نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ شَكَرَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 35. Ayet
Daralt
X
-
34-35. "Biz de üzerlerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Ancak Lût ailesi hariç tutuldu; onları katımızdan bir lütuf olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.”
Lût Kavminin Helâki
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Ancak Lût ailesi hariç tutuldu. Başka bir âyet-i kerîmede “Yurtlarının altını üstüne getirdik” buyurulduğu üzere, bu âyeti o köylerin içindekilerle birlikte altının üstüne getirildiği mânasında tefsir edenlere göre Allah, o bölge halkından olup başka yerlerde bulunanlara bir kasırga göndermiş ve hepsini helâk etmişti. Bu durumda burada gizli bir kelime var demektir, Allah sanki şunu söylemektedir: Biz, içindekilerle birlikte o bölgenin altını üstüne getirdik, oralı olup bölgenin dışında olanlara da bir kasırga gönderdik. Ancak Lût ailesini hariç tuttuk. Böylece âyetteki iki istisnaya da doğru mâna verilmiş olur, tıpkı şu âyetteki istisna gibi olur: “İhramda bulunduğunuz sırada avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, size bildirilecek olanlar dışındaki ‘en'âm’ denen hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır”. Burada Allah şöyle demektedir: En'âm denen hayvanlar ve av hayvanları size helâl kılınmıştır, yalnız avlanmayı helâl saymamanız ve size bildirilenlerden (dışında) olmamak şartıyla. En doğrusunu Allah bilir. Âyet-i kerîmeyi, o beldenin altı üstüne getirildi, sonra onlara bir kasırga gönderildi diye tefsir edenlere göre de istisnaya doğru mâna verilmiş olur, onların helak edilmeleri iki emirle gerçekleşmiş sayılır. Lût ailesinin istisna edilerek kurtarılması, bunlardan biridir. Diğeri de Lût ailesinin onların ikisinden de kurtarılmasıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Onları katımızdan bir lütuf olarak seher vakti kurtardık. Yani seher vaktinde onlara azabın ulaşmasına engel olduk. Bu ayet, onlardan azabın engellenmesi suretiyle kurtulduklarına işaret etmektedir, yoksa onların kurtulmaları seher vaktinde oldu demek değildir.
Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz. Bu cümle iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, onların helak edilmeleri, Lût ve ailesine Allah tarafından verilen bir nimet idi, bunun şükrü de Allah’a yapılır, işte onların şükretmelerinin mükâfatıdır. Nitekim Allah başka bir âyetle meâlen şöyle buyuruyor: "Kendisine inanılmamış olan o kulumuza bir mükâfat olmak üzere”. Bu âyetle işaret edilen, onların helak edilmeleri ve boğulmaları, Nuh aleyhisselâmı inkâr etmeleri yüzü ilendi ve onların helâk edilmeleri, Hz. Nuh İçin bir nimet idi.
İkincisi, biz, Nuh’un ve onunla beraber olanların kurtulmaları, yanındakiler için bir nimetti, çünkü Allah’ın azabı gelince inkâr etsin etmesin herkesi helak eder. Görmez misin ki Allah, hiç günahları olmayan küçük çocukları ve hayvanları da helak etmiştir. Dünyada İlâhi kanun böyle olunca, Nuh’un yanındakilerin hayatta kalmaları, Allah tarafından onlar için bir lütuftu, yoksa Nuh’a inanmayanların dışında herkesin kurtulmayı hak etmesi söz konusu değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ni'meten (نِعْمَةً)
İbn Fâris, n-e-m kökünün temel anlamının yumuşaklık, incelik ve kişinin durumunun iyi olması olduğunu belirtir. Bu kökün, hayatın kolaylaşması ve pürüzlerin giderilmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ni'met" kelimesinin Allah tarafından kullarına bahşedilen her türlü hayrı, lütfu ve iyiliği nitelediğini söyler. Kelimenin hem dünyevi hem de uhrevi iyilikleri kapsayan kuşatıcı bir yapısı olduğunu, bu ayette ise Lût ailesine bahşedilen "kurtuluşun" bizzat bir nimet olarak isimlendirildiğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "özel bir lütuf, inayet ve ihsan" anlamında kullanıldığını; azaptan çekip çıkarılmanın sıradan bir olay değil, ilahi bir kayırma ve ödüllendirme olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, ni'met kavramının etimolojik olarak varlığın korunması ve desteklenmesiyle ilgili olduğunu, helak ortamında bir grubun seçilip kurtarılmasının bu nimetin en somut tezahürü olduğunu savunur.
İndinâ (عِنْدِنَا)
İbn Fâris, a-n-d kökünün bir şeyin yanında bulunmak, huzurunda olmak ve yakınlık anlamına geldiğini belirtir. Bu kelimenin aslen bir konum ve mekan bildirse de, manevi bir sahipliği de ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ind" kelimesinin hem fiziksel bir mekanı hem de bir varlığın otorite ve hüküm alanını nitelediğini ifade eder. "İndinâ" (katımızdan/yanımızdan) ifadesindeki nispetin, bu nimetin hiçbir aracı olmaksızın doğrudan ilahi iradeden kaynaklandığını ve yüceliğini vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, bu ifadenin kurtuluşun tamamen Allah'ın takdiri ve planı dahilinde gerçekleştiğini, beşeri bir tesadüfe yer bırakmadığını nitelediğini söyler. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "huzur" vurgusunun, verilen nimetin ilahi koruma ve gözetim altında olmanın bir sonucu olduğunu etimolojik olarak karşıladığını belirtir.
Kezâlike (كَذَٰلِكَ)
İbn Fâris, k-f ve z-l-k harflerinden oluşan bu yapının bir şeyi bir şeye benzetmek ve bir durumu işaret ederek sabitlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kezâlike" kelimesinin bir kuralı, bir sünneti ve daha önce anlatılan örneğin bir yasaya dönüştüğünü ifade ettiğini söyler. "İşte biz böyle..." şeklindeki kullanımın, ilahi adaletin işleyişindeki sürekliliği ve benzer durumlarda benzer sonuçların doğacağını vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "sünnetullah" vurgusu taşıdığını; Lût ailesinin kurtarılma biçiminin, şükreden herkes için geçerli olan ilahi bir model olduğunu ifade eder.
Neczi (نَجْزِي)
İbn Fâris, c-z-y kökünün bir şeyin karşılığını tam olarak vermek, yettiği kadarını takdim etmek ve denklik sağlamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ceza" kelimesinin yapılan bir eylemin (iyi veya kötü) hacmine ve niyetine tam uygunluk arz eden bir karşılık olduğunu söyler. Buradaki "neczi" (karşılığını veririz/ödüllendiririz) fiilinin, amelin karşılıksız kalmayacağına dair ilahi bir taahhüt taşıdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, c-z-y kökünün Kur'an'ın etik yapısında "karşılıklılık ilkesini" (reciprocity) temsil ettiğini, insanın attığı adıma ilahi sistemin mutlaka bir cevap vereceğini etimolojik olarak perçinlediğini belirtir. Sadık Kılıç, bu fiilin ilahi adaletin (mizan) bir gereği olarak, kulun çabasına denk bir lütfun sunulmasını ifade eden teknik bir terim olduğunu savunur.
Şekera (شَكَرَ)
İbn Fâris, ş-k-r kökünün temel anlamının "bir şeyi ortaya çıkarmak, açığa vurmak ve nimeti anmak" olduğunu belirtir. Kelimenin aslen bir kabın suyla dolup taşması (şekira) anlamıyla olan bağına dikkat çekerek, şükrün kalpteki minnetin dışa vurumu ve taşması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, şükrün üç boyutu olduğunu söyler: Kalbin nimeti tasavvur etmesi, dilin nimeti anması ve azaların nimete uygun salih amel işlemesi. Buradaki "şeker" fiilinin, sadece bir dilsel hamd değil, Lût ailesinin tüm uyarılara ve baskılara rağmen peygambere sadık kalarak sergiledikleri o fiili duruşu nitelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, şükrün burada küfrün (nankörlüğün) zıttı olarak, ilahi hidayeti kabul edip ona göre yaşamak anlamına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, şükür kavramının Kur'an semantiğinde "iman" ile eşdeğer bir ağırlık kazandığını, nimetin kaynağını tanıma ve ona göre tavır alma eylemi olduğunu vurgular. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "görünür kılma" anlamının, şükreden kişinin ilahi nimeti kendi hayatında ahlaki bir olgunlukla sergilemesiyle örtüştüğünü ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla