Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kasas Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kasas Sûresi, 7. Ayet

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en ardi’îh(i)(s) fe-iżâ ḣifti ‘aleyhi fe elkîhi fî-lyemmi velâ teḣâfî velâ tahzenî(s) innâ râddûhu ileyki vecâ’ilûhu mine-lmurselîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Mûsa'nın annesine, 'Onu emzir, başına bir şey gelmesinden endişe ettiğinde onu nehre bırak. Korkup kaygılanma. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız' diye vahyettik."

      Vahiy-İlham Ayırımı ve Kadının Peygamberliğinin İmkânsızlığı

      Mûsa'nın annesine: Onu emzir diye vahyettik. Tevil ehlinin çoğunluğu buradaki vahyin, risâlet ve haber verme konumunda değil, ilham ve kalbe bazı mânaları atma türünden olduğunu söylemiştir. Çünkü risålet vahyi olsaydı o, peygamber olurdu, bu ise caiz değildir. Ancak şöyle denilmiştir: Annesine onu emzirmesi ve denize bırakmasının ilham edilmesi mümkündür. Korkup kaygılanma. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız meâlindeki sözlerin ona ilham edilmesine gelince bunun sözü açıklama ve yüz yüze konuşmak dışında bir yolla bilinme imkânı yoktur. Ancak şöyle denilebilir: Mûsa'ya (a.s.) ait bazı peygamberlik belirtileri sayesinde annesi, onun kendisine geri verileceğine ve belirli bir döneme kadar peygamber olarak kalacağını bilmiştir. Şunu belirtmek gerekir ki peygamberlerde küçüklük ve çocukluk dönemlerinde bazı peygamberlik alâmet ve múcizeleri [irhâs] bulunuyordu. Mesela Îsânın (a.s.) beşikteyken "Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı" diyerek kavmiyle konuşması, Hz. Muhammed'in doğduğu gece, Mekke'nin onun nuruyla aydınlanması gibi; öyle ki insanlar güneşin doğduğunu zannetmişlerdir. Buna göre Hz. Mûsada, annesinin bu tür belirtilerle onun peygamber olduğunu ve kendisine geri verileceğini bildiği alâmet ve mûcizelerin meydana gelmesi mümkündür.

      Müfessirlerin "bu, başka değil ilham vahyi ve kalbe atılan mânalardır" tarzındaki sözleri, bizi bu açıklamayı yapmaya zorlamıştır. Bize göre peygamber olmasını sağlamaksızın Hz. Mûsa'nın annesine risâlet vahyine benzer şekilde bir vahiyde bulunulması mümkündür. Bu, Meryem kıssasında belirtilen durum gibidir. Melek onun yanına geldiğinde Meryem, şöyle diyerek ondan Allah'a sığınmıştır: "Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma). Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabb'in tarafından gönderilmiş bir elçiyim, dedi". Bu, onu meleklerin evlatla müjdeledikleri sevindirici bir haberdir. Elçilerin [Cibrîl ve diğer meleklerin] kendisine gönderilmesi ve onunla yüz yüze konuşmalarıyla Meryem peygamber olmamıştır. Mûsa'nın (a.s.) annesinin durumu da bunun gibidir. Meleklerin Hz. İbrahim'in karısını şu sözlerle çocuk müjdelemeleri de konuya dair örneklerdendir: "Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakubu müjdeledik". Bunun gibi belirtilmesi halinde pek çok örnek söz konusu olup kadınlar bu tür olaylar sebebiyle peygamber olmamışlardır. Mûsa'nın annesine vahyedilmesini de anlattıklarımıza benzetmek mümkündür. Evet, Meryem'in peygamber olmadan da vahiy alma durumunun gerçekleşmesi mümkündür. Bu açıklama daha uygun ve gerçeğe daha yakın bir yorumdur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Evhaynâ (وَأَوْحَيْنَا)

        İbn Fâris, "v-h-y" kökünün "hızlı bir işaret, gizli bir bildirim ve fısıltı" anlamlarını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin temelini "hızlı ve gizli bilgilendirme" olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımının, peygamberlere gelen şer'i vahiyden ziyade, Musa'nın annesinin kalbine ilka edilen ilahi bir his, güçlü bir içgüdü veya "ilham" olduğunu vurgular. İletişimin vasıtasız ve doğrudan insanın fıtratına yönelik olduğuna dikkat çeker.

        Toshihiko Izutsu, vahiy kavramının Cahiliye dönemindeki "gizli işaretleşme" anlamından, Kur'an'da Allah ile insan arasındaki iletişime doğru nasıl evrildiğini inceler. Ayetteki eylemin, ilahi merkezin bir peygambere değil, sıradan bir mümine (anneye) yönelik dikey ve doğrudan bir iletişim formu olduğunu; anneyi en zor anında psikolojik bir kesinliğe sevk eden ontolojik bir müdahale olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin sözlükte "gizli ve süratli bir şekilde bildirmek" manasına geldiğini kaydeder. Tefsir geleneğine dayanarak bu ayette eylemin fıtri bir ilham, sadık bir rüya veya kalbe doğan kesin bir bilgi formu olduğunu teyit eder.

        Ümm (أُمِّ)

        İbn Fâris, "e-m-m" kökünün temelinde "bir şeyin aslı, temeli, dayanağı ve kendisine dönülen yer/merkez" manasının yattığını ifade eder. Çocuğun aslı ve varoluşsal kökeni olmasından dolayı anneye bu lügat isminin verildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, anne kelimesinin, "kendisine başka şeylerin eklendiği veya bağlandığı asıl kaynak" olduğunu belirtir. Bu ayette ilahi hitabın doğrudan çocuğun kökenine (anneye) yönelmesi, varlığın korunması için en güçlü fıtri merkezin, yani annelik şefkatinin ilahi bir muhatap ve kurtuluş aracı olarak seçildiğini sembolize eder.

        Mûsâ (مُوسَى)

        Celaleddin el-Suyuti, klasik tefsir literatüründeki yorumları derleyerek ismin Mısır dilindeki "mu" (su) ve "sa" (ağaç/kamış) hecelerinden oluştuğunu aktarır. Ayetin bağlamında bu isim, ilahi bir ironi barındırır; annesine suya bırakması emredilen bebeğin kaderi ve kurtuluşu, bizzat "su" kökünü taşıyan kendi adında gizlenmiş tarihi bir işarettir.

        Arthur Jeffery, ismin İbranice "Mosheh" kökünden ziyade Eski Mısır dilindeki "mose/mes" (çocuk, oğul) kelimesine dayandığını savunur. Bu ayetin bağlamında isim, Firavun'un ölüm fermanı verdiği isimsiz ve değersiz sayılan yığınla bebekten birini değil; ilahi koruma altına alınan, tarihin akışını değiştirecek olan o özel "çocuğu" (mes) temsil eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, ismin "sudan çıkarılmış" veya Mısır dilinde "çocuk" anlamlarına geldiğine dair dilbilimsel tartışmaları teyit eder. Ayetin akışında, henüz tehlike altındaki bir bebekken adının açıkça zikredilmesi, onun ilahi plan dahilindeki seçilmişliğini vurgular.

        Erdı'îh (أَرْضِعِيهِ)

        İbn Fâris, "r-d-a" kökünün "bebeğin annesinin sütünü emmesi" eylemini ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, emzirme fiilinin sadece fiziksel bir besleme eylemi değil, aynı zamanda anne ile bebek arasındaki varoluşsal ve duygusal bağın teyidi olduğunu söyler. Ayette, yaklaşan büyük tehlikeye (çocuğun nehre atılması emrine) rağmen anneden öncelikle bebeğini "emzirmesinin" istenmesi, ilahi müdahalenin fıtratın kurallarını (annelik ve beslenme) askıya almadığını, aksine bu doğal bağ üzerinden bir güven inşa ettiğini vurgular.

        el-Yemm (الْيَمِّ)

        El-Cevâlîkî, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, İbranice, Süryanice veya Kıptice üzerinden Arapçaya geçmiş (muarreb) yabancı kökenli bir sözcük olduğunu belirtir.

        Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Arapça kökenli olmadığını teyit ederek, Kıptice veya Süryanice kökleriyle "deniz veya büyük nehir" anlamında kullanıldığını kaydeder.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Aramice/Süryanice "yammâ" veya İbranice "yâm" (deniz/nehir) kelimesine dayandığını belirtir. Kur'an'ın bu ayette standart Arapça olan "bahr" veya "nehr" kelimesi yerine "yemm" kelimesini kullanması, kıssanın coğrafi ve tarihsel otantikliğine, yani Antik Mısır'a ve Nil Nehri'ne yönelik doğrudan bir kültürel ödünçleme ve tarihsel referanstır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin engin su, deniz veya büyük nehir anlamına geldiğini; Mısır coğrafyası ve Musa kıssası bağlamında ise özellikle Nil Nehri'ni ifade etmek üzere kullanıldığını teyit eder. Ayette suların yutucu ve tehlikeli doğasından ziyade, bebeği koruyacak ve taşıyacak ilahi bir "beşik" vasfı ön plana çıkarılmıştır.

        Râddûh (رَادُّوهُ)

        İbn Fâris, "r-d-d" kökünün temel manasının "bir şeyi aslına, önceki durumuna veya ilk yerine geri döndürmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, geri döndürme (red) eyleminin, eksilen veya bozulan bir durumu aslına rücu ettirerek yeniden tesis etmek olduğunu açıklar. Ayette bu kelimenin ism-i fâil formuyla kullanılması ("Biz onu geri döndürücüleriz"), ilahi iradenin sarsılmazlığını ifade eder. Suya bırakılan bebeğin anne kucağına mutlak surette geri iade edileceğini müjdeleyen şeksiz bir teminattır.

        Câ'ilûh (جَاعِلُوهُ)

        İbn Fâris, "c-a-l" kökünün "bir şeyi yapmak, tesis etmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek" anlamlarını içerdiğini söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" fiilinin "halaka" (yoktan var etmek) eyleminden farklı olarak, halihazırda var olan bir şeye veya kimseye yeni bir statü, görev, nitelik kazandırmak manasına geldiğini belirtir. Ayette, zayıf, nehre atılmış ve ölümle burun buruna olan bir bebeğin, ilahi otorite tarafından bizzat korunarak peygamberlik gibi en yüksek bir manevi ve tarihi makama dönüştürülüp atanması eylemini ifade eder.

        el-Mürselîn (الْمُرْسَلِينَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün temel anlamının "bir şeyi sükunetle, yavaşça ve belli bir amaca doğru öne sürmek, göndermek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, birine "resul" isminin verilmesinin sebebi olarak, onun kendi arzusuyla değil, kendisini görevlendiren yüce bir makamın mesajı ve yönlendirmesiyle hareket etmesini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, "risalet" kavramının Kur'an'ın teolojik sistemindeki ağırlığını inceler. Annesine müjdelenen bu makam, sadece boğulmaktan kurtuluşu müjdelemez; aynı zamanda Firavun'un yok etmek istediği o zayıf bebeğin, ilahi sistemin yetkili bir elçisi (resul) olarak bizzat Firavun'un karşısına dikileceği büyük teo-politik ve tarihi misyonu ilan eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin ilahi vahyi ve emirleri insanlara ulaştırmakla görevlendirilen seçilmiş elçiler anlamına geldiğini belirtir. Bebek Musa'nın bu gruba dahil edileceğinin daha hikayenin en başında müjdelenmesi, varlık aleminin tesadüflerle değil, Allah'ın kusursuz ve önceden belirlenmiş inayet planıyla işlediğinin göstergesidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X