Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 51. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 51. Ayet

    وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad ehleknâ eşyâ’akum fehel min muddekir(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Andolsun biz sizin nice benzerlerinizi helak ettik. Düşünecek yok mu?”

      Buradaki “eşyâ‘aküm” (أَشْيَاعَكُمْ) kelimesi, iki anlama gelir. Birincisi, peygamberleri inkâr etmekteki kardeşleriniz ve dindaşlarınız mânasına gelir. Öyleyse düşünün, ey Mekkeliler! Muhammed aleyhisselâmı inkâr etmeniz yüzünden siz de helâk olmayasınız! İkincisi, siz de biliyorsunuz ki biz, sizin nice benzerlerinizi helâk ettik, bunu düşünen, öğüt alan ve bundan ders çıkaran yok mu? Âyet-i kerîmenin, biz sizin cinsinizi helâk ettik mânasına gelmesi de mümkündür. Hikmet sahibi, yarattığını öldürmek ve yok etmek için yaratmaz, öyleyse bilin ki sizi belli bir akıbet için yaratmıştır. Bu âyette ölümden sonra dirilmeye dair delil vardır, ancak inkârcıların akılları ve anlayışları bunu idrak edemez. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Velekad (وَلَقَدْ)

        İbn Fâris, 'kad' edatının gerçekleşmiş ve kesinleşmiş haberleri pekiştirmek için kullanıldığını, 'lam' harfinin ise bu vurguyu bir kasem (yemin) gücüne taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının muhatabın zihnindeki her türlü şüpheyi izale etmek amacıyla geldiğini, geçmişte yaşanan helak olaylarının tartışmasız birer tarihsel hakikat olduğunu vurguladığını ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "andolsun ki" anlamını taşıyarak, ilahi tehdidin sadece bir sözden ibaret olmadığını, bizzat yaşanmış ve bitmiş örneklerle kanıtlandığını nitelediğini belirtir. Hidayet Aydar, yapının mazi fiilden önce gelmesinin, anlatılan helak eyleminin tam bir kesinlikle vuku bulduğunu etimolojik olarak pekiştirdiğini söyler.

        Ehleknâ (أَهْلَكْنَا)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün temel anlamının "boşa gitmek, yok olmak ve bir şeyin aslının silinmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helak" eyleminin bir şeyin kendisinden beklenen faydayı yitirmesi veya ilahi nizamdan koparak yokluğa sürüklenmesi anlamına geldiğini ifade eder. Buradaki "biz helak ettik" vurgusunun, toplumların tarih sahnesinden silinmesinin rastgele değil, ilahi bir müdahale ve takdirle gerçekleştiğini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin "biz" zamiriyle gelmesinin, kozmik adaletin icrasındaki mutlak otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Sadık Kılıç, h-l-k kökünün varoluşsal bir "çözülme"yi ifade ettiğini, uyarılara kulak asmayan kavimlerin toplumsal bütünlüklerini yitirerek birer enkaza dönüşmelerini etimolojik olarak karşıladığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "yokluk" vurgusunun, sadece fiziksel bir bitişi değil, muhatapların tüm güç ve iddialarının da geçersiz kılınmasını simgelediğini ifade eder.

        Eşyâakum (أَشْيَاعَكُمْ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün temel anlamının "bir şeyi yaymak, birinin peşinden gitmek ve taraftar toplamak" olduğunu belirtir. "Şi'a"nın çoğulu olan bu kelimenin, bir inanç veya dava etrafında toplanan grupları ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "eşyâ" kelimesinin burada "sizin benzerleriniz, sizin gibi düşünen ve yaşayan geçmiş topluluklar" anlamına geldiğini ifade eder. Sadece kan bağı değil, inanç ve inat bakımından muhataplarla (Kurayş) aynı safta yer alanları nitelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin sosyolojik bir kategorizasyon sunduğunu, aynı "küfür" zihniyetini paylaşan toplumların tarih boyunca birbirinin "şi'ası" (taraftarı/benzeri) kabul edildiğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "sizin yandaşlarınızı, sizin emsalinizi" anlamlarını taşıdığını, Kurayş müşriklerine "sizden öncekiler de sizin gibiydi ve sonları aynı oldu" şeklinde bir ayna tuttuğunu belirtir. Hidayet Aydar, kökteki "yayılma" anlamının, bu sapkın zihniyetin tarih boyunca farklı coğrafyalara dağılmış olsa da aynı öze sahip olduğunu etimolojik olarak gösterdiğini ifade eder.

        Fehel (فَهَلْ)

        Mustafa Öztürk, "fe" harfinin bir sonuç bildirdiğini, "hal" soru edatıyla birleşerek muhatabı sarsan bir retorik soruya dönüştüğünü belirtir. Bu yapının, "onca helak olayından sonra hala..." anlamını taşıyarak bir uyarı işlevi gördüğünü ifade eder. Hidayet Aydar, "hal" edatının burada bir inkâr veya tezyif değil, muhatabın vicdanına yönelik güçlü bir çağrı ve tanıklık talebi barındırdığını söyler.

        Muddekir (مُّدَّكِرٍ)

        İbn Fâris, z-k-r kökünden türeyen bu kelimenin, bir şeyi derinlemesine düşünen ve ondan kalıcı bir sonuç çıkaran kimse olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "iftiâl" kalıbundan dönüşerek "muddekir" halini aldığını, bu dilsel değişimin eylemdeki yoğunluğu ve samimiyeti pekiştirdiğini söyler. Buradaki "muddekir"in geçmiş kavimlerin sonuna bakıp kendi akıbetini düzelten kişi olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "öğüt alan, ibret alan" anlamlarına geldiğini, ayetin sonundaki bu sorunun muhatabı aktif bir düşünme eylemine davet ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki muhafaza etme anlamının, alınan ibretin geçici bir duygu değil, hayatı şekillendiren kalıcı bir bilinç olması gerektiğini etimolojik olarak karşıladığını savunur. Sadık Kılıç, z-k-r kökünün bu formunun, hakikati zihinde sadece tutmakla yetinmeyip onu bir ahlak biçimi haline getirmeyi temsil ettiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X