سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
45-46. "Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Ama asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyamet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır.”
Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Bu âyette iki konuda delil vardır. Birincisi, Allah onların topluluğunun yenileceğini ve arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermektedir. Haber verdiği gibi de olmuştur. Müfessirler bu âyet hakkında şöyle dediler: Ondan maksat Bedir’deki müşrik topluluğudur, o topluluğun yenileceğini ve arkalarını dönüp kaçacaklarını haber vermektedir. Netice, Resûlullah’ın (s.a.) haber verdiği gibi olmuştur. Bu, Hz. Peygamberin bu bilgiyi Allah’tan aldığına işaret eder. İkincisi, onların helâk edileceği ve köklerinin kurutulacağı zaman dilimi dünya hayatında değil kıyâmettedir. Delili de bu âyet-i kerîmedir: Asıl vadeleri kıyâmet günüdür ve kıyâmet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır. Burada da onun haber verdiği gibi olacaktır. Bunda aynı zamanda peygamberliğin ispatına dair delil vardır. En doğrusunu Allah bilir. Daha dehşetli ve daha acıdır, yani daha büyük ve daha şiddetlidir.
Yorumu Yorumla
-
Seyuhzemu (سَيُهْزَمُ)
İbn Fâris, h-z-m kökünün temel anlamının "bir şeyi içeri doğru itmek, çökertmek ve kırmak" olduğunu belirtir. Bir nesnenin darbe alarak hacminin daralması veya içe çökmesi anlamıyla bu kökü ilişkilendirir. Orduların dağıtılmasına "hezimet" denilmesinin sebebi, onların direncinin kırılması ve saflarının bozulmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, fiilin başındaki "se" (gelecek zaman edatı) ekinin, bu yenilginin çok yakın bir gelecekte ve kesinlikle gerçekleşeceğini vadeden ilahi bir teyit olduğunu ifade eder. Kelimenin edilgen (meçhul) yapıda gelmesi, yenilginin muhatabın (müşriklerin) iradesi dışında, yüce bir kudret tarafından gerçekleştirileceğini nitelediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin "perişan edilecekler, bozguna uğratılacaklar" anlamını taşıdığını ve bu ayetin Bedir Savaşı’ndaki o büyük kırılmayı önceden haber veren mucizevi bir bildirim olduğunu belirtir. Hidayet Aydar, h-z-m kökündeki "kırılma" vurgusunun, müşriklerin sahte gururlarının ve askeri üstünlük iddialarının ilahi tokatla yerle bir edilişini etimolojik olarak karşıladığını savunur.
El-Cem'u (الْجَمْعُ)
İbn Fâris, c-m-e kökünün parçaları bir araya getirmek ve toplamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cem'" kelimesinin burada özellikle savaşmak için toplanmış bir kitleyi, yani müşrik ordusunu nitelediğini ifade eder. Kelimenin "el-" takısıyla (marife) gelmesi, o dönemde Müslümanların karşısında duran ve yenilmezlik iddiasında olan "meşhur topluluğa" işaret ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde cem' kavramının cahiliye dönemindeki "asabiyet" ve "sayısal üstünlükle övünme" kültürünü temsil eden sosyolojik bir terim olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "onların o birleşik gücü, o topluluk" anlamında kullanılarak, ne kadar örgütlü olurlarsa olsunlar ilahi irade karşısında dağılacaklarını vurguladığını belirtir. Sadık Kılıç, c-m-e kökünün ontolojik bir "bütünlük" iddiası taşıdığını, ancak bu ayette o sahte bütünlüğün parçalanışının (hezimet) nesnesi haline getirildiğini ifade eder.
Yuvellûne (يُوَلُّونَ)
İbn Fâris, v-l-y kökünün temel anlamının "yakınlık ve peşi sıra gelmek" olduğunu belirtir. Ancak bu kökten türeyen "tevliye" (tef'il kalıbı) eyleminin, yönünü çevirmek ve bir şeyi geride bırakmak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "yuvellûne" fiilinin burada savaş meydanından yüz çevirip kaçmak, düşmana arkayı dönmek anlamında kullanıldığını söyler. Bu eylemin sadece fiziksel bir dönüş değil, aynı zamanda manevi bir bozgunun ve cesaret kaybının nişanesi olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin "arkalarına bakmadan kaçacaklar, geri dönecekler" anlamını taşıdığını ve o kibirli topluluğun zillet içinde sahadan çekilmesini tasvir ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "yönelme" anlamının, şimdi korku sebebiyle kaçış yönüne doğru bir meyle dönüştüğünü etimolojik olarak değerlendirir. Sadık Kılıç, tevliye eyleminin bir irade kaybı olduğunu ve müşriklerin ilahi güç karşısında durma azimlerini yitirişlerini simgelediğini savunur.
Ed-Dubura (الدُّبُرَ)
İbn Fâris, d-b-r kökünün "bir şeyin sonu, arkası ve peşi" anlamına geldiğini belirtir. Ön (kubul) kelimesinin zıttı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "dubur" (çoğulu edbâr) kelimesinin savaş terminolojisinde "sırtını dönüp kaçma" metaforunun merkezinde yer aldığını söyler. Ayetteki tekil kullanımın (ed-dubura) bir cins isim olarak "arkalarını dönmek" eylemini genellediğini veya o topluluğun tek bir vücut gibi kaçışa yöneleceğini nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, d-b-r kökünün kadim Sami dillerinde "arka kısım" ve "takip edilen şey" anlamıyla yaygın olduğunu, Kur'an'da ise bir mağlubiyet sembolü olarak yerleştiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "arkalarını dönüp kaçışlarını" niteleyen sarsıcı bir görsel imge sunduğunu, bir zamanlar göğüslerini gererek gelenlerin şimdi sadece sırtlarının görüleceğini betimlediğini söyler. Angelika Neuwirth, dubur kavramını apokaliptik bir dille, ilahi yargının tecellisiyle birlikte beşeri gururun yerini zillet ve kaçışın almasının semantik kanıtı olarak değerlendirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla