Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kamer Sûresi, 37. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kamer Sûresi, 37. Ayet

    وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad râvedûhu ‘an dayfihi fetamesnâ a’yunehum feżûkû ‘ażâbî ve nużur(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Üstelik onun misafirleriyle ilgili çirkin bir talepte bulundular. Biz de gözlerini silme kör ediverdik; tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!”

      Üstelik onun misafirleriyle ilgili çirkin bir talepte bulundular. Yani misafirlerle aralarından çekilmesini istediler. Biz de gözlerini silme kör ediverdik; rivayet edildiğine göre Cibril aleyhisselâm kanatlarıyla onların gözlerine dokundu ve hemen kör oldular. Sonra da onlara şöyle dendi: Tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Râvedûhu (رَاوَدُوهُ)

        İbn Fâris, r-v-d kökünün bir şeyi yumuşaklıkla istemek, bir şeyi elde etmek için gidip gelmek anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslen merada otlak arayan çobanın hareketinden (râid) türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "murâvede" eyleminin birini kendi isteği dışında bir işe zorlamak veya ikna etmek için yapılan ısrarlı girişimi nitelediğini söyler. Ayette Lût kavminin, peygamberin misafirlerine yönelik ahlaksız taleplerindeki ısrarını ve baskısını ifade ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "cinsel bir amaçla taciz etmek, zorlamak" anlamında kullanıldığını, onların misafirlere yönelik saldırgan ve sapkın iştahlarını en somut şekilde betimlediğini belirtir. Sadık Kılıç, râvedûhu ifadesinin psikolojik bir kuşatmayı ve karşı tarafın iradesini kırma çabasını etimolojik olarak karşıladığını savunur.

        Dayfihî (ضَيْفِهِ)

        İbn Fâris, d-y-f kökünün temel anlamının "meyletmek ve bir şeye sığınmak" olduğunu belirtir. Misafire "dayf" denilmesinin sebebi, onun ev sahibine yönelmesi ve ona sığınmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, dayf kelimesinin bir yere konaklamak üzere gelen ve ikrama layık görülen kimseyi nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinde (İbranice "dâyaf", Süryanice "dâyfâ") ortak bir köke sahip olduğunu ve Kur'an'da kutsal misafirlik hukukunu temsil eden bir terim olarak yer aldığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Lût peygambere insan suretinde gelen melekleri ifade ettiğini, kavmin bu kutsal misafirliğe yönelik saldırısının helak sürecini hızlandırdığını vurgular. Hidayet Aydar, d-y-f kökündeki "meyletme" anlamının, misafirin ev sahibinin himayesine girmesini ve bu himayenin ihlal edilmesinin toplumsal bir suç olduğunu etimolojik olarak kanıtladığını söyler.

        Tamesnâ (طَمَسْنَا)

        İbn Fâris, t-m-s kökünün temel anlamının "bir şeyi silmek, izini yok etmek ve bir şeyi belirsiz hale getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tams" eyleminin gözün ışığının söndürülmesi veya göz çukurunun tamamen kapanarak yüzle birleşmesi anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki "gözlerini sildik" ifadesinin, fiziksel bir organın işlevini yitirmesinden öte, onun varlık alametinin tamamen yok edilmesini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "gözlerini belirsiz hale getirdik, sildik, kör ettik" anlamlarını taşıdığını, meleklerin bir müdahalesiyle kavmin misafirlere ulaşma yeteneğinin bir anda yok edildiğini belirtir. Sadık Kılıç, t-m-s kökünün ontolojik bir "kazıma" ve "imha" eylemi olduğunu, ilahi gazabın bir nesneyi kendi doğasından kopararak silmesini temsil ettiğini savunur.

        A'yunehum (أَعْيُنَهُمْ)

        İbn Fâris, a-y-n kökünün temel anlamının "göz, bir şeyin özü ve su pınarı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayn" (çoğulu a'yun) kelimesinin burada görme organını ifade ettiğini, ancak bu organın "tams" fiiliyle birlikte anılmasının, idrak ve görme yetisinin kökten iptal edilmesini simgelediğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada onların fiziksel gözlerine işaret ettiğini, ancak bu eylemin bir mucize olarak gerçekleştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayn kelimesinin Kur'an kozmolojisinde hem fiziksel görüşü hem de manevi basireti temsil ettiğini, bu ayette ise her iki görme yetisinin de ilahi bir müdahale ile mühürlendiğini savunur.

        Zûkû (ذُوقُوا)

        İbn Fâris, z-v-k kökünün bir şeyi dille tatmak anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da mecazen "bir şeyi bizzat tecrübe etmek ve etkisini hissetmek" anlamında kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zevk" eyleminin sadece lezzetler için değil, azap ve acı gibi sarsıcı deneyimler için de kullanıldığını ifade eder. Ayetteki emir kipinin (tadın/deneyimleyin), azabın kaçınılmazlığını ve onun acısını tüm benliklerinde hissedeceklerini ihtar ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "tadın, tadına bakın, çekin" anlamlarına geldiğini, yaşanan fiziksel körlüğün ve ardından gelecek büyük helakin ilk acı meyvesi olduğunu belirtir. Sadık Kılıç, z-v-k kökünün etimolojik olarak "duyumsama" ile ilgili olduğunu ve azabın sadece dışsal bir olay değil, insanın iç dünyasını sarsan bir tecrübe olduğunu savunur.

        Azâbî (عَذَابِي)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün temel anlamının "bir şeyi engellemek ve birini bir şeyden mahrum bırakmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azabın kişiye ağır gelen ve huzurunu kaçıran her türlü ceza olduğunu söyler. Ayetteki "azabım" (azâbî) ifadesinin, Lût kavminin sapkınlıklarına karşı ilahi adaletin bir bariyer olarak ortaya çıkmasını nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki mülkiyet ekinin (benim), bu cezanın doğrudan Allah'tan geldiğini ve onun büyüklüğünü etimolojik olarak pekiştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, azabın bu bağlamda ahlaki çürümeye karşı verilen ontolojik bir cevap olduğunu belirtir.

        Nuzuri (نُذُرِ)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün temel anlamının "birini tehlikeye karşı önceden bilgilendirmek ve sakındırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nuzur" kelimesinin burada hem Lût peygamberin "uyarı mesajlarını" hem de bizzat "uyarıcıları" kapsadığını ifade eder. Ayetteki soru ve ihtar bağlamında, "uyarılarımın gerçekliğini şimdi görün" anlamını taşıdığını söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin uyarının yapılmış olmasına rağmen inkarda direnenlerin düştüğü zilleti nitelediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "korkutarak haberdar etme" işlevinin, insanın sorumluluk bilincini uyandırmayı amaçlayan bir pedagojik yöntem olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X