اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 27. Ayet
Daralt
X
-
"(Allah Salih peygambere şöyle buyurdu:) Şüphesiz biz dişi deveyi onları sınamak için göndermiş bulunuyoruz. Şimdi sen onların ne yapacağını izle ve sabret.”
Şüphesiz biz dişi deveyi onları sınamak için göndermiş bulunuyoruz. Allah, Salih peygamberin ümmetini dişi deve ile sınamaktadır, bu deveyi onlara bedava ve rastgele vermiş değildir. Nitekim Allah Teâlâ başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: “Onları, belki dönüş yaparlar diye, iyi durumlarla da kötü durumlarla da imtihan ettik”, “Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz”. Şimdi sen onların ne yapacağını izle ve sabret. Yani şimdi sen gözle; devenin veriliş maksadını inkâr edecekler mi yoksa onu kesecekler mi? Buradaki onları izle sözü, Resûlullah’a (s.a.), Mekkeliler’i izlemesi için verilen bir emir olması da muhtemeldir. Nitekim başka bir âyette Allah meâlen şöyle buyurmuştur: “Göğün bütün insanları kuşatan belirgin bir dumana bürüneceği günü bekle”. Sabret emri de onların verdikleri eziyete sabret, yaptıklarına karşılık verme yahut peygamberlik görevini tebliğ işine sabırla devam et anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
Mursilu (مُرْسِلُو)
İbn Fâris, r-s-l kökünün temel anlamının bir şeyi peşi sıra göndermek, serbest bırakmak ve bir düzene göre sevk etmek olduğunu belirtir. Bu kelimenin burada ilahi bir iradenin, belirli bir amaç ve plan dairesinde bir mucizeyi harekete geçirmesini ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "mursil" isminin bir elçiyi veya bir gücü belirli bir görevle bir yere yönlendiren varlık anlamına geldiğini söyler. Buradaki kullanımın, dişi devenin alelade bir canlı olarak değil, Allah tarafından özel bir görev ve sembolizmle Semûd kavmine gönderilişini nitelediğini belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "biz göndericileriz" (mursilu) formunda gelmesinin, olayın bizzat Allah’ın doğrudan müdahalesiyle gerçekleştiğini ve bu gönderişin arkasında sarsılmaz bir kararlılık bulunduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişimsel yapısında "irsâl" eyleminin yukarıdan aşağıya (dikey) gerçekleşen bir bilgi veya işaret aktarımı olduğunu, bu ayette ise devenin fiziksel bir "âyet" (işaret) olarak bu iletişim hattına dahil edildiğini savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "serbest bırakma" vurgusunun, bu mucizevi devenin kavmin içinde özgürce dolaşacağı ve bir imtihan aracı olarak serbestçe hareket edeceği gerçeğine işaret ettiğini belirtir.
En-Nâkati (النَّاقَةِ)
İbn Fâris, n-v-k kökünün dişi deve anlamına geldiğini ve kelimenin kökeninde bir şeyin "güzel, düzgün ve nitelikli" olması fikrinin bulunduğunu belirtir. Dişi deveye bu ismin verilmesinin, onun bedensel yapısındaki sağlamlık ve estetikle ilişkili olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sadece bir hayvan türünü değil, Salih peygamberin kıssasında ilahi bir "beyyine" (açık delil) olarak sunulan o özel ve mucizevi deveyi temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, "nâka" kelimesinin kadim Sami dillerinde (Aramice/Süryanice "nâkâ", İbranice "nâkâ") dişi deve için kullanılan yaygın bir terim olduğunu, ancak Kur'an'da tamamen teolojik bir mucize nesnesi olarak özelleştiğini savunur. Mustafa Öztürk, devenin burada "el-nâka" şeklinde belirlilik takısıyla (elif-lam) gelmesinin, kavmin bizzat talep ettiği veya kendilerine özel olarak tahsis edilen o "meşhur deve"ye işaret ettiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, dişi devenin kadim Arap geleneğinde hayati bir öneme sahip olduğunu, bu sebeple imtihanın bu canlı üzerinden seçilmesinin toplumun en hassas damarına dokunan etimolojik ve kültürel bir hamle olduğunu ifade eder.
Fitneten (فِتْنَةً)
İbn Fâris, f-t-n kökünün temel anlamının altını ateşe atarak saflığını, kalitesini ölçmek (imtihan etmek) olduğunu belirtir. Kelimenin aslen bir ayıklama ve gerçeği ortaya çıkarma süreci olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kelimesinin burada Semûd kavminin gerçek niyetlerini, sabırlarını ve peygambere olan bağlılıklarını ortaya çıkaracak "zorlu bir sınav" anlamında kullanıldığını söyler. Devenin gönderiliş amacının bir "deneme" (belâ) olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, fitnenin Kur'an'ın etik yapısında insanları hidayet ile dalalet arasında bir seçim yapmaya zorlayan sosyal ve manevi bir laboratuvar olduğunu savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada "belirleyici bir sınav" anlamı taşıdığını, devenin varlığının toplumu inananlar ve inkâr edenler şeklinde ikiye bölen etimolojik bir fonksiyon üstlendiğini belirtir. Sadık Kılıç, fitne kavramının ontolojik bir "sınanma" olduğunu, devenin bu süreçte pasif bir nesne değil, muhatapların iç dünyasını dışarı vuran bir ayna vazifesi gördüğünü ifade eder.
İrtekıb (ارْتَقِبْ)
İbn Fâris, r-k-b kökünün temel anlamının bir şeyi gözetlemek, beklemek, korumak ve bir şeye dikkatle bakmak olduğunu belirtir. Kelimenin özünde "bekçilik ve dikkatli takip" niteliği bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "irtikâb" (iftial kalıbı) eyleminin, bir olayın sonucunu merak ve dikkatle, adeta yüksek bir yerden izliyormuş gibi beklemek olduğunu söyler. Peygambere yönelik bu emrin, kavmin deveye karşı nasıl bir tavır alacağını ve ilahi hükmün nasıl tecelli edeceğini "gözetlemesi" anlamına geldiğini belirtir. Mustafa Öztürk, fiilin "izle, bekle, sonuca bak" anlamlarını taşıdığını ve tebliğ sürecinde artık sözün bittiği, eylemin ve sonucun takip edildiği bir aşamayı nitelediğini ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "koruma" (rakabe) vurgusunun, bu beklemenin sadece pasif bir duruş değil, aynı zamanda ilahi sürecin işleyişine dair derin bir tanıklık olduğunu savunduğunu belirtir.
İstabir (اصْطَبِرْ)
İbn Fâris, s-b-r kökünün bir şeyi tutmak, engellemek, nefsi dizginlemek ve kararlı durmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istibâr" (iftial kalıbı) kelimesinin, sabırda daha ileri bir dereceyi, yani zorluklara karşı büyük bir dirençle ve sarsılmaz bir sebatla direnmeyi ifade ettiğini söyler. Fiilin bu kalıpta gelmesinin, peygamberin kavminin tacizleri ve imtihanın ağırlığı karşısında "aşırı bir sabır ve dayanıklılık" göstermesi gerektiğini vurguladığını belirtir. Mustafa Öztürk, kelimenin "dişini sık, diren, sebat et" anlamlarını taşıdığını, Salih peygamberin bu zorlu süreçte metanetini koruması yönünde ilahi bir talimat olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, istibâr eyleminin varoluşsal bir "direniş" olduğunu, kişinin kendi iç dengesini ilahi emir doğrultusunda muhafaza etmesini etimolojik olarak karşıladığını savunur. Hidayet Aydar, s-b-r kökündeki "kendini bağlama" anlamının, peygamberin hislerine kapılmadan ilahi planın sonlanmasını beklemesi gerektiğiyle örtüştüğünü belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla