Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 44. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 44. Ayet

    اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em yekûlûne nahnu cemî’un muntasir(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yoksa onlar 'Biz yenilmez bir topluluğuz' mu diyorlar?”

      Yani siz, biz yenilmez bir topluluğuz diyorsunuz, sizin topluluğunuzun mağlup edilemeyeceğini söylüyorsunuz. Buradaki üç âyet, azabı defetmekle ilgilidir. Yani onların azabı kendilerinden defedecek güçleri yoktur, galip gelmelerini sağlayacak bir toplulukları da yoktur. Azabı defetmek ve zafer kazanmak meselesinde onların kâfirleri, öncekilerden daha hayırlı da değildirler. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Em (أَمْ)

        Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının bir konudan diğerine geçiş yaparken veya bir önceki ifadeyi düzeltip yeni bir iddiayı gündeme getirirken (idrâk) kullanıldığını belirtir. Ayette, müşriklerin kendilerine olan güvenlerini sorgulatan bir önceki sorudan, onların küstahça savundukları "yenilmezlik" iddiasına bir geçiş işlevi gördüğünü söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir retorik soru başlangıcı olduğunu ve müşriklerin zihnindeki asılsız büyüklük duygusunu deşifre eden bir bağlaç vazifesi gördüğünü ifade eder.

        Yekûlûne (يَقُولُونَ)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün temel anlamının ses çıkarmak, lafzı telaffuz etmek ve kelimeleri bir gaye için bir araya getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece ses tellerinden çıkan bir hava değil, bir düşüncenin ve kalpteki bir inancın dış dünyada beyan edilmesi olduğunu ifade eder. Müşriklerin bu sözü, sadece bir iddia değil, hayatlarını üzerine kurdukları bir meydan okuma olarak söylediklerini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin geniş zaman ve çoğul kalıpta gelmesinin, bu inkârcı ve kibirli söylemin müşrik toplumunda süreklilik arz eden ve kolektif bir iradeye dönüşen bir tavır olduğunu belirttiğini söyler. Toshihiko Izutsu, "kavl" eyleminin Kur'an'ın semantik dünyasında beşerî otorite ile ilahî otorite arasındaki bir diyalog ve çatışma alanı olduğunu, burada ise insanın kendi gücünü mutlaklaştıran bir beyan olarak sunulduğunu savunur.

        Cemî'un (جَمِيعٌ)

        İbn Fâris, c-m-e kökünün dağınık olan şeyleri toplamak, birleştirmek ve parçaların arasını telif etmek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cemî" kelimesinin bir bütünü oluşturan tüm fertlerin aralarında hiçbir kopukluk kalmaksızın bir araya gelmesini nitelediğini söyler. Müşriklerin bu kelimeyi kullanarak, kabileler arası bağlarını sarsılmaz bir güç kaynağı olarak gördüklerini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin cahiliye dönemindeki "kabile dayanışması" (asabiyet) kavramıyla etimolojik bir uyum içinde olduğunu, bireyin gücünü "topluluğun birliği" içinde tanımladığını savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "sayıca çokluk, askeri ve sosyal organizasyon" anlamlarını taşıdığını, müşriklerin bu niceliksel üstünlükle kendilerini her türlü tehlikeden uzak saydıklarını ifade eder. Sadık Kılıç, c-m-e kökündeki bütünlük vurgusunun, müşriklerin kendi yapay birlikteliklerini ilahî güce karşı bir kalkan olarak görme yanılgısını temsil ettiğini belirtir.

        Muntesir (مُنْتَصِرٌ)

        İbn Fâris, n-s-r kökünün temel anlamının birine yardım etmek, galibiyet vermek ve savunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muntesir" kelimesinin iftiâl kalıbundan (intisar) türediğini ve "kendi başının çaresine bakabilen, kimseden yardım almadan zaferini kazanan, intikamını alan" anlamına geldiğini ifade eder. Bu kalıbın eylemdeki bir çeşit "özgüven ve çabayı" yansıttığını söyler. Toshihiko Izutsu, kelimenin Arap kabile kültüründeki "hakkını kimseye yedirmeyen, intikamcı ve galip" insan tipini etimolojik olarak karşıladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "yenilmez, zaferden emin, kendini savunan" anlamlarına geldiğini ve müşriklerin, Bedir gibi savaşlarda bu organizasyon gücüyle mutlak galip geleceklerine olan sahte inançlarını betimlediğini ifade eder. Sadık Kılıç, n-s-r kökünün bir gücün diğerini bastırmasıyla ilgili olduğunu, buradaki kullanımın ise beşerî gücün ilahî yasayı bastırabileceği iddiasını taşıyan bir kibir ifadesi olduğunu savunur. Hidayet Aydar, kelimenin ism-i fail formunda gelmesinin, bu zafere ve güce sahip olma halinin onlar için değişmez ve ontolojik bir durum olduğu iddiasını taşıdığını vurgular. Angelika Neuwirth, "muntesir" nitelemesinin, muhatapların kendilerini ilahî bir yargıdan muaf tutan askeri bir güç olarak tanımlamalarının sembolü olduğunu ve bu kelimeyle apokaliptik bir meydan okuma sergilediklerini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X