Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 23. Ayet

    وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velemmâ verade mâe medyene vecede ‘aleyhi ummeten mine-nnâsi yeskûne vevecede min dûnihimu-mraeteyni teżûdân(i)(s) kâle mâ ḣatbukumâ(s) kâletâ lâ neskî hattâ yusdira-rri’â/(u)(s) ve ebûnâ şeyḣun kebîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Medyen suyuna vardığında orada hayvanlarını sulayan bir grup insanla karşılaştı. Onların biraz ötesinde de (hayvanlarının suya gelmesini) engelleyen iki kadın gördü. Onlara, 'meseleniz nedir?' diye sordu. 'Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (hayvanlarımızı) sulayamayız; babamız da çok yaşlıdır' dediler."

      Medyen suyuna vardığında. Yani Medyen suyunun kendisinden aktığı kuyuya varınca. Orada hayvanlarını sulayan bir grup insanla karşılaştı. Buradaki "ümmet" (امة) kelimesi topluluk anlamındadır. Denildi ki, yani büyük baş hayvanlarını ve koyunlarını sulayan insanlar. Onların biraz ötesinde de, (hayvanlarının suya gelmesini) engelleyen iki kadın gördü. Bazıları şöyle dedi: Engelleyen, yani insanlar işlerini bitirip oradan ayrılınca ve kuyu sadece onlara kalıncaya kadar koyunlarını engelliyorlardı. Bazıları da şöyle demiştir: Engelleyen, yani koyunlarını sulamak için arkalarından onları kovalıyorlardı. Onların biraz ötesinde de, (hayvanlarının suya gelmesini) engelleyen iki kadın gördü anlamındaki ilâhî beyan iki ihtimal taşır. Birincisi, onlar çekilmeden kendi koyunlarını tutuyor ve sulamıyorlardı, çünkü çobanlar oradan ayrılmadan izin vermiyorlardı. İkincisi, kadınlar bundan men edilmemişlerdi, ancak erkeklerle kalabalık bir şekilde karışmaktan utanmışlar, onların işlerini bitirmelerini ve çekilmelerini beklemişlerdir.

      "İki kadın neden erkeklerin suda toplandığı vakitte geri durmuyorlar da illa gelişlerinde orada bulunuyor, kuyunun erkeklerden boş kaldığı zamanı beklemiyorlar" diye bir itiraz yapılırsa buna şöyle cevap verilir: Şundan dolayıdır ki belirtildiğine göre kuyunun yanında, üzerine konulan ve şu kadar sayıda adamın kaldırabileceği bir taş vardı. Aynı şekilde su çekilen kovayı, anlatıldığına göre on ile kırk arasında adamın kaldırabileceği belirtilmiştir. Kadınlar adamların oraya geldiği ve orada bulunduğu sırada o kuyuda bulunmaları, kovayla su çekip boşaltma işini onların üstlenmeleri gerekiyordu. Şayet geride kalıp kuyunun sadece kendilerine kalmasını bekledikten sonra gelselerdi, su çekmek için kovayı ve kuyunun tepesinde bulunduğu anlatılan taşı kaldırmaya güç yetiremezlerdi. Söz konusu olay bu sebeple olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Verede (وَرَدَ)

        İbn Fâris, "v-r-d" kökünün temel anlamının "suya gelmek, su başına ulaşmak, bir yere yönelip varmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "vürûd" eyleminin sözlükte özellikle ve öncelikli olarak "suya yönelmeyi" ifade ettiğini, ancak zamanla her türlü varış, geliş ve ulaşma eylemi için kullanıldığını söyler. Ayette bu eylem, Musa'nın Mısır'dan kaçarken çölde geçirdiği o uzun, yorucu ve ölümcül yolculuğun ardından nihayet hayatta kalmasının yegane şartı olan o su kaynağına fiziksel olarak vasıl olmasını ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin çöl kültüründeki hayatiyetini vurgular. Uçsuz bucaksız çöllerde bir su kaynağına (vürûd) ulaşmanın, sadece coğrafi bir yer değiştirme değil, kelimenin tam anlamıyla ölümden yaşama geçiş demek olduğunu kaydeder.

        Mâe (مَاءَ)

        İbn Fâris, "m-v-h" kökünden türeyen bu kelimenin bildiğimiz "su" anlamına geldiğini ve yaşamın temeli olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak ve kadim bir mirası olduğunu, Aramice ve Süryanicedeki "mayyâ" kelimesiyle aynı kökten geldiğini ifade eder.

        Gabriel Said Reynolds, "su/kuyu" motifini Geç Antik Çağ dini edebiyatındaki tipolojik (sembolik) arketip üzerinden okur. Musa'nın bir kaçak olarak suyun başında (Medyen kuyusunda) müstakbel eşiyle karşılaşması, tıpkı Hz. Yakup ve Hz. İshak kıssalarında olduğu gibi, seçilmiş peygamberlerin hayatındaki o klasik "kuyunun başındaki tanışma, merhamet ve kurtuluş" sahnesinin teolojik ve edebi bir tekrarıdır. Su, sadece fiziksel susuzluğu değil, yeni bir hayatın başlangıcını simgeler.

        Ümmeten (أُمَّةً)

        İbn Fâris, "e-m-m" kökünün "bir şeyin aslı, dayanağı, başı ve kendisine dönülen merkez" manasına geldiğini ifade eder. Buradan hareketle aynı gaye, zaman veya mekan etrafında toplanan kalabalıklara lügatte ümmet denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, ümmet kelimesinin dini, siyasi veya aynı mekanı paylaşmak gibi ortak bir paydada buluşan insan topluluğu olduğunu belirtir. Ayette bu kelime, dini veya ahlaki bir ideali değil; kuyu başında sadece su içirme gayesi etrafında toplanmış, gücü elinde bulunduran o erkek egemen ve kalabalık çobanlar grubunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki sosyolojik kullanımını analiz ederken, ümmetin "kavm" kelimesinden farklı olarak her zaman kan bağına dayanmadığını vurgular. Burada "ümmet", su kaynağını tekelleştiren, zayıfları (iki kadını) dışlayan ve kendi pragmatik çıkarı için organize olmuş, merhametsiz bir toplumsal kitleyi tasvir eder.

        Tezûdâni (تَذُودَانِ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "z-v-d" kökünün "kovmak, uzaklaştırmak, engel olmak ve bir şeyi geri çekmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "zevd" eyleminin bir nesneyi veya canlıyı korumak ya da zayıflıktan ötürü onu tehlikeden geri planda tutmak manasını taşıdığını söyler. Ayette iki kadının, kendi hayvanlarını diğer çobanların sürülerinin arasına karışmaktan veya o kargaşada ezilmekten korumak için çaresizce verdikleri "geri çekme ve engelleme" çabasıdır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın kelime seçimindeki psikolojik ve edebi tasvir gücüne dikkat çeker. "Zevd" eylemi salt fiziksel bir sürüyü engelleme değildir; kaba saba, bencil ve merhametsiz bir erkek kalabalığının (ümmetin) içine girmekten duyulan o ağır çekingenliği, o vahşi ve hoyrat ortama karışmama adına verilen onurlu ama bir o kadar da yorucu "uzak durma" mücadelesini resmeder.

        Hatbükümâ (خَطْبُكُمَا)

        İbn Fâris, "h-t-b" kökünün temel manasının "insanların üzerinde hararetle konuştuğu, ciddiyet arz eden, büyük ve mühim iş/mesele" olduğunu belirtir. Konuşma ve hutbe kelimeleri de bu kökten türemiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hatb" kelimesini sıradan bir durum veya işten (şe'n veya emr) kesin çizgilerle ayırır. Ona göre bu kelime, arkasında büyük bir sorun, trajedi, haksızlık veya olağandışılık barındıran durumlar için hususiyetle kullanılır.

        Dücane Cündioğlu, Musa'nın kadınlara yönelttiği "Maa hatbükümâ?" (Derdiniz/Bu mühim durumunuz nedir?) sorusunun felsefi ve ahlaki ağırlığını analiz eder. Musa onlara "Neden su içirmiyorsunuz?" veya "Ne bekliyorsunuz?" gibi basit, yüzeysel bir eylem sorusu sormamıştır. O, uzaktan bakar bakmaz ortadaki adaletsizliği görmüş ve kadınların bu çaresiz itilmişliğini, çözülmesi gereken büyük bir sosyolojik ve ahlaki "sorun/mesele/kriz" (hatb) olarak tanımlayarak, adaleti tesis etmek adına peygamberane bir müdahalede bulunmuştur.

        Yusdire (يُصْدِرَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "s-d-r" kökünün "göğüs, bir şeyin ön tarafı ve suya gelenin geri dönmesi" anlamlarına geldiğini belirtir. Vürûd (suya gelme) kelimesinin tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ısdâr" eylemini, su ihtiyacını gideren kişilerin veya hayvanların suyun başından tamamen ayrılıp evlerine/otlaklara doğru geri dönmesi olarak açıklar. Kadınların Musa'ya verdiği cevapta yer alan bu fiil, onların su alabilmesi için kaba kuvvet sahibi o kalabalık çobanların işlerini bitirip tamamen oradan "çekilip gitmelerini" beklemekten başka çareleri olmadığını ifade eder.

        er-Ri'âü (الرِّعَاءُ)

        İbn Fâris, "r-a-y" kökünün "korumak, gözetmek, hayvan otlatmak ve bir işin idaresini üstlenmek" manalarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "râ'i" (çoban/gözetici) kelimesinin çoğulu olduğunu belirtir. Ayette bu kelime, suyun başını tutan ve kendi sürülerinden başka hiçbir şeyi gözetmeyen, zayıfların hakkını gasp ederek gücü tekelleştiren o erkek egemen grubu tanımlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, raiyye ve çoban kavramlarının İslam terminolojisindeki sosyal sorumluluk boyutuna değinir. Ayetteki çobanların (ri'â) tavrı, adil bir idare veya gözetim değil, tamamen "güçlünün hakkı" prensibine dayanan ilkel bir kaynak sömürüsüdür.

        Şeyhun (شَيْخٌ)

        İbn Fâris, "ş-y-h" kökünün "yaşlanmak, yıllanmak, bedenin pörsümesi ve fiziksel gücün düşmesi" anlamına geldiğini söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, şeyh kelimesini saçları ağarmış, fiziksel gençliğini (şebab) kaybetmiş ve bedeni zayıflamış yaşlı kimse olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kadınların bu kelimeyle Musa'ya sundukları mazeretin sosyolojik gerçekliğini ve acılığını analiz eder. "Babamız büyük bir şeyhtir (yaşlıdır)" ifadesi, onların neden o zorba çobanların (ri'â) arasına girip fiziki bir güçle hak talep edemediklerinin, neden kenarda beklemek (tezûdâni) zorunda kaldıklarının en net özetidir. Arkalarında fiziksel olarak onları o vahşi kalabalıktan koruyacak, kavga edebilecek veya suyun başında onlara alan açacak bir erkeğin bedensel tükenmişliği ve çaresizliği bu kelimenin içine hapsolmuştur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X