışken; "kâle" (dedi ki) diyerek aniden yeryüzünün o sert, seküler ve acımasız siyasi gerçekliğine (Mısır'daki cinayet dosyasına) döner. Bu söz, mucizenin sarhoşluğundan çıkıp, insan olmanın sınırlarıyla yüzleşmenin ifadesidir.
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün "bir şeyi ıslah etmek, ona malik olmak, koruyup gözetmek ve terbiye etmek" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir varlığı ilk halinden alıp, onu dış tehlikelerden koruyarak kemale ulaştırmak manası taşıdığını ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça kökenli olmadığını, İslam öncesi dönemde Aramice veya Süryanice "Rabbâ" (Efendi, İlah) kelimesinden Arap dini terminolojisine geçtiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu hitabın psikolojik derinliğini analiz eder. Musa, Firavun'un sarayına (mutlak ölüm tehlikesine) geri dönme emrini aldığında, yeryüzünde sığınabileceği hiçbir hukuki veya siyasi otorite kalmamıştır. Bu yüzden doğrudan "Rabbi" (Benim yegane koruyucum/terbiye edicim) diyerek, kendisini Mısır'ın adalet sistemine (kısasa) karşı koruyacak tek gücün, mutlak uluhiyet (Rabb) olduğunu ilan ederek varoluşsal bir sığınma talebinde bulunur.
Kateltü (قَتَلْتُ)
İbn Fâris, "k-t-l" kökünün "hayatı sonlandırmak, birini cansız bırakmak ve kahretmek" manasına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, katl eylemini "ruhu bedenden ayırmak" olarak tanımlar. Musa'nın bu fiili birinci tekil şahısla (kateltü / ben öldürdüm) kullanması muazzam bir ahlaki duruştur. O, ilahi makamın huzurunda mazeret üretmez, "kaza oldu, istemeden oldu, nefsi müdafaaydı" demez. Eylemin sonucunu ve ağırlığını tamamen kendi üzerine alarak, eylemin faili olduğunu çıplak bir dürüstlükle itiraf eder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin kıssadaki ahlaki ve ontolojik yükünü analiz eder. "Ben öldürdüm" itirafı, peygamberliğe hazırlanan bir insanın geçmişiyle hesaplaşmasının zirvesidir. Elinde mucizeler (parlayan el ve asa) tutan bir elin, geçmişte bir canı almış (katletmiş) olması arasındaki o trajik ve ağır çelişki, Musa'nın peygamberlik yolculuğunda taşıması gereken en ağır yüktür.
Minhüm (مِنْهُمْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisindeki bu harf-i cer kullanımının (onlardan) aidiyet ve sınıf bildirdiğine dikkat çeker. Musa'nın "onlardan (Firavun'un kavminden/Kıptilerden) birini öldürdüm" demesi, cinayetin sadece bireysel bir adli vaka olmadığını; doğrudan doğruya Mısır'ın egemen sınıfına (Kıptilere) yönelik işlenmiş politik ve etnik bir suç olarak algılandığını gösterir. Suçun cezası, ölenin kimliğinden dolayı katlanarak artmıştır.
Nefsen (نَفْسًا)
İbn Fâris, "n-f-s" kökünün "bir şeyin aslı, zatı, özü ve can/kan" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bağlama göre insan ruhunu, bedeni veya insanın bizzat kendisini ifade ettiğini söyler.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin belirsiz (nekra) formda "nefsen" (bir can/bir nefis) olarak kullanılmasının psikolojik etkisine değinir. Musa ölen kişinin adını, unvanını veya zalim bir Kıpti oluşunu öne çıkarmaz. Onun ilahi huzurdaki fıtri vicdanı, meseleyi etnik bir kavgadan soyutlamış ve ortada haksız yere alınmış evrensel bir "insan canı/nefsi" olduğu gerçeğiyle yüzleşmiştir.
Ehâfü (فَأَخَافُ)
İbn Fâris, "h-v-f" kökünün "güvenliğin (emn) tam zıddı, panik, korku, ürperme ve zarar bekleme durumu" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, havf (korku) kavramını "ortadaki belirtilere ve işaretlere bakarak, başa gelecek olan kötü ve istenmeyen bir durumu önceden sezmek ve bundan dolayı ruhun ıstırap duyması" olarak tanımlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin başındaki "fe" edatının (sebep-sonuç ilişkisi kuran fâ-i ta'kıbiyye) işlevine dikkat çeker. Musa'nın hissettiği bu korku (havf), Tuvâ vadisindeki yılanı gördüğünde hissettiği o irrasyonel ve anlık dehşet (rahb) değildir. Bu, "Ben onlardan birini öldürdüm, (işte bu sebeple/bu yüzden) korkuyorum" formülüyle işleyen, Mısır'ın hukuk ve infaz sistemini çok iyi bilen bir adamın, sonucun idam olacağını hesapladığı son derece rasyonel, siyasi ve "gerekçeli" bir ölüm korkusudur.
Yaktulûni (يَقْتُلُونِ)
İbn Fâris, "k-t-l" kökünün (öldürmek) kelimesinin bu defa Firavun'un meclisi (mele') için çoğul formda kullanıldığını belirtir.
Gabriel Said Reynolds, kelimenin ayet içindeki döngüsel (khiastik) tekrarına dikkat çeker. Ayet "Ben öldürdüm" (kateltü) ile başlar ve "Beni öldürecekler" (yaktulûni) ile biter. Bu edebi yapı, kadim Ortadoğu'nun "kısas" (lex talionis - dişe diş, kana kan) yasasının kaçınılmazlığını lügat üzerinden resmeder. Musa, cinayetin doğal sonucunun cinayet (idam) olduğunu bilmektedir. O, şiddet sarmalının içine hapsolmuştur ve bu kısırdöngüyü ancak ilahi bir güvence kırabilecektir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin sonundaki "nûn-i vikaye" ve düşmüş olan mütekellim yâ'sına (yaktulûni / beni öldürmelerinden) dikkat çekerek; Musa'nın can güvenliği endişesini açık, net ve hiçbir kelime oyunu yapmadan, insanın en temel güdüsü olan "hayatta kalma" arzusu üzerinden doğrudan Allah'a arz ettiğini kaydeder. Peygamberlik görevi, ölüm gerçeğiyle sınanmaktadır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla