وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: azap, kamer suresi, kılıç, deveyi kesme, arkadaş, uyarı, kamer suresi 28. ayet, kamer 28, suyun taksimi
-
"Bir de onlara, suyun aralarında paylaşımlı olacağını bildir. Her hissenin sahibi (suyun) başına gelsin.”
Salih Peygamberin Devesi
Cenâb-ı Hak başka bir âyette şöyle buyurmuştur: “Devenin bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir”. Bu âyette çeşitli faydalar ve deliller vardır. Birincisi, o deve, diğer develerden farklı olarak çok büyüktü, o kadar ki diğer develerin ve sahiplerinin suya ihtiyaç duyduğu kadarına o ihtiyaç duyardı, bundan dolayı onunla diğer develer arasında su içme zamanı taksim edilmişti. [İkincisi,] bu âyetteki suyun taksim edildiğine dair açıklama, suyu taksim etmekte bir sakınca bulunmadığına işaret eder. Nitekim Allah “Belli bir günün içme hakkı da sizindir” buyurmaktadır. Bundan maksat da su almak için günlerin taksimidir. Her hissenin sahibi (suyun) başına gelsin. Yani her hissenin sahibi kendisine ayrılan günde suyun başına gelsin, diğeri gelmesin. [Üçüncüsü,] burada, o deve her ne kadar Allah’ın bir mûcizesi ve âyeti olsa ve diğer develer büyüklük bakımından ve yeme-içme miktarı açısından ondan farklı olsalar da yine de onun Allah’ın mûcizesi olmayan diğer develer gibi yediği ve içtiği ifade edilmektedir. [Dördüncüsü,] Allah bu deve ile o insanlar arasında suyu taksim etti, ama yemini taksim etmedi, çünkü her iki taraf da yani deve de insanlar da suya aynı derecede muhtaç idiler, yaşamak için hepsinin suya ihtiyaçları vardı. Otları da onunla diğer hayvanlar arasında taksime gerek görmedi, çünkü ot boldu, taksime gerek yoktu. Suya gelince, o bölgede su azdı, insanlar kuyulardan faydalanıyorlardı, bu sebeple suyu aralarında taksim etti. En doğrusunu Allah bilir. [Beşincisi,] Sular az olduğu zaman taksime tâbi tutulur; bir gün devenindir, belli bir günün içme hakkı da insanlarındır. [Altıncısı,] su bir kaynak olsa da menfaatin paylaştırılması gibidir, kullanımı günlere göre taksim edilir.
Bir de onlara, suyun aralarında paylaşımlı olacağını bildir. Burada hitap Salih peygambere yapılmıştır, Allah ona suyun kendileriyle deve arasında paylaşımlı olacağım kavmine bildirmesini emretmektedir. Burada hitabın Resûlullaha (s.a.) yapılmış olması da mümkündür; buna göre ona, suyun insanlarla deve arasında paylaşımlı olduğunu haber vermesini emretmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Nebbi’hum (نَبِّئْهُمْ)
İbn Fâris, n-b-e kökünün bir şeyin yükselmesi, belirginleşmesi ve saklı kalmayan haber anlamına geldiğini belirtir. Bu kökün, sıradan bir bilgiyi değil, muhatap üzerinde etki bırakan ve önem arz eden "naba" (büyük haber) ile ilişkili olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "tenbiye" eyleminin sadece haber vermek değil, gerçeği en açık ve kesin haliyle muhataba iletmek olduğunu söyler. Buradaki emir formunun, peygamberin kavmine karşı ilahi bir tebliği, hiçbir kapalılık bırakmadan gerçekleştirmesi gerektiğini ifade ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada toplumsal bir krizin çözümü olan ilahi kararı duyurma görevi taşıdığını ve bu duyurunun geri dönülemez bir yasayı ilan ettiğini vurgular. Hidayet Aydar, n-b-e kökünün "yükseklik" anlamıyla bağ kurarak, bu haberin kaynağının yüceliğine ve doğruluğunun sarsılmazlığına işaret ettiğini savunur.
El-Mâe (الْمَاءَ)
İbn Fâris, m-v-h kökünün akışkanlık, berraklık ve hayatın devamlılığını sağlayan ana unsur anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" kelimesinin bu bağlamda sadece biyolojik bir ihtiyaç değil, Semûd kavmi ile mucizevi deve arasındaki imtihanın merkezi nesnesi olduğunu söyler. Suyun bir mülkiyet ve hak aracı olarak bu ayette semantik bir ağırlık kazandığını vurgular. Toshihiko Izutsu, suyun Arap toplumundaki ontolojik önemine değinerek, "el-mâ" (belirli su) ifadesinin, o bölgedeki kısıtlı ve hayati olan kuyu suyunu nitelediğini ve bu kısıtlı kaynağın paylaşımının dini bir test haline geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin buradaki kullanımının hayatın kaynağı üzerinden bir adalet sorgulaması yaptığını ve suyun ilahi bir mülkiyet olarak taksim edildiğini savunur.
Kısmetun (قِسْمَةٌ)
İbn Fâris, k-s-m kökünün bir bütünü parçalara ayırmak, paylaştırmak ve sınırı belirlemek anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin aslen adaletli bir dağıtımı imlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kısmet" kelimesinin hem paylaştırma eylemi hem de her bir tarafa düşen "nasip" anlamına geldiğini söyler. Buradaki kullanımın, suyun kullanım hakkının taraflar (kavim ve deve) arasında kesin sınırlarla ayrıldığını vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sosyal bir düzenlemeyi ve ilahi bir tahsisi ifade ettiğini, mülkiyet iddiasına karşı ilahi bir müdahale ile hakların pay edildiğini nitelediğini söyler. Sadık Kılıç, k-s-m kökünün ontolojik bir denge ve adalet (mizan) ile ilişkili olduğunu, suyun paylaşımının aslında ilahi adaletin yeryüzündeki bir tecellisi olduğunu savunur.
Kullu (كُلُّ)
İbn Fâris, k-l-l kökünün bir şeyi kuşatmak, tamamlamak ve ağırlığı altına almak anlamına geldiğini belirtir. Bu kelimenin parçaların toplamını ve bir bütünün her bir ferdini kapsayan mutlakiyeti ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin bir şeyin cüzlerini tek tek içine alan bir kapsayıcılık olduğunu ifade eder. Buradaki kullanımın, ne devenin ne de kavmin kendi sıralarını asla ihlal etmemesi gerektiğini ve her bir nöbetin istisnasız gözetileceğini vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sürecin her bir aşamasına ve her bir hak sahibine yönelik genellemeyi pekiştirdiğini ifade eder.
Şirbin (شِرْبٍ)
İbn Fâris, ş-r-b kökünün sıvı bir maddeyi içmek ve vücuda almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şirb" kelimesinin sadece içme eylemi değil, aynı zamanda içilecek su miktarı veya "su içme nöbeti/sırası" anlamına geldiğini söyler. Bu ayette kelimenin özellikle "zaman dilimi" ve "hak edilen pay" anlamında kullanıldığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Arapça bir köke sahip olduğunu ancak hukukî bir terim olarak "su kullanma hakkı" ve "sulama sırası" anlamında özelleştiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin Semûd toplumundaki su paylaşımı hukukuna atıfta bulunduğunu, devenin bu hukuka dahil edilmesinin ise imtihanın ana unsuru olduğunu ifade eder. Hidayet Aydar, ş-r-b kökünün hayat verici bir eylemden bir sorumluluk ve nöbet kavramına evrilmesini etimolojik olarak değerlendirir.
Muhtadar (مُحْتَضَرٌ)
İbn Fâris, h-d-r kökünün bir şeyin yanında bulunmak, yakınına gelmek ve gaib (uzakta) olmanın zıttı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muhtadar" kelimesinin "iftiâl" kalıbından gelerek bir şeyin hazır kılınması, ona şahitlik edilmesi veya o şeye bizzat iştirak edilmesi olduğunu söyler. Suyun başında o anda kimin hakkı varsa onun hazır bulunması gerektiğini nitelediğini vurgular. Gabriel Said Reynolds, kelimeyi Semûd kıssasındaki "hazır bulunma" ve "şahitlik" bağlamıyla ilişkilendirerek, bunun tarafların belirlenen vakitte orada bulunma zorunluluğunu ifade eden bir terminoloji olduğunu savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin "hazır olunmuş, nöbeti beklenmiş" veya "hakkın bizzat kullanıldığı yer" anlamlarına geldiğini, her iki tarafın da kendi sırasına riayet ederek suyun başında hazır olacağını betimlediğini belirtir. Sadık Kılıç, muhtadar niteliğinin ilahi bir şahitliği de içerdiğini, sıranın takibinin ilahi nezaret altında yapıldığını etimolojik olarak savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla