سَيَعْلَمُونَ غَداً مَنِ الْـكَذَّابُ الْاَشِرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: imtihan, sabır, kibir, kamer suresi, kamer 26, şımarık, dişi deve, bekleyiş, kamer suresi 26. ayet
-
"Yarın onlar asıl yalancı, küstah kimmiş görecekler.”
Buradaki "se-ya‘lemûne” (سَيَعْلَمُونَ) fiili "se-ta'lemûne” (ستعلمون) diye de okunmuştur. “Ya‘lemûne’ diye okuyanlar, müteakip âyetteki “Onları sınamak için” sözünü delil gösterirler; burada "sizi” anlamına gelen muhatap zamiri değil, onları anlamına gelen gaip zamiri kullanılmıştır, bu bakımdan “ya'lemûne” fiilinin de gaip olması gerekir. “Ta‘lemûne” diye muhatap sığasıyla okuyanlar da hitabın Resûlullah (s.a.) tarafından kâfirlere yapıldığını belirtirler; yani azap başınıza geldiğinde yalancı ve küstah kimmiş, ben miyim, yoksa siz misiniz öğreneceksiniz. Bu durumda âyet, inkârcıları tehdit anlamı taşır.
Yorumu Yorumla
-
Seya'lemûne (سَيَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, e-l-m kökünün bir şeyi diğerinden ayıran iz, alamet ve nişane anlamına geldiğini belirtir. İlim, bir şeyin hakikatini diğerlerinden ayırt edecek şekilde kavramaktır. "Se" harfinin eyleme eklenmesiyle, bu bilme sürecinin gelecekte mutlak bir kesinlikle gerçekleşeceğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, ilm kavramının bir nesnenin veya gerçeğin olduğu gibi idrak edilmesi olduğunu söyler. Buradaki kullanımın, dünyada hakikate gözünü kapatanların, gerçeklik perdesi kalktığında karşılaşacakları o kaçınılmaz "farkındalığı" ve "yakînî bilgiyi" ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasında sadece zihinsel bir faaliyet değil, aynı zamanda eskatolojik bir yüzleşmeyi temsil ettiğini savunur. Bu ifadeyi, insanların iddialarının boşa çıkacağı o büyük ana dair bir "tehdit ve bildirim" olarak değerlendirir. Mustafa Öztürk, fiilin gelecek zaman kipiyle gelmesinin, müşriklerin o anki cehaletlerine karşı ilahi adaletin tecelli edeceği vaktin kesinliğini ve yakınlığını pekiştirdiğini ifade eder. Sadık Kılıç, e-l-m kökünün "işaretleme" anlamından hareketle, o gün her hakikatin kendi alametiyle açıkça ortaya çıkacağını ve bilinmez hiçbir şeyin kalmayacağını belirtir.
Gaden (غَدًا)
İbn Fâris, g-d-v kökünün sabahın ilk saatleri, şafak vakti veya bir sonraki gün anlamına geldiğini belirtir. Zamanın yakınlığını ve gelmekte olanın kaçınılmazlığını ifade eden temel bir zaman birimidir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin literal olarak "yarın" anlamına gelse de, Kur'an jargonunda özellikle "kıyamet" veya "hesap vakti" gibi çok yakın olan geleceği temsil ettiğini söyler. İlahi zaman algısında dünya hayatının kısalığına bir atıf yaparak, beklenen sonucun aslında bir sabah vakti kadar yakın olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, bu kelimenin zamanın daraldığını hissettiren bir uyarı dili barındırdığını, müşriklerin uzak gördüğü o saatin ilahi iradeye göre kapıda olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "Gaden" kelimesini apokaliptik bir dille, ilahi hükmün aniliğini ve gecikmeyeceğini vurgulayan teknik bir terim olarak değerlendirir. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "sabah" vurgusunun, karanlığın ardından gelen aydınlık gibi hakikatin de tüm çıplaklığıyla yarın (kıyamet günü) belireceğini simgelediğini belirtir.
El-Kezzâbu (الْكَذَّابُ)
İbn Fâris, k-z-b kökünün haberin gerçeğe aykırı olması ve doğruluğun zıttı olduğunu ifade eder. Kökeninde bir "gevşeklik" ve "aslı olmama" durumu yattığını belirtir. Kelimenin "fe'âl" kalıbında (mübalağa) gelmesiyle, yalanı bir karakter haline getiren veya en büyük iddiayı asılsızca ortaya atan kimseyi nitelediğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın hakikati bile isteye örten ve peygamberi yalanlayanlar için bir "iade-i sıfat" olduğunu, yani asıl yalancının kim olduğunun o büyük yarında tescilleneceğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "kezzâb" kelimesinin burada semantik bir ironi taşıdığını; peygamberi bu sıfatla itham edenlerin, bizzat kendilerinin bu sıfata sahip olduğunun ortaya çıkacağını savunur. Mustafa Öztürk, kelimenin toplumsal bir itibar savaşını ve kimin davasının temelsiz olduğunun o gün kanıtlanacağını anlatan güçlü bir niteleme olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin belirlilik takısıyla (el) gelmesinin, yalanın en uç noktasını ve o gün herkesin tanıyacağı mutlak yalancılığı simgelediğini vurgular.
El-Eşiru (الْأَشِرُ)
İbn Fâris, e-ş-r kökünün bir nimetin veya gücün sarhoşluğuyla haddi aşmak, şımarmak, böbürlenmek ve dengesiz bir neşeye kapılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eşir" kelimesinin kibir ve azgınlık nedeniyle başkalarını hor gören, kendi konumunu ilahlaştıran kimseyi nitelediğini söyler. Buradaki bağlamda, Semûd kavminin bu küstahlığının ve peygamberi küçümseyen "şımarık" tavrının bedelinin ödeneceği ana bir atıf yapıldığını vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin "kendini beğenmiş, küstah, hadsiz ve şımarık" anlamlarını taşıdığını; onların bu psikolojik halinin hidayetin önündeki en büyük engel olduğunu belirtir. Sadık Kılıç, eşir ifadesinin insanın kendi yaratılış sınırlarını unutarak ilahi otoriteye kafa tutma cüretini etimolojik olarak karşıladığını savunur. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "nimetle azma" anlamının, Semûd kavminin sahip olduğu maddi refahın onları nasıl bir manevi çöküşe ve körlüğe sürüklediğini gösteren bir kanıt olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla