فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: azap, kamer suresi, kılıç, kamer suresi 29. ayet, arkadaş, deveyi kesme, uyarı, kamer 29, suyun taksimi
-
"Derken ilgili adamlarını çağırdılar, o da (deveye) saldırıp hunharca öldürdü.”
Burada Allah, deveyi kesme işini onlardan sadece birine nispet etmektedir, başka bir âyette ise bu fiili hepsine nispet etmiştir: “Derken, o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler, böylece Rab’lerinin emrinden dışarı çıktılar”. Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır: “Onlar deveyi kestiler, ama yaptıklarına pişman oldular”. Bu âyetlerde birinde kesme fiilinin bir kişi tarafından, diğerlerinde herkes tarafından yapıldığı ifade edilmektedir, bu bakımdan zahirde âyetler arasında çelişki olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka açıdan da âyetler arasında yine çelişki görülmektedir. Allah başka bir âyette meâlen şöyle buyuruyor: “Onlar Rab’lerinin emrinden dışarı çıktılar ve ‘Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir’ dediler”. Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır: “Onlar yaptıklarına pişman oldular”. Burada Allah pişmanlıktan söz etmektedir, pişmanlık ise Allah’ın emrinin dışına çıkmanın aksine bir durumdur. Ancak biz deriz ki: Âyetler arasında ne çelişki vardır, ne de ihtilaf. Sadece şartların ve zamanın farklılığı vardır. “Onlar Rab’lerinin emrinden dışarı çıktılar” sözü, kendilerine azap gelmeden önceki durumla alakalıdır. “Yaptıklarına pişman oldular” meâlindeki âyet de onlara azap geldikten sonraki hali ifade etmektedir. Bu ifadeler aynı hale ve aynı zaman dilimine ait olsaydı ancak çelişkiden söz edilebilirdi. Deveyi kesme olayı da aynıdır; hakikatte onu bir kişi kesmiştir, fakat herkes onu kesmeye yardım ettikleri için Allah o fiili herkese nispet etmektedir. Yahut bir kişi deveyi yaralamış, diğerleri de hep birlikte kesip parçalamışlardır. Bu durum da âyetler arasında bir çelişki olmadığını gösterir. Bazıları şöyle dedi: Biri ona yaklaştı ve ayaklarındaki ana damarı kesti. Âyetteki “akr” (عَقَرَ) kelimesinin yaralamak anlamına geldiği söylendiği gibi öldürmek anlamına geldiği de belirtilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Nedev (نَادَوْا)
İbn Fâris, n-d-v kökünün temel anlamının seslenmek, nida etmek ve insanların toplandığı bir mekân (nadi) olduğunu belirtir. Bu kelimenin aslen bir topluluk içinde birini yardıma çağırmak veya bir duyuru yapmak için sesin yükseltilmesi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, nida kelimesinin birine ismiyle veya sıfatıyla seslenmek olduğunu, buradaki kullanımın ise Semûd kavminin kendi içlerinden birine (deveyi katletmesi için) yaptığı kolektif ve kararlı çağrıyı temsil ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, n-d-v kökünden türeyen bu eylemin Kur'an'ın sosyal semantiğinde bir kabile dayanışmasını ve ortak bir hedef için yapılan "seferberlik çağrısını" nitelediğini savunur. Mustafa Öztürk, fiilin çoğul gelmesinin, söz konusu suçun sadece bir kişiye ait olmadığını, tüm kavmin bu çağrıya iştirak ederek suça ortak olduklarını etimolojik olarak perçinlediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "toplanma yeri" (nadi) vurgusuna dikkat çekerek, bu seslenişin kabile meclisinde alınan bir kararın uygulamaya dökülmesi olduğunu ifade eder.
Sâhibehüm (صَاحِبَهُمْ)
İbn Fâris, s-h-b kökünün bir şeyle beraber olmak, ona eşlik etmek ve onunla mülkiyet/aidiyet ilişkisi kurmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sahib" kelimesinin her türlü birliktelik için kullanıldığını ancak Kur'an bağlamında burada Semûd kavminin "kendi adamları, kendi kabile üyeleri" olan şahsa (Kudar b. Sâlif) işaret ettiğini söyler. Arkadaşlık vurgusundan ziyade, bir gruba aidiyet ve o grubun temsilcisi olma niteliğini öne çıkarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "sahibehüm" (onların arkadaşı/adamı) şeklinde kavme nispet edilmesinin, işlenen cinayetin sorumluluğunun o şahıs üzerinden tüm topluma yayıldığını gösteren etimolojik bir incelik olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "onların içinden biri, en yakınları" anlamında kullanılarak, azgınlıkta başı çeken kişinin yabancı biri değil, toplumun bizzat bağrından çıkan biri olduğunu nitelediğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, "sahib" nitelemesinin Semûd kıssasındaki suç birliğini ve kabile içi hiyerarşiyi yansıtan semantik bir unsur olduğunu ifade eder.
Atâ (عَاطَى)
İbn Fâris, a-t-v kökünün bir şeye ulaşmak, elini uzatmak, almak veya birine bir şey vermek anlamına geldiğini belirtir. "Atâ" (teati) formunun, bir nesneyi veya bir görevi kararlılıkla üstlenmek anlamını taşıdığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir şeyi elde etmek için cüretkârca uzanmak olduğunu, buradaki bağlamda ise şahsın kılıcını çekip deveyi kesmek üzere harekete geçmesini tasvir ettiğini ifade eder. Eylemdeki "cüret" ve "kararlılık" vurgusuna dikkat çeker. Sadık Kılıç, a-t-v kökünün bir şeyin "fiyatını/bedelini" vermek veya bir sorumluluğu "almak" ile olan bağına değinerek, şahsın kavminden aldığı destekle bu büyük günahın sorumluluğunu üstlendiğini savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "atıldı, işe koyuldu, cüret etti" anlamlarına geldiğini, peygamberin uyarısına rağmen ilahi mucizeye karşı el kaldırma cüretini nitelediğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "uzanma" anlamının, fiziksel olarak kılıca veya deveye yönelişi en çarpıcı şekilde betimlediğini ifade eder.
Akar (عَقَرَ)
İbn Fâris, a-k-r kökünün bir şeyin aslı, kökü, bir hayvanın ayaklarını keserek onu yere yıkmak veya kısır kalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Devenin öldürülmesine "akr" denilmesinin, onun ayak sinirlerinin kesilerek hareket edemez hale getirilmesinden kaynaklandığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin özellikle büyükbaş hayvanların ve develerin boğazlanmadan önce ayaklarının kesilmesini ifade eden teknik bir terim olduğunu, buradaki kullanımın ise mucizevi devenin vahşice katledilmesini temsil ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, "akr" eyleminin Semûd kavminin başkaldırısının zirve noktası olduğunu, kelimenin sadece öldürmeyi değil, bir şeyi "kökünden koparmayı" ve "iptal etmeyi" de imlediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin cahiliye toplumundaki kurban ve meydan okuma kültüründeki yerini hatırlatarak, devenin katledilmesinin ilahi otoriteye karşı sembolik bir "suikast" niteliği taşıdığını belirtir. Sadık Kılıç, a-k-r kökünün bir varlığın yaşamsal temelini (kökünü) kurutmak anlamıyla ilişkili olduğunu, bu eylemin sadece bir hayvanı öldürmek değil, ilahi rahmet kapısını kapatmak olduğunu savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla