بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 46. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: dehşet, kamer 46, delilik, kıyamet saati, acı, kamer suresi, sapıklık, vaad edilen zaman, kamer suresi 46. ayet, suçlular, saat
-
45-46. "Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Ama asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyamet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır.”
Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Bu âyette iki konuda delil vardır. Birincisi, Allah onların topluluğunun yenileceğini ve arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermektedir. Haber verdiği gibi de olmuştur. Müfessirler bu âyet hakkında şöyle dediler: Ondan maksat Bedir’deki müşrik topluluğudur, o topluluğun yenileceğini ve arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermektedir. Netice, Resûlullah’ın (s.a.) haber verdiği gibi olmuştur. Bu, Hz. Peygamberin bu bilgiyi Allah’tan aldığına işaret eder. İkincisi, onların helâk edileceği ve köklerinin kurutulacağı zaman dilimi dünya hayatında değil kıyâmettedir. Delili de bu âyet-i kerîmedir: Asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyâmet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır. Burada da onun haber verdiği gibi olacaktır. Bunda aynı zamanda peygamberliğin ispatına dair delil vardır. En doğrusunu Allah bilir. Daha dehşetli ve daha acıdır, yani daha büyük ve daha şiddetlidir.
Yorumu Yorumla
-
Bel (بَلْ)
İbn Fâris, bu kelimenin bir sözü bırakıp başka bir söze geçmek veya önceki hükmü iptal edip daha vurgulu bir beyanda bulunmak (idrâk) için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bel" edatının burada müşriklerin Bedir'deki yenilgileriyle yetinilmeyeceğini, asıl ve daha şiddetli olanın henüz gelmediğini ihtar eden sarsıcı bir geçiş işlevi gördüğünü ifade eder. Dünyevi bozgunun, uhrevi azap yanında sönük kalacağını etimolojik olarak perçinlediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin "hayır, bilakis, aslında" anlamlarına gelerek muhatapların dikkatini geçici olandan kalıcı ve dehşetli olana (kıyamete) çevirdiğini belirtir. Hidayet Aydar, bu edatın ilahi hitaptaki kararlılığı ve mühletin bittiğine dair vurguyu güçlendirdiğini savunur.
Es-Sâ'atu (السَّاعَةُ)
İbn Fâris, s-v-a kökünün zamanın bir parçası, belirli bir an ve vakit anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sâat" kelimesinin aslen kısa bir zaman dilimini ifade ettiğini, ancak Kur'an'da belirlilik takısıyla (es-Sâat) kullanıldığında kıyamet anını nitelediğini söyler. Ona bu ismin verilmesinin sebebinin, ansızın vuku bulması veya o günün dehşetiyle hesabın çok hızlı görülmesi olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "şâ'tâ" (saat, an, vakit) kelimesiyle köken birliği taşıdığını ve kadim dini metinlerde "hesap günü" anlamında teknikleştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "Sâat" kavramının Kur'an'ın eskatolojik semantiğinde "Mutlak Zaman"ı temsil ettiğini, beşerî zamanın sona erip ilahi yargının başladığı o sarsıcı noktayı nitelediğini savunur. Angelika Neuwirth, kelimenin burada apokaliptik bir kronometre işlevi görerek muhataplar üzerindeki zaman baskısını artırdığını ifade eder. Sadık Kılıç, s-v-a kökünün "zail olmak" anlamıyla da ilişkili olduğunu, dünyanın geçiciliğine karşı sâatın kalıcı gerçeği temsil ettiğini belirtir.
Mev'iduhum (مَوْعِدُهُمْ)
İbn Fâris, v-a-d kökünün temel anlamının bir işin gelecekte yapılacağına dair söz vermek veya tehdit etmek olduğunu belirtir. Hayır için "va'd", şer/ceza için "vaîd" köklerinin kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mev'id" kelimesinin hem vaat edilen zamanı hem de o vaadin gerçekleşeceği mekanı niteleyen bir isim (ism-i zaman/mekan) olduğunu söyler. Ayetteki kullanımın, müşriklerin kaçamayacağı o "randevu vaktini" ve ilahi takdirle belirlenmiş kesin buluşma anını ifade ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "onların asıl buluşma vakti, cezalarının kesileceği an" anlamına geldiğini, Bedir'deki bozgunun sadece bu büyük randevunun bir ön habercisi olduğunu nitelediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin sonundaki "hum" (onlar) zamirinin, bu randevunun sadece o müşriklere özel, kaçışı olmayan bir akıbet olduğunu etimolojik olarak pekiştirdiğini savunur.
Edhâ (أَدْهَىٰ)
İbn Fâris, d-h-y kökünün temel anlamının "dehâ" (üstün zeka) ve aynı zamanda "baş edilemez büyük felaket" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "edhâ" kelimesinin ism-i tafdil (en üstünlük) kalıbında olduğunu ve "çok daha sarsıcı, çok daha büyük bir bela, kurtulunması imkansız olan felaket" anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin kökenindeki "dehâ" anlamıyla bağ kurarak, kıyametin insanın tüm savunma mekanizmalarını ve kurnazlıklarını boşa çıkaracak kadar "akıl almaz bir şiddette" olacağını nitelediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin "daha korkunç, daha dehşetli" anlamlarını taşıdığını, dünyadaki hiçbir acının kıyamet anındaki o kuşatıcı felaketle kıyaslanamayacağını etimolojik olarak karşıladığını belirtir. Sadık Kılıç, d-h-y kökünün ontolojik bir "kuşatma" içerdiğini, kıyametin insanı her yönden çaresiz bırakan bir "karşı konulamazlık" vasfına sahip olduğunu savunur. Hidayet Aydar, bu nitelemenin müşriklerin dünyevi güç ve zekalarına bir nazire olduğunu, ilahi "dehâ" (plan) karşısında onların tüm hilelerinin silineceğini ifade eder.
Emerru (أَمَرُّ)
İbn Fâris, m-r-r kökünün bir şeyin üzerinden geçip gitmek ve aynı zamanda "tatlılığın zıttı olan acılık" anlamına geldiğini belirtir. Güç ve sağlamlık anlamlarını da bu kökle ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, "emerru" kelimesinin "en acı, tadılması en zor, en ağır" anlamına geldiğini söyler. Bu ayette kıyametin hem fiziksel hem de manevi olarak insana vereceği ızdırabın dünyadaki her türlü acıdan "daha dayanılmaz" olduğunu vurguladığını ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin "daha acı, daha şiddetli" anlamında kullanıldığını, dünyevi yenilginin (Bedir) acısının bu büyük hesap gününün yanında "tatlı" kalacak kadar hafif olduğunu betimlediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, m-r-r kökündeki "sağlamlık/kuvvet" anlamından hareketle, bu azabın sarsılmaz bir nitelik taşıdığını ve muhatabın benliğini bir zehir gibi saracağını savunur. Sadık Kılıç, emerru nitelemesinin insanın varoluşsal tadını tamamen kaçıran, onu sonsuz bir ızdırap tecrübesine hapseden bir semantik derinliğe sahip olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla