يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ölçü, kamer suresi, yaratılış, kader, cehennem, göz açıp kapama, yüzüstü sürüklenme, kamer 48, tek emir, kamer suresi 48. ayet, gün
-
47-48. "Şu bir gerçek ki günaha batmış olanlar, doğru yoldan sapmış ve kendilerini yakmışlardır. O gün yüzüstü ateşe sürüklenirler: Tadın bakalım cehennemin dokunuşunu!”
Buradaki doğru yoldan sapmış sözü dünya ile, kendilerini yakmış sözü de âhiretle ilgilidir. Doğru yoldan sapmış sözü helak edilmeleri, kendilerini yakmış sözü de şaşkın, aklını kaybetmiş ve ne yapacağını bilemez halde oldukları mânasına da gelebilir. Allah Teâlâ başka bir âyette de meâlen şöyle buyurmaktadır: “O takdirde doğru yoldan sapmış olur, yanarız”.
O gün yüzüstü ateşe sürüklenirler. Cenâb-ı Hak sanki Hz. Peygambere şunu söylemektedir: Onlara de ki: Bulundukları hal üzere hayatları sona erdiği takdirde O gün yüzüstü ateşe sürüklenecekler. Tadın bakalım cehennemin dokunuşunu! Yani onlara cehennemin azabını tadın denilecek. Burada geçen “sekar” (سَقَرَ) kelimesi, cehennemin isimlerinden biridir. Bu durumda sanki cümlede gizli bir kelime var gibidir, yani onlara cehennemin azabını tadın denilir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yevme (يَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süreyi veya mutlak bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Bu kökün temelinde bir olayın gerçekleştiği "vakit" anlamının yattığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin burada sadece bir gün değil, büyük bir olayın vuku bulduğu, sınırları ilahi ilimle belirlenmiş dehşetli bir zaman dilimini nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde yevm kavramının eskatolojik bir dönüm noktasını, hesap ve ceza vaktini temsil ettiğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin burada suçluların savunmalarının bittiği ve cezalandırma eyleminin başladığı o kritik anı nitelediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "belirginleşme" vurgusunun, o gün her hakikatin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacağı vakit ile etimolojik bir uyum içinde olduğunu ifade eder.
Yushabûne (يُسْحَبُونَ)
İbn Fâris, s-h-b kökünün temel anlamının bir şeyi yer yüzeyinde sürüklemek, çekmek ve peşi sıra götürmek olduğunu belirtir. Kökeninde "bir şeyi bir yere sürtmek" fikrinin bulunduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "sahb" eyleminin birini zorla, iradesi dışında ve küçümseyerek bir yere çekmek olduğunu ifade eder. Bu fiilin bulutların rüzgâr tarafından sürüklenmesi (sahâb) ile aynı kökten geldiğini, ancak burada insan onuruna aykırı bir "sürüklenme"yi nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin edilgen (meçhul) kalıpta gelmesinin, suçluların o gün hiçbir iradeye sahip olmadıklarını ve aşağılayıcı bir güçle ateşe sevk edildiklerini betimlediğini söyler. Sadık Kılıç, s-h-b kökünün ontolojik bir zilleti temsil ettiğini, dünyada kibirle yürüyenlerin ahirette yerlerde sürünerek cezalandırılmasının etimolojik karşılığı olduğunu savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin süreklilik ifade eden geniş zaman (muzari) formunda gelmesinin, bu sürüklenişin zihinlerde kalıcı bir dehşet sahnesi oluşturması için seçildiğini belirtir.
En-Nâri (النَّارِ)
İbn Fâris, n-v-r kökünün ışık, hararet ve aydınlık anlamına geldiğini, "nâr" (ateş) kelimesinin de yakıcı ve yıkıcı harareti sebebiyle bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nârın hem ışık veren (nur) hem de yakan bir mahiyeti olduğunu, burada ise suçluları kuşatan o büyük ve yakıcı ceza mekanını nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, ateş kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında ilahi gazabın en somut ve fiziksel tezahürü olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin belirlilik takısıyla (en-) gelmesinin, onların dünyada uyarılıp durdukları o meşhur cehennem ateşine işaret ettiğini ifade eder. Sadık Kılıç, n-v-r kökündeki "yayılma" niteliğinin, bu ateşin muhatabı her yönden kuşatan kuşatıcılığını etimolojik olarak karşıladığını belirtir.
Vucûhihim (وُجُوهِهِمْ)
İbn Fâris, v-c-h kökünün bir şeyin ön tarafı, en seçkin yönü ve muhatap alınan kısmı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vech" (yüz) kelimesinin insanın en şerefli azası ve onurunun simgesi olduğunu, bu sebeple yüzüstü sürüklenmenin onurun tamamen yerle bir edilmesi anlamına geldiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "yüzleri üzerine" anlamıyla, cezanın en ağır ve zillet verici biçimde uygulandığını nitelediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), yüz vurgusunun insanın kibrinin en büyük odağı olması hasebiyle, aşağılanmanın da tam bu noktadan başladığını etimolojik olarak savunduğunu söyler. Hidayet Aydar, yüzün insanın kimliğini temsil ettiğini, buradaki eylemin ise kişinin tüm kimlik ve saygınlığının ilahi gazapla silinmesini betimlediğini ifade eder.
Zûkû (ذُوقُوا)
İbn Fâris, z-v-k kökünün temel anlamının bir şeyi dille tatmak ve tecrübe etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zevk eyleminin Kur'an'da mecazen bir şeyi tüm duyularıyla hissetmek ve onun acı etkisini bizzat kavramak olduğunu ifade eder. Mustafa Öztürk, bu emir kipinin bir aşağılama (tehakküm) ve sitem içerdiğini, uyarılara kulak asmayanların şimdi o gerçeği bizzat "tatmalarının" emredildiğini belirtir. Sadık Kılıç, z-v-k kökünün ontolojik bir hissediş olduğunu, azabın artık dışsal bir olaydan içsel bir acı tecrübesine dönüştüğünü savunur. Toshihiko Izutsu, zevk kavramının "karşılıklılık" ilkesi gereği, inkâr edilen hakikatin fiziksel bir "tat" olarak kişiye iade edilmesini temsil ettiğini belirtir.
Messe (مَسَّ)
İbn Fâris, m-s-s kökünün bir şeyin bir şeye fiziksel olarak dokunması ve temas etmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mess" eyleminin arada hiçbir perde veya engel olmaksızın gerçekleşen bir birleşme olduğunu, bu ayette azabın doğrudan muhatabın bedenine temasını nitelediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin "dokunma, çarpma, etkileme" anlamlarına geldiğini ve Sekar'ın o yakıcı dokunuşunun kaçınılmazlığını ifade ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, m-s-s kökünün bazen hafif bir temas, bazen de derinden etkileyen bir çarpma anlamına geldiğini, burada ise azabın ilk sarsıcı ve yakıcı etkisini betimlediğini ifade eder. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "etkileşim" vurgusunun, azabın muhatabın yapısını bozacak kadar şiddetli bir temas olduğunu simgelediğini savunur.
Sekar (سَقَرَ)
İbn Fâris, s-k-r kökünün bir şeyi hararetin şiddetiyle değiştirmek, eritmek ve rengini başkalaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Sekar" isminin cehennemin özel bir tabakası veya niteliği olduğunu, muhatapları eritip şeklini bozan şiddetli bir ateş olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin yabancı kökenli olabileceği yönündeki tartışmalara değinse de, Arapça s-k-r köküyle anlamsal uyumunun (yakmak/eritmek) tam olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cehennemin o her şeyi yutan, deriyi kavuran özel bir boyutunu temsil ettiğini söyler. Theodor Nöldeke, Sekar isminin Kur'an'ın erken dönem vahiylerinde sarsıcı bir etki yaratmak için kullanılan özel bir ceza terimi olduğunu vurgular. Sadık Kılıç, s-k-r kökündeki "değiştirme" vurgusunun, suçluların insanlık onurunu ve formunu nasıl yitireceklerini etimolojik olarak simgelediğini savunur. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin gayr-ı munsarıf (çekimsiz) yapısının, onun azametini ve alışılmış ateşlerin ötesinde bir varlık olduğunu pekiştirdiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla