Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 52. Ayet

    وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kullu şey-in fe’alûhu fî-zzubur(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yaptıkları her şey defterlerde kayıtlıdır.”

      Bu âyet de iki şekilde yorumlanır. Birincisi, onların yalanlamaları, inatla direnmeleri ve yaptıkları her şey, onlardan önce kitaplarda kaydedilmiştir. Yani Allah, insanların yapacakları işleri ve fiillerini bilerek onları yaratmış ve onlara peygamberler göndermiştir. Bu gerçek, Allah bir varlık ve olayı o varlık ve olay haline gelmedikçe, o şey olmadıkça bilemez, çünkü eğer bilseydi, peygamberleri yalanlayacaklarını ve emirlerine aykırı hareket edeceklerini bildiği halde onlara peygamber göndermez, emirler vermez ve yasaklar koymazdı, diyenlerin iddialarını reddetmektedir. Âyet onları reddetmekte ve Allah’ın olmuş ve olacak olan bütün varlık ve olayları (vuku bulmadan önce) bildiğini açıklamaktadır. İnsanların inkâr edeceklerini ve emirlerine aykırı hareket edeceklerini bilmesine rağmen Allah’ın onlara peygamber göndermesinin sebebini daha önce açıklamıştık, bunun faydasının ve zararının Allah’a değil insanlara yönelik olduğunu söylemiştik. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, bu âyetin şu mânaya gelmesi de mümkündür; Onlar, meleklerin yazdıkları kitaplarda yazılıdır ve kıyâmet günü onu okumaları emredilecektir. Nitekim Allah başka bir âyette meâlen şöyle buyurmaktadır: “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Küllü (كُلُّ)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün temel anlamının kuşatıcılık, bütünlük ve bir şeyi her yönüyle sarmak olduğunu belirtir. Bu kelimenin, parçaların toplamından oluşan ve dışarıda hiçbir şey bırakmayan bütünlüğü nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin istisnayı dışlayan mutlak bir kapsayıcılık ifade ettiğini, burada amellerin hiçbirinin bu kaydın dışında kalmadığını simgelediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada nesnelliği ve eksiksizliği vurguladığını, ilahi adaletin her bir detayı içine aldığını belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "ağırlık" ve "bütünlük" vurgusunun, amellerin ilahi terazideki sarsılmaz yerini etimolojik olarak karşıladığını ifade eder. Sadık Kılıç, k-l-l kökünün ontolojik bir kuşatmayı temsil ettiğini, ilahi ilmin her bir cüzü kendi bütünlüğü içinde kavradığını savunur.

        Şey’in (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "irade etmek" (meşîet) anlamıyla olan bağına dikkat çekerek, varlık sahasında olan her bir unsura "şey" denilmesinin sebebinin, onun ilahi bir iradeyle gerçekleşmiş olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şey" kelimesinin hem somut hem de soyut her türlü mevcudu kapsayan en geniş terim olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur’an’ın ontolojik yapısında bir "varlık birimi" olarak işlev gördüğünü ve bu ayette insanların tüm yapıp etmelerini tek tek nitelediğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin nekira (belirsiz) gelmesinin, "en küçük eylemden en büyük işe kadar her ne varsa" anlamını pekiştirdiğini ifade eder. Sadık Kılıç, ş-y-e kökünün varoluşsal bir "nesneleşme" süreci olduğunu, niyetlerin eyleme dönüşerek kayıt altına alınabilir bir "şey" halini almasını simgelediğini belirtir.

        Fe’alûhu (فَعَلُوهُ)

        İbn Fâris, f-e-l kökünün bir etki üretmek, hareket etmek ve bir fail tarafından ortaya konan eylem anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" ile "amel" arasındaki farka dikkat çekerek, fiilin bazen hayvandan bazen de cansızdan sadır olabileceğini ancak burada irade sahibi insanların eylemlerini nitelediğini söyler. Mustafa Öztürk, fiilin çoğul ve mazi (geçmiş zaman) kalıbında gelmesinin, geçmiş kavimlerin o geri dönülemez ve tescillenmiş eylemlerini ifade ettiğini belirtir. Sadık Kılıç, f-e-l kökünün insani varoluşun dış dünyadaki tezahürü olduğunu, "hu" zamiriyle bu eylemlerin ilahi kayıtla birleştiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "hareket" vurgusunun, hayatın dinamizminin ilahi bir statikliğe (kayıt) dönüşmesini etimolojik olarak karşıladığını söyler.

        Ez-Zuburi (الزُّبُرِ)

        İbn Fâris, z-b-r kökünün temel anlamının "yazmak" ve "bir şeyi sağlamlaştırmak" olduğunu belirtir. Bu kökten gelen "zebûr"un, yazıldığı için kalıcı hale gelen metin anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zübür"ün "zebûr" kelimesinin çoğulu olduğunu ve burada amellerin kaydedildiği ilahi levhaları, sicilleri veya defterleri nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinde "yazı" (script) ve "parşömen" ile olan tarihsel bağlarına dikkat çekerek, Kur’an’da "kutsal kayıtlar" anlamında teknik bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, zübürü "kozmik arşivler" olarak niteler ve ilahi hafızanın metinleşmiş halini temsil ettiğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "yazılı belgeler, amellerin tescil edildiği suhuflar" anlamında kullanıldığını, hiçbir fiilin unutulmaya terk edilmediğinin bu kelimeyle tescillendiğini ifade eder. Sadık Kılıç, z-b-r kökündeki "sağlamlık" vurgusunun, kayıtların değiştirilemezliğini ve kesinliğini simgelediğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi "hikmetli metinler" geleneği içinde değerlendirerek, amellerin bu tür bir kutsal literatür içinde korunmasının etimolojik ağırlığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X