Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 17. Ayet

    قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle rabbi bimâ en’amte ‘aleyye felen ekûne zahîran lilmucrimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Mûsâ, 'Rabbim! Bana lütfettiğin nimetler hakkı için suçlulara asla arka çıkmayacağım' dedi."

      Rabb'im! Bana lütfettiğin nimetler hakkı için. Bazıları şöyle demiştir: Bağışlamak suretiyle bana lütfettiğin nimetler hakkı için. Cana kıymam karşılığında beni cezalandırmadın, dünyadayken öldürme fiiline karşılık cezalandırılmaktan beni korudun. Ona lütfettiği nimetin, vermiş olduğu kuvvet olması da mümkündür. Hz. Mûsâ bu gücüyle suçlulara arka çıkan bir kimse olmayacağını da bildirmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün "zihinde tasarlanan bir manayı sesli olarak ifade etmek, söz söylemek ve dile getirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin insanın iç dünyasındaki inancı, talebi veya pişmanlığı dışa vurma vasıtası olduğunu tanımlar. Bu ayetin bağlamında eylem, sıradan bir söz veya diyalog değil; Allah'ın mağfiretine (bağışlamasına) mazhar olan Musa'nın, bu ilahi lütuf karşısında kendi iç dünyasında aldığı kesin ahlaki ve siyasi kararı, ilahi makama bir "söz verme, ahit ve yemin" formunda ilan etmesidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Musa'nın bu ifadesini tarihsel ve psikolojik bir kopuş anı olarak okur. Bu söz, Firavun sarayının imkanlarından ve o sistemin getirdiği dokunulmazlıktan tamamen vazgeçişin, zulüm düzeniyle bağları koparışın kesin bir manifestosudur.

        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün "bir şeyi ıslah etmek, koruyup gözetmek, ona malik olmak ve terbiye etmek" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir varlığı ilk halinden alıp aşama aşama kemale (olgunluğa) erdirmek manasını taşıdığını belirtir. Musa'nın, işlediği cinayetin affedilmesinin hemen ardından Allah'a bu isimle nida etmesi; kendisini bebekliğinden beri ölümden koruyan ve hatalarına rağmen onu manevi olarak "terbiye edip" peygamberliğe hazırlayan o yegane merhamet kaynağına duyduğu derin minnettarlığın (şükrün) lügat üzerinden dışa vurumudur.

        Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça olmadığını, İslam öncesi dönemde ehl-i kitap tarafından kullanılan Aramice veya Süryanice "Rabbâ" (Efendi, Üstat) kelimesinden Arap dini terminolojisine geçtiğini savunur. Bu sesleniş, Ortadoğu monoteizminde kulun yaratıcısına karşı mutlak teslimiyetini ifade eden en köklü formdur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Rabb kelimesinin Kur'an'daki dua ve tövbe ayetlerinde en sık kullanılan ilahi isim olduğunu kaydeder. Kulun hatasını anladığı ve sığındığı anda Allah'ın "terbiye edici ve onarıcı" vasfının öne çıkması, bu ismin etimolojisindeki "ıslah etme" köküyle doğrudan bağlantılıdır.

        En'amte (أَنْعَمْتَ)

        İbn Fâris, kelimenin dayandığı "n-a-m" kökünün "yumuşaklık, kolaylık, rahatlık, pürüzsüzlük ve zorluğun zıddı olan saf iyilik" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nimet" kavramını "insanın tabiatına uygun olan, onu mutlu eden ve hayatını kolaylaştıran her türlü güzel durum" olarak tanımlar. Ayette Musa'nın bahsettiği bu nimet; salt fiziksel sağlığı veya sarayda büyümesi değil, bir önceki ayette kendisine verilen o muazzam ilahi af (mağfiret), ruhuna indirilen sükunet ve kendisine bahşedilen ilim ile hikmettir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "nimet" kelimesini ilahi inayetin dikey ve karşılıksız tecellisi olarak analiz eder. İnsan bu lütuf karşısında nankörlük (küfr-i nimet) veya şükür (şükr-i nimet) ikileminde kalır. Musa'nın bu fiili kullanması, ilahi merhametin farkında olduğunu ve bu ontolojik iyiliğin (nimetin) bedelini ahlaki bir duruş sergileyerek (şükürle) ödeyeceğini ilan etmesidir.

        Zahîran (ظَهِيرًا)

        İbn Fâris, "z-h-r" kökünün temel manasının "insanın sırtı, bir şeyin arka tarafı, görünür ve belirgin olmak" olduğunu belirtir. Birine arka çıkmaya, onun arkasında durarak ona kuvvet vermeye "müzaharet" veya "zahîr" denmesi bu fiziksel dayanışma ve "sırtını dayama" mecazından doğmuştur.

        Râgıb el-İsfahânî, "zahîr" kelimesinin bir kimseye kendi fiziksel, sosyal veya siyasi gücüyle sarsılmaz bir destek sunan, ona adeta aşılmaz bir "arka" olan yardımcı anlamına geldiğini ifade eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin bağlamındaki fiziksel ve ahlaki dönüşüme dikkat çeker. Musa, on beşinci ayette fiziksel gücünü (sırtını/yumruğunu) kasıtsız da olsa yanlış bir yerde kullanmış ve bir ölüme sebep olmuştur. Şimdi ise Allah'a verdiği sözde, kendisine bahşedilen bu güce ve statüye (nimetlere) atıfta bulunarak, varlığını ve bedenini bir daha asla adaletsizlerin arkasında durmak (zahîr olmak) için kullanmayacağına dair çok keskin bir özeleştiri ve ahlaki taahhütte bulunur.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin arka çıkmak ve güç vermek anlamlarını teyit ederek, Musa'nın bu kelimeyle salt bireysel bir kavgada değil, sistemsel bir zulümde dahi zalimlerin yanında konumlanmayı reddeden o asil peygamberi tavrını sergilediğini kaydeder.

        el-Mücrimîn (لِّلْمُجْرِمِينَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "c-r-m" kökünün temel anlamının "kesmek, koparmak, meyveyi dalından ayırmak" olduğunu söyler. Zamanla bu kök mecazi bir anlam kazanarak "suç işlemek ve günaha girmek" eylemi için kullanılmıştır; zira suç işleyen kişi, kendini iyilikten, erdemden, dürüst toplumdan ve ilahi rahmetten "kesip koparan" kimsedir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cürm" kelimesini sıradan bir hatadan ayırarak, insanın ahlaki bütünlüğünü parçalayan, onu toplumdan ve hakikatten koparan ağır ve bilinçli günahlar olarak tanımlar. Mücrim ise, suçu ve haksızlığı karakter haline getirmiş, günahı sistemleştirmiş kimsedir.

        Gabriel Said Reynolds, "mücrim" kavramını teolojik ve politik bir düzlemde analiz eder. Musa'nın destek olmayı reddettiği "mücrimler", sadece sokakta kavga eden herhangi bir saldırgan değil; kibrin, adam kayırmanın ve sistematik cinayetlerin (bebeklerin katledilmesi) faili olan tüm Firavun rejimi ve onun temsilcileridir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi kıssanın sosyopolitik gerçekliği üzerinden okur. Musa'nın "ben bir daha suçlulara arka çıkmam" demesi, onun saray elitleriyle ve onların uyguladığı hukuksuz şiddet sarmalıyla (cürümle) arasına çektiği kalın bir duvar, ezilenlerin ve adaletin safına kesin bir geçiştir. Bu ahit, Mısır'daki hakim zulüm sisteminin meşruiyetini kökten reddedişin ilanıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X