Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 42. Ayet

    كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keżżebû bi-âyâtinâ kullihâ fe-eḣażnâhum aḣże ‘azîzin muktedir(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ama onlar bütün delillerimizi yalan saydılar, bizde onları üstün ve güçlü olana yaraşır biçimde kıskıvrak yakaladık.”

      Ama onlar bütün delillerimizi yalan saydılar. Muhtemelen onlar, Hz. Mûsa’nın kendilerine getirmiş olduğu ulûhiyet ve vahdâniyetin bütün delillerini ve peygamber olduğunun delillerini reddetmişlerdi. Bunun, Cenâb-ı Hakkın birliğine ve ulûhiyetine işaret eden yaratmaya dair bütün deliller mânasına gelmesi de muhtemeldir. Çünkü lânetli Firavun, ulûhiyetin kendisine ait olduğunu iddia ediyordu, halbuki âlemde mevcut bütün varlık ve olaylar Allah Teâlâ'nın ulûhiyetine işaret ediyordu. İşte Firavun ulûhiyetin kendisine ait olduğunu iddia edip kavmi de onu doğrulayınca, Allah Teâlâ'nın ulûhiyetine ve birliğine şahit eden her şeyin şehadetini inkâr etmiş oluyorlardı. Biz de onları üstün ve güçlü olana yaraşır biçimde kıskıvrak yakaladık. Yani üstün ve güçlü olanın zelil ve alçak olanı yakalaması gibi galibin mağlubu, kudretlinin acizi, kahhârın kahredileni yakalaması gibi. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezzebû (كَذَّبُوا)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün temel anlamının "bir şeyin aslındaki gevşeklik, sağlam olmama durumu ve hakikatin zıddı" olduğunu belirtir. Haber ile gerçeklik arasındaki uyumsuzluğun bu kökün özünü oluşturduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tekzîb" eyleminin, bir haberi veya işareti kasten ve bilinçli bir şekilde yalan saymak, onun doğruluğunu tanımamak anlamına geldiğini söyler. Buradaki çoğul kullanımın, Firavun ve ordusunun toplu bir cinnet halinde ilahi mesajı reddettiklerini vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece basit bir "yalan sayma" değil, sunulan mucizelerin ve uyarıların üzerini aktif bir şekilde örtme ve onlarla mücadele etme iradesini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kezzebû fiilinin Kur'an'ın semantik dünyasında "küfür" kavramının en somut eylemlerinden biri olduğunu, ilahi otoriteyi hiçe sayan bir meydan okuma dili içerdiğini savunur. Hidayet Aydar, fiilin kökündeki "gevşeklik" anlamıyla bağ kurarak, onların inkârlarının aslında tutarsız ve temelsiz olduğunu, ancak buna rağmen inatla bu yalanı sürdürdüklerini etimolojik olarak belirtir.

        Bi-âyâtinâ (بِآيَاتِنَا)

        İbn Fâris, e-y-y kökünün temel anlamının "alamet, nişane ve bir şeyi diğerinden ayıran belirgin iz" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "âyet" kelimesinin burada hem Hz. Musa’ya verilen dokuz büyük mucizeyi hem de evrendeki ilahi güç işaretlerini kapsadığını söyler. Kelimenin sonundaki "nâ" (bizim) zamirinin Allah’a nispet edilmesinin, bu işaretlerin kaynağının yüceliğini ve tartışılamazlığını nitelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, buradaki âyetlerin Firavun ve kavmine sunulan çekirge, haşere, kurbağa ve kan gibi toplumsal felaketleri de kapsayan birer ihtarname mahiyetinde olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, âyet kavramını Tanrı ile insan arasındaki iletişimsel birimler olarak tanımlar ve Firavun’un bu iletişim kanallarını kasten tıkadığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "yol gösterici işaret" anlamının, onların aslında kendilerini kurtaracak olan kılavuzları ellerinin tersiyle ittiklerini etimolojik olarak kanıtladığını söyler.

        Kullihâ (كُلِّهَا)

        İbn Fâris, k-l-l kökünün temel anlamının "bir şeyi kuşatmak, tamamlamak ve parçaların bütününü bir araya getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin hiçbir istisna ve açık bırakmaksızın tüm parçaları kapsadığını ifade eder. Buradaki kullanımın, Firavun’un kendisine gösterilen mucizelerin tek bir tanesini bile kabul etmediğini, yani inkârının "mutlak ve bütüncül" olduğunu vurguladığını söyler. Mustafa Öztürk, "kullihâ" (onların hepsini) vurgusunun, Firavun'a her türlü ikna yönteminin denendiğini ancak onun her birine karşı aynı inatçı direnci gösterdiğini betimlediğini belirtir. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "kuşatma" anlamının, ilahi mesajın onları her yönden sarmasına rağmen kalplerindeki kapalılığın bu kuşatmayı reddedişini simgelediğini savunur.

        Fe-ehaznâhum (فَأَخَذْنَاهُمْ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün bir şeyi el ile tutmak, yakalamak ve kontrol altına almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" eyleminin cezalandırma bağlamında kullanıldığında, suçlunun kaçacak hiçbir yer bulamayacak şekilde ilahi kudret tarafından kıskıvrak yakalanmasını ifade ettiğini söyler. Fiilin başındaki "fe" harfinin, yalanlamanın hemen ardından gelen bir "takip ve sonuç" ilişkisi kurduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de boğulmalarını ve fiziksel olarak yok edilme süreçlerini niteleyen sarsıcı bir fiil olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, e-h-z kökünün ontolojik bir "el koyma" olduğunu, emanet olarak verilen hayatın ilahi irade tarafından geri alınışını temsil ettiğini savunur. Hidayet Aydar, fiilin "biz" zamiriyle gelmesinin, bu helak eyleminin doğrudan Allah’ın tasarrufu altında gerçekleştiğini pekiştirdiğini söyler.

        Ahze (أَخْذَ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünden türeyen bu masdarın, eylemin şiddetini ve niteliğini pekiştirmek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, masdarın bu şekilde (meful-i mutlak olarak) gelmesinin, yakalayışın sıradan bir tutuş değil, benzeri görülmemiş bir dehşet ve kesinlik taşıdığını vurguladığını söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada azabın "nasıl" gerçekleştiğine dair bir nitelik bildirdiğini ve bu yakalayışın Firavun'un sahte tanrılık iddiasını yerle bir eden bir "hakikat tokadı" olduğunu ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin vurgulu kullanılmasının, uyarılara kulak asmayanların karşılaşacağı o kaçınılmaz akıbetin ağırlığını etimolojik olarak hissettirdiğini belirtir.

        Azîzin (عَزِيزٍ)

        İbn Fâris, a-z-z kökünün "galip gelmek, güç, sertlik ve nadir bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Azîz" sıfatının mağlup edilmesi imkânsız olan, her şeyi emri altına alan ve hiçbir gücün karşısında duramayacağı mutlak otorite anlamına geldiğini ifade eder. Buradaki kullanımın, kendini dünyanın en güçlüsü sanan Firavun’a karşı gerçek gücün kimde olduğunu gösteren semantik bir meydan okuma olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, Azîz kavramının Kur'an'ın Tanrı tasavvurunda "izze" (üstünlük) ve "itibar"ın tek kaynağı olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "izzet ve onur sahibi olan, hiçbir şekilde engellenemeyen" anlamlarını taşıdığını, Firavun'un zilletine karşı Allah'ın izzetini perçinlediğini belirtir. Sadık Kılıç, a-z-z kökündeki "sertlik" vurgusunun, inkârcıların katılığına karşı ilahi iradenin daha üstün bir sarsılmazlıkla cevap verişini simgelediğini ifade eder.

        Muktedirin (مُقْتَدِرٍ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "güç yetirmek, bir şeyi ölçüyle yapmak ve planlamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Muktedir" kelimesinin "iftiâl" kalıbından gelerek, kudreti her şeye nüfuz eden, dilediğini dilediği şekilde gerçekleştirmeye tam bir kapasitesi olan varlık anlamına geldiğini söyler. Kudretin eyleme dönüşmüş halini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "istediğini yapmaya gücü yeten, hiçbir engel tanımayan" anlamında kullanıldığını ve Firavun’un o devasa ordusunun bu muktedir güç karşısında bir hiç olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, k-d-r kökünün varoluşsal bir "takdir ve infaz" yetkisini içerdiğini, ilahi planın hiçbir sapma olmaksızın yürürlüğe konulmasını etimolojik olarak karşıladığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin Azîz sıfatıyla birlikte gelmesinin, ilahi otoritenin hem üstünlüğünü hem de bu üstünlüğü uygulama kabiliyetini birleştiren bir semantik zirve oluşturduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X