ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Kamer Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bir beşer, kamer suresi, yalanlama, semud kavmi, sapıklık, kamer 25, kamer suresi 25. ayet, vahiy inkarı, delilik
-
"İlâhî mesaj içimizden ona mı gönderilmiş? Hayır o, yalancının, küstahın biri!"
İlâhî mesaj içimizden ona mı gönderilmiş? Bu sözü Mekkeliler’in Resûlullah (s.a.) için söylemiş olmaları muhtemeldir, nitekim Allah onlardan naklen şunu söylemektedir: “İlâhî uyarı içimizden ona mı indirildi şimdi". Bu yoruma göre buradaki “zikr” kelimesinden maksat, Kur'andır. Bu sözü Semûd kavminin Salih aleyhisselâm için söylemiş olması da mümkündür. Çünkü buradaki kıssa, Hz. Salih ile ilgilidir. Bu yorum, daha isabetli gözükmektedir. Kâfirler, peygamberlerin diğer insanlardan üstün olduklarını, onların Allah elçisi olduklarını ve kendilerine kitap indirildiğini inkâr ediyorlardı, sonra da kendilerinin peygamberlerden daha üstün olduklarını iddia ediyorlardı: Ya mallarının fazlalığından, ya soyları ve nesepleri itibariyle ya da reis olmaları ve sözlerinin geçerli sayılması sebebiyle, peygamberlerin ise geçmişte bir statü sahibi olmadıkları ve herhangi bir önemli iş de yapmadıkları için onlardan daha üstün olduklarını düşünüyorlardı. Onların, geçmişte bir konum sahibi olmadıkları ve herhangi bir iş de yapmadıkları için Allah’ın elçisi vasfına sahip peygamberlerden daha üstün olduklarını iddia etmeye hakları yoktu. Çünkü peygamberlik Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. En doğrusunu Allah bilir.
Hayır o, yalancının, küstahın biri! Kırâat imamları buradaki kelimeyi “el-eşir” (الْأَشِرُ) diye okumuşlar, ancak Mücâhid’in “el-eşur” (الأشر) diye okuduğu rivayet edilir. Bazıları, “el-eşer” kötülükten zevk alan demektir, dedi. Bunu Ebû Avsece söyledi ve şöyle devam etti: “el-Eşir” ve “el-eşer”, ikisinin de şımarık anlamına geldiği söylendi, tıpkı "hazir" ve hazer (حذر) kelimeleri gibi; kibirli, kendini beğenmiş demektir.
Yorumu Yorumla
-
Ulkiye (أُلْقِيَ)
İbn Fâris, l-k-y kökünün bir şeyi birinin önüne koymak, atmak veya biriyle karşılaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. "İlka" eyleminin, bir sözün veya nesnenin muhatabın alanına bırakılmasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir şeyi olduğu gibi bir yere veya birinin kalbine bırakmak olduğunu ifade eder. Vahyin peygambere ulaştırılması bağlamında, ilahi kelamın beşerî idraka "atılması" veya "bırakılması" anlamını taşıdığını vurgular. Mustafa Öztürk, vahyin ani ve sarsıcı bir şekilde muhataba ulaştırılmasını niteleyen teknik bir terim olduğunu, Semûd kavminin bu "seçilme" olayını hayret ve inkarla karşıladığını belirtir. Sadık Kılıç, ilka eyleminin bilginin kaynağının dışarıda olduğunu ve muhatabın bu süreçte alıcı konumunda bulunduğunu etimolojik olarak perçinlediğini savunur.
Ez-Zikru (الذِّكْرِ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün bir şeyin zihinde hazır olması veya dille anılması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikrin hem korunan bilgi hem de hatırlatma olduğunu, burada ise "vahyedilen kitap/mesaj" anlamında kullanıldığını söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da zikrin, insanın unuttuğu hakikatleri ona hatırlatan aktif bir ilahi müdahale olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice "duhkrana" (anma, hatırlama) kavramıyla semantik bir bağı olabileceğini, ancak Arapçada vahyî bir terminoloji olarak yerleştiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Semûd kavminin dilinden dökülerek, vahyin o yüce niteliğinin ironik bir inkarla karşılanışını simgelediğini söyler.
Kezzâbun (كَذَّابٌ)
İbn Fâris, k-z-b kökünün doğruluğun zıttı olduğunu, kökeninde bir "gevşeklik" ve "aslı olmama" durumu bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kezzâb" formunun mübalağa ifade ettiğini, sadece yalan söyleyen değil, yalanı bir karakter haline getirmiş veya sürekli yalan uyduran kimse anlamına geldiğini belirtir. Mustafa Öztürk, kavmin peygamberi itibarsızlaştırmak için "sahtekar, yalancı" nitelemesini en üst perdeden kullandığını ifade eder. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "aslı olmama" vurgusunun, müşriklerin peygamberin davasını tamamen temelsiz görme iddialarıyla örtüştüğünü savunur.
Eşirun (أَشِرٌ)
İbn Fâris, e-ş-r kökünün nimet karşısında azgınlaşmak, şımarmak ve haddi aşan bir neşeye kapılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eşir"in sahip olduğu konum sebebiyle başkalarını küçümseyen, kibirli ve şımarık kimse olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Kafir" tipolojisinin bir parçası olan küstahlık ve kendini beğenmişlik kompleksi içinde değerlendirir. Mustafa Öztürk, kelimenin "kendini beğenmiş, küstah, şımarık ve hadsiz" anlamlarına geldiğini; kavmin, peygamberin liderlik iddiasını kişisel bir hırs olarak nitelediğini belirtir. Christoph Luxenberg, kelimenin kökeninde Süryanice "aşir" (mutlu, zengin, şanslı) anlamlarının bulunduğunu ancak Arapça bağlamda bunun "olumsuz bir şımarıklığa" evrildiğini iddia eder. Gabriel Said Reynolds, bu nitelemenin peygambere yöneltilen "şahsi ikbal peşinde koşan biri" suçlamasının etimolojik bir dışa vurumu olduğunu savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla