وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tek çığlık, kamer suresi 32. ayet, kamer 32, kuru çalı çırpı, kolaylaştırılmış kuran, kamer suresi, öğüt, kuran, zikir
-
"Andolsun ki Kur’ân’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?”
Yani, onların unuttukları, gaflete düştükleri Allah’ın nimetlerini hatırlamaları için kendilerine Kur’ân’ı kolaylaştırdık. Yahut gaflete dalıp unuttukları delilleri ve mûcizeleri hatırlamaları için Kur’ân’ı kolaylaştırdık. Veyahut unutmuş oldukları geçmiş ümmetlerin haberlerini ve onların peygamberleri inkâr etmeleri ve inatla karşı çıkmaları üzerine başlarına gelen belâları hatırlamaları için Kur'ânı kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?
Yorumu Yorumla
-
Yesser’nâ (يَسَّرْنَا)
İbn Fâris, y-s-r kökünün temel anlamının kolaylık, yumuşaklık ve bir şeyin önündeki engellerin kalkması olduğunu belirtir. Bu kökün zorluğun zıttı olduğunu ve bir işin pürüzsüzce akıp gitmesini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "teysîr" eyleminin bir şeyi hedeflenen amaca uygun hale getirmek ve onun üzerindeki meşakkati kaldırmak anlamına geldiğini ifade eder. Kur’an’ın bu fiille nitelenmesinin, onun hem lafzının ezberlenmeye hem de manasının anlaşılmaya müsait bir fıtratta kılındığını simgelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, fiilin Allah’a nispet edilmesinin (biz kolaylaştırdık), bu kolaylığın beşerî bir çabanın sonucu değil, ilahî bir lütuf ve vahyî bir programlama olduğunu belirttiğini ifade eder. Sadık Kılıç, y-s-r kökünün ontolojik bir uyum barındırdığını, ilahî kelamın insan zihniyle en üst düzeyde uyumlu hale getirilmesinin bu kelimeyle tasvir edildiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin mazi kalıbında gelmesinin, Kur’an’ın vahyedildiği andan itibaren bu kolaylık vasfına sahip olduğunun tescili olduğunu belirtir.
El-Kur’âne (الْقُرْآنَ)
İbn Fâris, k-r-e kökünün temel anlamının toplamak ve bir araya getirmek olduğunu ifade eder. Okuma eylemine "kıraat" denilmesinin sebebinin, harflerin bir araya getirilerek bir anlam bütünlüğü oluşturması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur’an isminin hem okunan kitap hem de önceki semavî kitapların özünü içinde toplayan mucizevi kelam anlamına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "keryânâ" (okuma, kutsal metin dersi) kelimesiyle etimolojik bir bağı olduğunu, ancak Arapça k-r-e köküyle tam bir anlamsal uyum sağladığını ve İslamî literatürde özgün bir isim haline geldiğini savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin kökenini Süryanice "leksiyonel" (kilise ayinlerinde okunan metinler topluluğu) kavramına dayandırarak, onun "okunacak metin" mahiyetine vurgu yapar. Toshihiko Izutsu, Kur’an kavramının bir "resmî hitap" ve "ilahî sesleniş" olarak Arap dilindeki en üstün semantik seviyeyi temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimeyi Geç Antik Çağ’ın sözlü kültür geleneği içinde değerlendirerek, "Kur’an" isminin metnin sadece yazılı değil, aslen sesli olarak icra edilen bir hitabe olduğunu etimolojik olarak kanıtladığını savunur.
Ez-Zikri (الذِّكْرِ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün bir şeyi dille anmak, kalpte tutmak, hatırlamak ve unutmamak gibi temel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Kelimenin aslen insanın zihninde hazır olan bilgiyi temsil ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, zikrin üç boyutu olduğunu ifade eder: Dilin zikri, kalbin zikri ve aklın zikri (öğüt alma). Ayetteki "lizzikri" ifadesinin, Kur’an’ın hem ezberlenmesi hem de ondan ahlaki bir ders çıkarılması için kolaylaştırıldığını imlediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, zikir kavramının hatırlama yönüne dikkat çekerek, bunun insanın fıtratında var olan ancak unutulan ilahî hakikatlerin yeniden bilince çıkarılması eylemi olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda öğüt, nasihat ve uyarı anlamını taşıdığını, Kur’an’ın temel fonksiyonunun insanı sarsarak ona sorumluluklarını hatırlatmak olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, zikr kökünün etimolojik olarak şeref ve itibar anlamıyla da ilişkili olduğunu, bu metnin kendisine yönelen insana manevi bir yücelik kazandırdığını belirtir.
Muddekir (مُّدَّكِرٍ)
İbn Fâris, z-k-r kökünden türeyen bu kelimenin, bir şeyi derinlemesine düşünen ve ondan kalıcı bir sonuç çıkaran kimse olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "iftiâl" kalıbından dönüşerek "muddekir" halini aldığını, bu dilsel değişimin eylemdeki çabayı ve samimiyeti pekiştirdiğini söyler. Sadece basit bir hatırlama değil, hatırlanan şeyi bir bilinç biçimine dönüştürme eylemini nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin öğüt alan, ibret alan ve uyarılara kulak veren anlamlarına geldiğini ve ayetteki soru formunun, ilahî adaletin tecellilerinden (Semûd'un helaki gibi) sonra insanı düşünmeye davet eden bir teşvik barındırdığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, muddakir kelimesinin "m" harfiyle başlamasının, bu niteliği taşıyan kişiyi ön plana çıkardığını ve ibret almanın bireysel bir irade meselesi olduğunu vurguladığını belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki muhafaza etme anlamının, alınan öğüdün yaşamın bütününe yayılan bir koruma kalkanı olması gerektiğini etimolojik olarak içerdiğini savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla