Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 55. Ayet

    ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fî mak’adi sidkin ‘inde melîkin muktedir(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, gücüne sınır olmayan bir hükümdarın huzurundadırlar.”

      Doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, yani vâdedilenin doğrulandığı bir yerde. Bu cümle sanki rahatlıktan ve mutluluktan kinâyedir. Başka bir âyette Allah meâlen şöyle buyurur; "Onlar İçin konak olarak fîrdevs cennetleri vardır”. Allah, müttakîlerin bu cennetlerde istirahat edeceklerini, orada keyif süreceklerini ve oradan asla ayrılmayacaklarını haber vermektedir. Bu, Allah’ın inkârcılar için söylemiş olduğu “O gün yüzüstü ateşe sürüklenirler; Tadın bakalım cehennemin dokunuşunu!” ve “Ben de onu sarp bir yokuşa süreceğim!” halinin, ayrıca “Rabb’imiz! Bizi buradan çıkar” diyerek cehennemden çıkarması için yalvaracakları durumun aksine bir hali göstermektedir. Allah onların ebedî olarak zorluk, şiddet ve belâ içinde yaşayacaklarını, hatta hiçbir yerde devamlı kalamayacaklarını haber vermektedir. Buna göre “Onların Allah katında değerli bir yeri bulunduğunu müjdele” mealindeki âyet, onlar İçin Rab’leri katında vâdedilenin doğrulandığı yer mânasına gelir. Yani onların ayakları orada sabit kalacak. Bu durumda âyet orada sebat etmekten kinâyedir.

      Gücüne sınır olmayan bir hükümdarın huzurundadırlar. İnsan, lütuf ve hayır içinde olduğu zaman, onun bu hali Allaha nispet edilir; meselâ “Allah yolunda” ve “Allah’ın orduları” denilir. Aynı şekilde faziletli ve hayırlı olan mekânlar da Allah’a nispet edilerek ifade edilir; meselâ, “Allah’ın evi” ve “Allah’ın mescitleri” denilir. Çünkü oralar Allah’a (mânen) yakın ve faziletli mekânlardır. İşte buna göre Gücüne sınır olmayan bir hükümdarın huzurundadırlar İlâhî kelâmı da Cenâb-ı Hak kendisine nispet ederek onların faziletli, hayırlı ve Allaha yakın konumlarda oturacaklarını ifade etmektedir. Burada mekânın veya makamın tavsifini yapmamakta, aksine bütün mekânları yaratanın ve bütün zamanları yaratanın kendisi olduğunu söylemektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fî (فِي)

        İbn Fâris, f-y harflerinden oluşan bu edatın temel işlevinin "zarfiyet" (içindelik) olduğunu belirtir. Bir şeyin başka bir mekan, zaman veya durum tarafından kuşatılmasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "fî" edatının burada muttakilerin sadece bir ödül almadıklarını, bizzat o huzur ve güven atmosferinin tam kalbine yerleştirildiklerini nitelediğini ifade eder. Mekânsal bir içindeliğin ötesinde, durumun sürekliliğini ve kuşatıcılığını vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "içinde, -de/-da" anlamıyla, cennet hayatının muttakileri her yönden sarmalayan varoluşsal bir zemin olduğunu ifade eder. Hidayet Aydar, edatın kullanımının, vaat edilen makamın muhataplar için ne kadar somut ve erişilebilir olduğunu etimolojik olarak pekiştirdiğini söyler.

        Mak'adi (مَقْعَدِ)

        İbn Fâris, k-e-d kökünün temel anlamının "bir yerde durmak, yerleşmek ve hareketten sükûnete geçmek" olduğunu belirtir. "Mak'ad" kelimesinin bu kökten türeyen bir ism-i mekan olduğunu ve oturulacak, ikamet edilecek yer anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mak'ad" kelimesinin burada alelade bir oturma yerini değil, kişinin onurlandırıldığı, sükûnete erdiği ve sabitlendiği bir "makam"ı nitelediğini söyler. Dünyadaki geçici oturumlara (kıyâm ve ku'ûd) zıt olarak, burada ebedi bir yerleşimin kastedildiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "yer, meclis, oturum yeri, konum" anlamlarına geldiğini ve muttakilerin ilahi huzurda seçkin bir mecliste bulunacaklarını tasvir ettiğini belirtir. Sadık Kılıç, k-e-d kökündeki "kararlılık" vurgusunun, bu makamın hiçbir sarsıntıya veya değişikliğe uğramayacak olan ontolojik güvenliğini simgelediğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki sükûnet anlamının, cennet ehlinin tüm dünyevi kaygı ve yorgunluklardan azade bir istirahat halinde olacaklarını etimolojik olarak karşıladığını ifade eder.

        Sidkın (صِدْقٍ)

        İbn Fâris, s-d-k kökünün temel anlamının "kuvvet, sağlamlık ve bir şeyin aslına uygun olması" olduğunu belirtir. Sert ve sağlam mızrağa "sadk" denilmesinin sebebinin, onun eğilip bükülmemesi ve güven vermesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kelimesinin sözün ve eylemin gerçeğe, iç dünyadaki niyetin ise dıştaki beyana tam mutabık kalması anlamına geldiğini söyler. Ayetteki "mak'adi sıdk" tamlamasının, o makamın asla yalan, boş söz, aldatma veya hayal kırıklığı barındırmayan "hakiki ve kusursuz" bir yer olduğunu nitelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, sıdk kavramının Kur'an'ın etik yapısında "ontolojik gerçeklik" (reality) ile eşdeğer olduğunu, dünyevi her şeyin "batıl" (geçici/sahte) olmasına karşılık bu makamın mutlak bir "gerçeklik" sunduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "onur, doğruluk, samimiyet" anlamlarını taşıdığını; vaat edilen yerin sadece fiziksel bir güzellik değil, manevi bir huzur ve samimiyet meclisi olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, s-d-k kökündeki "sağlamlık" vurgusunun, bu makamın sahte ve gelip geçici olmadığını, varlığın en sağlam temeline dayandığını simgelediğini belirtir.

        İnde (عِندَ)

        İbn Fâris, a-n-d kökünün temel anlamının "yanında bulunmak, bir şeye yakın olmak ve birinin huzurunda bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ind" kelimesinin bazen mekânsal bir yakınlığı, bazen de bir otoritenin katındaki manevi rütbe ve değeri ifade ettiğini söyler. Buradaki kullanımın, muttakilerin ilahi huzura kabul edilmelerini ve O'na en yakın "şeref derecesinde" bulunmalarını nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "katında, huzurunda" anlamına gelerek, verilen nimetin değerinin bizzat o yüce makamdan kaynaklandığını belirttiğini ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "huzur" vurgusunun, kulun yaratıcısıyla olan en mahrem ve yüce buluşma anını etimolojik olarak karşıladığını savunur.

        Melîkin (مَلِيكٍ)

        İbn Fâris, m-l-k kökünün temel anlamının "güç, otorite, bir şeyi kuşatmak ve ona sahip olmak" olduğunu belirtir. Bu kökün, bir nesneyi veya durumu kendi iradesi altında tutma kabiliyetini temsil ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "Melîk" kelimesinin "Malik"ten (sahip) daha kuşatıcı ve güçlü bir sıfat olduğunu, sadece eşyaya sahip olmayı değil, her türlü emri ve hükmü yürütme yetkisine sahip olan "mutlak hükümdar"ı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki (İbranice ve Aramice "melek/malkâ") krallık ve mutlak otorite tasavvuruyla köken birliği taşıdığını, Kur'an'da ise bu otoritenin sadece Allah'a hasredildiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "egemenliği sarsılmaz, her şeyin dizginini elinde tutan kudret sahibi hükümdar" anlamına geldiğini söyler. Sadık Kılıç, m-l-k kökündeki "itidal ve düzen" anlamına dikkat çekerek, Melîk sıfatının evrendeki o muazzam nizamın tek kaynağını ve koruyucusunu etimolojik olarak temsil ettiğini savunur.

        Muktedirin (مُّقْتَدِرٍ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "güç yetirmek, ölçmek ve bir şeyi tam miktarında yapmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Muktedir" kelimesinin "iftiâl" kalıbundan gelerek, kudretin en kâmil ve eyleme dönüşmüş halini nitelediğini söyler. Dilediğini yapmaya tam bir kapasitesi olan, hiçbir engelin O'nu aciz bırakamadığı "sonsuz güç sahibi" anlamına geldiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "gücü her şeye yeten, her şeyi ölçüyle ve planla yürüten" anlamında kullanıldığını ve Melîk sıfatıyla yan yana gelerek ilahi otoritenin hem yetkisini hem de bu yetkiyi uygulama kabiliyetini perçinlediğini belirtir. Sadık Kılıç, k-d-r kökünün varoluşsal bir "takdir" (belirleme) içerdiğini, muttakilerin makamının bu muktedir güç tarafından özel olarak tasarlandığını simgelediğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin sonundaki tenvinin (belirsizlik) bu kudretin insan hayalinin ötesindeki büyüklüğüne ve eşsizliğine işaret ettiğini etimolojik olarak vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X